Züleyha Ortak: Mücadele biçimim her şeye şükretmek

Züleyha Ortak, müziği hayatının merkezine koyarken çok sıkıntılarla karşılaştığını ama asla yılmadığını söyledi. "Araladığım kapıyı kapatmaya çalışanlar çok oldu. Ama ben mücadeleyi kazandım." diyor. Mücadele biçimininse her şeye şükretmek olduğunu söylerken, "Olana da olmayana da, Allah'tan bilip şükrederim" diyor. Biz bir dostu ağırlar gibiydik. Aynı keyfi alarak okumanız dileğiyle.

0
44
views

Halk Müziği sanatçısı ve sunucu Sevgili Züleyha Ortak’la hayatı, müziğini ve insana dair pek çok şeyi konuştuk. Bir röportaj havasında değil de daha çok bir dostla dertleşiyor gibiydi. Ortak, kanınızın hemen ısındığı, sayısı azalan samimi insanlardan…

Züleyha Ortak, müziği hayatının merkezine koyarken çok sıkıntılarla karşılaştığını ama asla yılmadığını söyledi. “Araladığım kapıyı kapatmaya çalışanlar çok oldu. Ama ben mücadeleyi kazandım.” diyor. Mücadele biçimininse her şeye şükretmek olduğunu söylerken, “Olana da olmayana da, Allah’tan bilip şükrederim” diyor. Biz bir dostu ağırlar gibiydik. Aynı keyfi alarak okumanız dileğiyle.

Zülfü Livaneli’nin asistanı olarak başladığınız gazetede, Harbiye Açıkhava’daki konseri esnasında şarkı seslendiriyorsunuz ve yolunuz açılmış oluyor. Peki buradan sonraki süreç nasıl gelişti?

Zülfü Livaneli çok insancıldır. O akşam benim için mucizeviydi. Çıkarttı beni sahneye; “Karanlıkların ardından usul usul şarkını söyleyeceksin” dedi. Ansızın gelişen bir durumdu. Rahmetli Yaşar Kemal o gece konser bitiminde “Zülfü, bu kız çok yetenekli. Hep şarkı söylesin” dedi. Zülfü Bey de “Tamam” dedi. İşte Züleyha’nın hikayesi böyle başladı.

Züleyha Ortak, muhabirimiz Ulya Altıntaş ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

Konserden sonraki süreç nasıl gelişti?

Konserden sonra 1 yıl daha çalıştım Zülfü Bey ile. Bu esnada şarkıları seçtim, hazırlıklarımı tamamladım. İlk etapta albüm tamamen Kürtçe olacaktı. Ama bazı durumlar neticesinde 10 dilde olması fikrini geliştirdim. Seyhan Müzik’in patronu ‘Bülent Seyhan’ ise, başta bir single olan projeyi albüme çevirdi ve “Ben bu sese albüm yaparım” dedi.

Artık ne gazete ne de televizyon dünyasında insanlara yardımcı olan o eski babacan insanlar yok. Siz kendinizi bu anlamda şanslı görüyor musunuz?

Ben ömrümün sonuna kadar Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli’ye teşekkür ve dua edeceğim. Dünya görüşlerimiz, fikirlerimiz farklı olabilir ama haklarını ödeyemem ve bunu da her yerde söylerim, söyleyeceğim…

Zülfü Bey’in insancıl, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin insanları kucaklama şekli, benim bu mesleğe girmemdeki en büyük şansım oldu.

Ülkemizdeki seçim öncesi ve sonrası süreçlerde, insanlar arasında kutuplaşmalar oluyor. Sosyal medyadan kavgalar ediliyor, birbirlerini siliyorlar. Sizin çevrenize baktığımızda, farklı siyasi görüşten arkadaşlarınız ve dostlarınız olduğunu görüyoruz. Bu birliktelik nasıl sağlanıyor?

Bizim sohbetlerimiz çok eğlenceli olur. Belli noktalarda espriler, şakalar yapamıyorsanız, o arkadaşlığı devam ettirmeniz zaten mümkün değildir. Bizler de sağ sol etiketi yaparak birbirimizi yaftalarsak, bu ayrımcılığı yapan insanlardan hiçbir farkımız kalmaz. İşte bu yüzden bir araya geldiğimizde ya mümkün olduğunca siyaset konuşmuyoruz ya da ortak noktaları buluyoruz. Zaten hangi görüşten olursak olalım karşı tarafın düşüncesini eleştirebilme hakkımız da olmalı. Bu, beraberinde hemen aforoz edilmeyi getirmemeli değil mi?

