YOK OLAN ZAMANIN VAR OLAN MASALINDAN: ADİLE NAŞİT

0
254
views
YOK OLAN ZAMANIN VAR OLAN MASALINDAN: ADİLE NAŞİT - Adile Naşit Kimdir? - Büt Dergisi

Bir varmış , bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Pire berber iken, deve tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken namına “Sultan Hamid’i güldüren adam” denilen zatı pek muhterem ‘’Naşit bey ‘’adında bir adam varmış. Kendisi epey küçük yaşlardan beri sık sık okuldan kaçar ve hekim babasının arzu ettiği gibi bir hayvan doktoru olmak yerine, keyif aldığı işi yapmak istemekteymiş. Neymiş bu iş dediğinizi duyar gibiyim. İyisi mi merakınızı budaklandırmadan söyleyeyim, insanları güldürmek.

Bunun içinde en iyi yolun tiyatroculuktan geçtiğine inandığından her yolu deneyip sonunda komik Abdi efendiye çırak olmayı başarmış. Temsililer de birbirini kovalayan yılların adından bir gün ustası kuşağını ve takkesini çıkartarak ona devretmiş böylece Naşit’in lakabı da “Komik-i Şehir” yani “Büyük komik” olmuş.

Gel zaman git zaman ‘’Direklerarası’’nda onlarca oyunda Naşit bey insanları kahkahalarla güldürüyor ama kendi hiç gülemiyormuş. Uzun süren evliliğinde en çok istediği şey çocuk sahibi olmakmış. Biraz bundan biraz da kumpanyadaki kemani Yorgi Bey’in kantocu kızı Amelya Hanım’ın aklını çelen güzelliği derken Amelya’nın ardı arkası kesilmeyen talipleri sonunda ona çıkar bir yol bırakmamış. Amelya Hanım ile evlenen Naşit, önce oğlu Selim’i ve ondan kısa bir süre sonrada kızı Adile’yi kucağına almış.

Adile çok küçük yaşlarda ağabeyi Selim’le beraber babasının kumpanyaların da zaman geçirirmiş. İki kardeş babalarının repliklerini öğrenir kendi aralarında oyunlar türetirmiş. Günlerden bir gün Naşit Bey iş yapamaz olmuş. Para yetiştiremediğinden ailesi de oldukça sıkıntıya girmiş. Bir ara bir arkadaşı Milli Piyango büfesi açacağını kendisi gibi tanınan bir yüzü oraya oturtmak istediklerini söylemiş. Çaresiz kabul eden Naşit Bey’in gururu kısa bir süre sonra baskın gelmiş ve işi bırakıp tekrar bir kumpanya kurup oyunlara çıkmış. Çıkmış çıkmasına ya bedeni daha fazlasını kaldıramamış. Bedenen ve ruhen girmiş olduğu çıkmazın etkileri kendisini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde bulmasına sebep olmuş. Bir süre orada kaldıktan sonra eve dönen Komik-i Şehir çok geçmeden hayatını kaybetmiş. Onun bu zamansız gidişi Adile’nin hayallerini de tıpkı bir sel gibi silip süpürmüş. Annesine ve eve yardım edebilmek için bir konfeksiyonda işe başlamış. Hiç mutlu değilmiş ama elinden de bir şey gelmiyormuş. Günlerden bir gün şehir tiyatrosunda  bir arkadaşını görmeye gittiğinde Ferih Egemen ile tanışmış ve böylece tiyatro sahnelerine adım atan Adile için hayatı boyunca sürecek olan macerada başlamış olmuş. Anneleri Amelya Hanım’da çocuklarındaki bu tiyatro aşkını görmezden gelmemiş ve kocasının kadim dostlarından Muammer Karaca’nın karşısına dikilmiş. Çocuklarının tiyatrocu olmak istediklerini söyleyerek yardım istemiş.

“Bu Boyla Tiyatrocu Olamazsın”