İyi bir şeyler yapmak için eksisini artısını konuşmamız gerekiyor diyorsunuz…

Elbette. Mesela kültür-sanattan dem vuruyoruz diyelim. Şunu sormak istiyorum ‘Bunun için samimiyetle çabalayan kaç insan var?’ Bakın daha yeni kaybettiğimiz Prof. Dr. Haluk Dursun Hoca mesela… Çağının ötesinde bir bilim insanı ve gönül eriydi. Nur içinde yatsın. Hayatını kültüre, sanata, ülkesine, milletine, memleketine adamıştı. Peki onun gibi bir çınarı kaç kişi tanıyordu? Maalesef bizde kıymet Hakkın rahmetine kavuştuktan sonra biliniyor. Bana sorarsanız en büyük sorunlarımızdan birisi de böylesi değerli insanlara vaktinde değer vermemektir…

Peki onun gibi bir çınarı kaç kişi tanıyordu? Maalesef bizde kıymet Hakkın rahmetine kavuştuktan sonra biliniyor.

Yakın zamanda bir Amerika seyahatiniz olmuştu. “Bu denli kalabalık, gürültülü, pasaklı bir kentte huzur bulacağımı hiç düşünmemiştim” diye bir cümleniz vardı. Yurt dışında size iyi hissettiren durumlar nelerdi?

Hiç bilmediğim bir ülkeye gittim. Bambaşka, çok renkli ve açıkçası bana çok iyi gelen bir dünyaydı. Yeni tanıştığım insanlarla sohbet edip, yemekler yedim. Yepyeni kültürleri inceledim. Orada herkesin birbirine günaydın demesi ve teşekkür etmesi çok güzel. Bu ikisi bile inanın iyi hissetmeniz için yetiyor. Profesör Arif Verimli’yi çok severim. Der ki; “Genelde hastalar değil, hastaların hasta ettikleri gelir bize”. Bazen ben de terapiye ihtiyaç duyuyorum. Yurt dışı fikri bu yıl kendim için aldığım en güzel karardı. Sabahın erken saatlerinde Central Park’ta koşmak, sokak müzisyenleriyle birlikte şarkılar söylemek, bilmediğim caddelerde kaybolmak, bende adeta terapi etkisi yaptı. İnşallah gelecekte de başka başka ülkelerde kaybolabilme fırsatım olur…

İlgili Haber
Büt Dergisi'nin 34.Sayısı Çıktı!

Biz daha günaydın demeyi başaramıyoruz…

Evet maalesef bu durumdayız. Biz bugün birine günaydın desek, bunu bile tamamen yanlış algılayacak insanlar var. Ya da en iyi niyetli kelimelerimiz bile karşılık bulmuyor diyelim. Birbirimize tahammülümüz yok belki de. Tamamen Batı’ya uyup değerlerimizden uzaklaşalım demiyorum. Değerlerimizi korurken, insanlığımızı kaybetmeyelim diyorum. Çünkü hep birlikte huzur içinde yaşayabilmenin yolu doğru iletişim kurabilmekten ve karşılıklı saygıdan geçiyor. Sonuçta şunu aklımızdan çıkartmamamız lazım; ‘Biz hep birlikte Türkiye’yiz ve böyle çok güzeliz’ …

TÜRKİYE’DEKİ HUZURSUZLUĞUN BAŞ SEBEBİ KUTUPLAŞMA

Türkiye’deki bu huzursuzluğun sebebini neye bağlıyorsunuz?

Maalesef ülkemizde derin bir kutuplaşma yaşanıyor. Oysa biz hoşgörülü, birbirine yardım eden, hayatı paylaşan bir toplumduk. Ama gittikçe zorlaşan hayat şartları, sosyal medyanın gelip yaşamlarımızın merkezine bu denli oturması bizi iyice birbirimizden uzaklaştırdı. Farkı görüşlerden insanlar birbirlerine tepki duymaya başladı ki bence bu çok ürkütücü ve tehlikeli. İnsanlar nedense birbirlerine sıfat koymaya çok meraklı. Siz birini sevdiğiniz zaman sizi hemen yaftalıyorlar. Hemen ocu bucu haline geliyorsunuz. İnanın bunun acısını çok çektim. Gezi olaylarından önceki ülkemi çok özledim. 2013 öncesindeki Türkiye’ye dönmek istiyorum. Ortak noktalarda buluşulan dönemleri özlüyorum. Bir tarafla hemfikir değilseniz öteki oluyorsunuz. Bu ayrışma beni de ülkem gibi çok yordu…

Mutsuz olunca bu durumla nasıl mücadele ediyorsunuz?

Aslında yurt dışından dönerken bir mottoyla döndüm. Önceleri mücadele ederdim. Bir insanla problemim varsa kapılarını çalıp problemi çözmeye çalışırdım. Ama gördüm ki bu çare olmuyor çünkü bu sefer de başka bir konuşma başlıyor. İşte tüm bunlar geldi geldi birikti ve el alem için yaşanmayacağını anladım. Mücadele biçimimse her şeye şükretmek. Olana da olmayana da, iyiye de kötüye de, Allah’tan bilip şükretmek…

İşte bu benim yaşama biçimim. Yaşadığım süre zarfında, geride bıraktıklarım, yapacaklarım, yaşamına dokunduklarım, yaşamımı anlamlı hale getiriyor. Tesadüfe de inanmıyorum. İnsanın dünyaya bir gönderiliş amacı var ve ben de etrafa pek kulak asmadan var gücümle bunu gerçekleştirmeye çalışıyorum.

Tesadüfe de inanmıyorum. İnsanın dünyaya bir gönderiliş amacı var ve ben de etrafa pek kulak asmadan var gücümle bunu gerçekleştirmeye çalışıyorum.

Geride dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz?

Vakti zamanında bana açılan o kapıyı görüp şükrediyorum. Gerçi o kapının kapanması için arkasından iteni çok oldu (gülüyor). Ama ben mücadeleyi bırakmadım ve nihayetinde kazandım.

Muhafazakârlık kavramına bakışınız nasıl?

Ben bu kavramların zaman içinde yerle bir olduğunu düşünüyorum. Bu yeniden inşa edilebilir mi? Şu anda çok zor. Bambaşka bir gençlik geldi. Gençliği yakalayamayan siyasetçiler var. Birçoğu apolitik, birçoğu inançsız. Peki gençliği bu hale getirenler kimlerdi? Elbette bizlerdik. Benim de ailem muhafazakâr. Ben de ilk albümümü yaptığımda ailemden sert tepkiler aldım. Bizim insanımızın zihninde kalıplar var ve bu kalıplar maalesef çok zor değişiyor. Ama inanıyorum ki zaman en büyük öğretmendir ve bir şekilde herkese dokunarak öğretir, öğretecektir…

İlgili Haber
“Gazetecilik Psikolojik Tatmini Yüksek Mesleklerden Biri”

Önceki yıllardan bir söyleşinize denk gelip okudum. Kadına şiddete yönelik ne düşündüğünüz sorulmuş. Aradan geçen bunca zamana rağmen yine çok acı olaylar yaşadık ve ben size aynı soruyu üzülerek yinelemek durumunda kalıyorum…

İnsanların film sahnesi izler gibi hiçbir şey yapmadan beklemesi beni çok üzüyor. İki dirhem bir çekirdek giyinip basın açıklaması yapmakla, kınamakla maalesef şiddeti bitiremeyiz. Benim gözümde insafsızlık, vicdansızlık, merhametsizlik bu olayların baş sebebidir. İsim vermek istemiyorum. Yurt dışında olan bir sosyal medya fenomeni, bu şiddetlerin sebebini boşanmalara, borç ve kredilerin ödenememesine, velayet davalarına bağlamış. Faciaların bu sebeple yaşandığına dair bir şeyler yazmış. İnanamadım. Acaba ben mi yanlış okuyorum dedim yeniden okudum. Bu nasıl düşüncesizce bir açıklamadır?