Muammer Bey eski dostunun emanetlerini geri çevirmemiş. Adile burada şehir tiyatrolarındaki 3.sınıf rollerden sıyrılmayı başarmış. Dönemin ünlü yıldızlarından biri olan Şevkiye May bir gün ona sen bu boyla tiyatrocu olamazsın kızım demiş. Ama genç Adile yılmamış ve Düttürü Leyla tiplemesindeki üstün başarısı ile Şevkiye Hanım’dan bile taktir almayı başarmış. Karaca Tiyatrosu’nda onun hayatını değiştiren bir diğer şey ise kendisi gibi tiyatrocu olan Ziya Keskiner’miş. Bir akşam yemek davetini kabul ettiği, Ziya Bey ile evlenmeye karar vermiş. Bu onun aynı zamanda nerdeyse ömrü boyu sürecek olan evliliğinin de ilk adımı olmuş. Çok geçmeden Adile oğlu Ahmet Naşit’i kucağına alarak en kutsal değerlerden biri olan anneliği tatmış. Aynı senelerde Karaca Tiyatrosu’ndan ayrılarak ağabeyi Selim ile kendilerine tiyatro açmış ancak iki kardeşin bunu denediği dönem tiyatro için oldukça sıkıntılı ve kısır bir dönem olduğundan çok kısa bir süre açık kalan perdeler bir daha açılmamak üzere kapanmış. Bunun ardından Adile de Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü çifti ile çalışmaya başlamış. Gel zaman git zaman yıllar yılları kovalamış. Ahmet Naşit bir gün okulda rahatsızlanmış. Meğer doğduğundan beri kalbi delikmiş. Uzun ve zor bir tedavi aşamasından geçen Ahmet sonunda uzak bir ülkede ameliyat olmak için yola koyulmuş. Ameliyatı başarılı geçmiş geçmesine ama işte her masalda illa insanın kalbini burkan bir şey oluverirmiş ya, bizim masalımızda da ne yazık ki bu gencecik çocuk ameliyat sonrası girdiği komadan çıkamamış. Adile anne bu haberi aldığında yine tiyatroda bir oyun için hazırlanıyormuş. Sanatçıların kaderinde mi var bilinmez içi kor gibi yanarken bile sahneye çıkıp onu görmeye gelen sevenlere karşı sorumluluğunu getirmiş Adile.

Her Filmde Bir Ahmet’e Rastlamanız Mümkün Çünkü

Adile Naşit oğlu Ahmet’i asla unutmamış. Öyle ki oynadığı hemen hemen her filmde bir Ahmet’e rastlamanız mümkün sayılırmış. Zaten oynadığı pek çok filmde de onu sevenleri vefakar ve sevgi dolu bir anne olarak görmüş. Oğlunun yokluğu ile hayatında büyük bir kayıp yaşayan Adile kendini işine vermiş. Birbiri ardına çektiği filmlerle beyazperde seyircisi ile buluşmuş. Asla paraya tamah etmemiş, asla işinden şikayet etmemiş. Aksine yaptığı her işte elinden gelenin en iyisini yapmış. Hayatının son dönemlerinde çocuklar için televizyonda “Uykudan Önce” diye bir  program hazırlayan ve yine bu sayede içinde benimde bulunduğum binlerce çocuğun sevgisini kazanan Adile Teyze anlattığı masallarla  rüyalar alemine götürdüğü kuzucuklarına adeta bir anne şefkati ile yaklaşıyormuş. Hayat denen oyunun bir sahnesi bir sahnesine uymazmış ve zaman hiç geçmiyormuş gibi su gibi geçermiş ya. Bizimde bu güzel insanla sonsuzluğa dek vedalaşma zamanımız gelip çatmış. Ölüm geldi mi baş ağrısı bahane diyen büyüklerimizin pek haklı olduğuna kanaat getirmişinizdir sanırım. Soğuk bir Aralık günü aramızdan ayrılmış ve hakikate uyanmış. Küçücük yaşta kaybettiği evladı Ahmet ve neredeyse ömrünü geçirdiği eski eşi Ziya Bey ile hak ettikleri yerde buluşmayı bekliyordur belki de kim bilir.

Her son bir başlangıcı ve her ölüm bir doğumu simgelermiş. Ve bazı insanlar bu dünyaya iz bırakır da gidermiş. Adile Naşit şen kahkahası, gülen gözleri ve sevgi dolu kalbi ile sihirli bir kutudan konuk oluyor halen evlerimize. Onu kah Hababam Sınıfı’nda Hafize Ana, kah Süt Kardeşler ve Bizim Aile’de Melek Hanım, Şabanoğlu Şaban da Tavuk Hanım(hala ) onlarcasında Adile olarak görüyor, onunla hüzünlenip onunla gülümsüyoruz. O bizim için Ah Nerede deki balkon güzeli Huriye, Delisin de ki bir şemsiyeden medet uman Didar veya Uykudan Önce deki Masalcı Teyze olabilir. Değişmeyen bir tek şey var o da biz onun halen minik kuzucuklarıyız. Senelerden ne olursa olsun. Çünkü gerçek sevginin akrep ve yelkovanı yoktur.

Önceki İçerikBÜT DERGİSİ’NİN 8.SAYISI ÇIKTI
Sonraki İçerikZÜLFÜ LİVANELİ – SERENAD
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here