MERHAMETSİZ BİR TOPLUMU KENDİ ELLERİMİZLE İNŞA ETTİK

Bir şeyi konuşurken neden ‘amasız’ konuşamıyoruz. ‘Kadına Şiddete Hayır’ ama… Bunun ama’sı maması yok. Yıllar geçiyor ve biz hala bu sorulara cevap aramaya çalışıyoruz; çünkü merhametsiz bir toplumu kendi ellerimizle inşa ettik. Bana sorarsanız bu gerçekle yüzleşmek istemiyoruz çünkü zor! İdam gelsin diyoruz ama bu en kolayı. Oysa o adam, kadının çektiği acıyı ömrünün sonuna kadar unutamamalı…

Şiddete karşıyım. Allah’a ve kutsal kitabımıza harfiyen inanırım. Ama insanlarda Allah korkusu kalmamış. Babam “Yolda para görürseniz sakın almayın, asla dokunmayın, bu helal değil’ derdi. Şimdilerde aynı havayı soluyup, aynı hayatı paylaştığımız insanların ruh hallerini bile bilmiyoruz. Bunun önüne nasıl geçilecek? Herkesin bir cevabı var ama çözüm yok. Amerika’da bir olay yaşadım. İki kişinin kavgasına şahit oldum. Adam sevgilisinin saçlarından tutup sürükledi. Hiç kimse de karışmadı. Ben sesimi çıkarınca yanımdaki üç beş kişi de benimle birlikte geldi. Bir tane deli mi lazım illa ki çıkıp ses verecek. Kim bilir belki de öyle…

Sizin yakın çevrenizdeki insanlar da sizin gibi cesaretli mi?

Hayat bana şunu iyi öğretti, artık benim kadar cesaretli olmayan hiç kimseye hayatımda yer vermiyorum. Çünkü insan, sevdiğim dediği kişilerin yanında güvende olmak ister. Bunun için de cesaret gerekir. Cesur olan, dik duran hiçbir insan kolay kolay kabul görmez orası da ayrı…

İnsani Yardım Derneği (İHH) ile Afrin’e gitmiştiniz. Oradaki hayatları gördüğünüzde neler hissettiniz?

Özellikle yetim kalan çocukları ziyaret ediyoruz. El ele oyunlar oynuyoruz. Van depreminin ikinci gününde Van’daydık. O yüzden çadırda yaşamanın ne demek olduğunu iyi bilirim. Kilis-Hatay sınırındaki mülteciler devletimiz sayesinde çok iyi şartlardalar. Allah onlardan razı olsun. Her zaman söylerim, Allah devletimize zeval vermesin. Çünkü devlet yoksa, bakın işte Suriyelilerin haline, biz de yokuz…

‘Ülkelerine dönüp savaşsınlar’ düşüncesiyle hem fikir misiniz?

Arapların buradaki yaşamı iyi yönetilemedi. Toplum içerisine entegre edilme süreci başarılamadı. Yaşadığımız üzücü olaylar var. Ama ülkelerine gidip savaşsınlar demek bizim için en kolayı. Ben bölgeye gitmiş gelmiş biriyim. Orada hayat yok. Bir tarafına Amerika, bir tarafa Rusya çökmüş! Ne yapacak oradaki insanlar, nasıl yaşayacak? Bizler oradaki gariban insanları korumaya çalışıyoruz. Bu merhamet atalarımızdan bize mirastır. Ensar ruhunu unutmamak lazım. Oralarda taş taş üstünde kalmamış, elektriğe suya izin yok. Tuvaletin olmadığı yerler var. Çocuklar, toprakların içinde su içmeye çabalıyor. İki bisküviye inanılmaz mutlu oluyorlar. Bu insanları savaş topraklarına göndermek demek, gidin mayınlı tarlalarda patates ekin demektir! Onları geri gönderdiğimizde yine aynı vahşete maruz kalacaklar. Bakanlar bu ülkede hizmet için var. Ben bakanlarımızı da bu konuda sahada görmek istiyorum. Ramazan ayında Yusufpaşa’daki bir dolmuş şoförü ve oradaki cafe çalışanlarıyla sohbet ettim. İşlerin iyi olmadığından bahsettiler. Dükkanların hepsini zengin Araplar almış ve onları çalıştırmıyormuş. “Bir ben Türk kaldım. Bir de şuradaki eczane” dedi. Ama bunun çözümü gidin savaşın demek de değil…

İlgili Haber
Agresif Yetenek

Aşkın sizdeki tanımı nedir?

Hakkını vererek aşık olmak önemli olan. Kimi insan gücü sever, hayatı boyunca bunun için uğraşır. Kimisi ise kalp güzelliğine aşık olur. Benim için aşk önce zihnen yaşanacak bir şeydir. Kimsenin kara kaşına kara gözüne bağlanamam. Ama hayattaki cesur duruşu, zekası, merhameti, şefkati etkiler beni…

Aşık olduğunuz kişiden duygusal beklentileriniz nedir?

Babacan bir tavırla sizi koruyup kollamalı. Başınıza bir şey geldiğinde ailenizden bile önce o yanınızda olmalı. Bununla birlikte, kalbinde zerre kadar kötülük varsa, ben o insana karşı hiçbir şey hissedemem. Bu da elimde değil, yapım böyle.
Çünkü biliyorum ki içinde kötülük olan biri, gelecekte size de kötülük yapacaktır.

Yeni albüm hazırlığı var mı?

Üç albüm yaptık. Bir dönem konserlerimizin çoğu, üzücü olaylar sebebiyle iptal ediliyordu. Şehitleri anmak, onların adını yaşatmak için çalışmalar yaptım. O dönemde albüm yapmak içimden gelmedi ama sürekli singleler çıkarttım. Apolas Lermi’yle düet yaptık. Sevgili Cem Yıldız ve Behzat Gerçeker’le çalışmalar yaptık. Eylül ayında Enbe ve Behzat Gerçeker’le de bir düetimiz olacak. Televizyon programımız ‘Sınırsız Ezgiler’ TRT Müzik’te devam ediyor. Gelin Kınası albümüm ise gelinlerin, kına gecelerinin vazgeçilmezi oldu ne mutlu…

Albüm çalışmaları dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

Esasen hayalini kurduğum ama demlenmesini beklediğim bir şey var. Kendi hikayemi kaleme aldığım ‘Zeli Kız’ın Türküsü’. Önümüzdeki sene nasip olursa kitabımı bitirip, çıkarmak istiyorum.

Kitapta nasıl bölümler var?

Bu, hem bir başarı hikayesi, hem de gençlere örnek olsun, hiçbir şeyden vazgeçmesinler diye kaleme aldığım bölümlerden oluşuyor. Annem ve babamdan başlayarak, onların Bitlis’ten İstanbul’a göçünü anlattım. Okul yılları, çalışma hayatı derken, aile ve ağabey şiddetiyle büyüyen kızların dramını da anlattım. Bu anlattıklarıma ablalarım çok kızıyor. Bilinmesini istemiyorlar. Oysa ben aksine bilinmesi ve ders çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.

İnsanın hayatında belli evreler vardır; aklınızdan çıkmaz. En etkilendiğim olay ise 21 Nisan 2007’de intihar eden abimin hikayesiydi. Onun son sözleri vasiyet niteliğindeydi “Hiç kimse beni sevmiyor. Yaşamak istemiyorum” demişti ama ben dönüp baktığımda, halen hiç kimsenin ders çıkarmadığını görüyorum. Çok severdim onu. Bu olay benim için bir dönüm noktası oldu ve kendi hayatımın içinde de başka başka kapılar açtı bana…

KENDİYLE MUTLU OLAMAYAN İNSAN, HİÇ KİMSEYLE MUTLU OLAMAZ

Bu dünyada iyi kalmak mı zor, iyi olmak mı?

İyi olmaya, iyi kalmaya çalışırım. İyilik yapmak çok zordur. İyilik yapanın da iyi kalması gerekir. İyiliklerle birinin hayatına dokunabilmek de çok özeldir. Sabah kalktığımda kime nasıl kötülük yapabilirim diye düşünmüyorum hamdolsun. Ama şu da bir gerçek ki, maalesef en büyük kötülükleri de kadın, kadına yapıyor.

Züleyha Ortak, boş vakitlerinde neler yapmayı sever?

Karınca gibiyim. Durmayı sevmiyorum. Babama çektim galiba. O da yerinde duramaz sürekli çalışırdı. Yabancı dizi izliyorum. Ayrıca spor benim için bir yaşam biçimi ve terapi gibi. Kitaptaki yazılarımın çoğunu da yürürken yazdım. Kendimi geliştirmek adına eğitimlere gidiyorum. Sevdiğim insanlara vakit ayırıyorum. Erken bir saatte evime gidip kendimle baş başa kalmayı da çok seviyorum. Kendiyle mutlu olamayan insan, hiç kimseyle mutlu olamaz…

Önceki İçerikAyna’dan 30 yıllık sürpriz: Sultan
Sonraki İçerikGerçek dostluk engel tanımaz
25 Eylül 1989 da Ankara da doğdu. Kalaba Lisesi’ni bitirdi. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde Gazetecilik okudu. Şiirleri ve röportajları farklı yerlerde yayınlandı. Büt Dergisi’nde röportajları yayınlanmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here