YAŞAYAN EFSANE: RONALDİNHO GAUCHO

0
994
views
YAŞAYAN EFSANE: RONALDİNHO GAUCHO - Büt Dergisi

Brezilyalı çocuklar için futbol, kaderden kaçış hikayesi gibidir… Fakirlik, kumsal ve futbol topuyla başlayan bu hikayeler bazen sonunda herkeste hayranlık uyandıran kendi yıldızlarını yaratabilmekte. Ronaldinho, işte tam da bu hikayelerden birinin içinden çıkagelen bir futbol cambazı.

Efe Karasu / efekarasu@gmail.com

Asıl adı Ronaldo de Assis Moreira olan Ronaldinho Gaucho, 21 Mart 1980’de Brezilya’nın Porto Alegre şehrinde doğdu. Birlikte forma giyme şansını da bulduğu El Fenomeno ile aynı ismi taşıdığından, küçük Ronaldo manasına gelen Ronaldinho ismini kullanmaya başladı. Ağzı hep kulaklarında olan bu Brezilyalı’nın diğer lakabı Gaucho ise mutlu anlamına geliyordu. Bir futbolcunun oğlu olarak dünyaya gelmişti, üstelik kendisinden 9 yaş büyük olan abisi Roberto Assis de futbolculuğu seçmişti…

Yeşil sahalar ona adeta göz kırpıyordu. Ama Ronaldinho’nun futbola resmen başlangıcı 8 yaşındayken Brezilya kumsallarında gerçekleşti. Ülkesinde mahalli bir futsal takımına katılan Ronaldinho eşsiz top kontrolü yeteneğini Rio Grande do Sul eyaletinin sahillerinde kazandı. Babası, o henüz sekiz yaşındayken yaşamını kaybetti. Sekiz sene gibi az bir zaman diliminde babasıyla beraber olabilen yıldız futbolcunun kariyerinin en önemli idollerinden birisi yine babası oldu . Ona en büyük nasihatı dürüst bir insan olması yönündeydi. Babası, kendisi de futbolcu olduğundan futbol ile ilgilenen oğluna bu konuda, ” Sahadan sadece mümkün olduğunca futbol oyna. Yapabileceğiniz en karmaşık şeylerden biri basit oynamak.”  şeklinde öğütler veriyordu. Ancak Ronaldinho’nun üstün yetenekleri bu konuda babasının nasihatlerine uymaması gerektiğini fısıldıyordu. Amatör bir maçta 23 gol atarak dikkatleri üzerine çekti. Daha sonra, 1997 yılında, Brezilya U-17 milli takımı kadrosuna seçildi. Brezilya, Mısır’da düzenlenen FIFA 17 Yaş Altı Dünya Şampiyonası kazanırken Ronaldinho da turnuvanın en iyi oyuncusu seçildi. Kısa süre sonra, Brezilya liginin en prestijli ekiplerinde Gremio ile ilk profesyonel sözleşmesini imzaladı. Brezilya A Milli Takım formasını ilk kez 1999 yılında Letonya’ya karşı Amerika Kupası’nda giydi. 99 Konfedarasyon Kupası kadrosuna davet edilen Ronaldinho, hocasının yüzünü kara çıkartmadı. Yıldız futbolcu turnuvada final karşılaşması hariç her karşılaşmada gol atma başarısını gösterdi. Yarı finalde Suudi Arabistan’a karşı hat trick yaptı ve bu performansını 6 gol ile süsleyip gol krallığına adını yazdırarak turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi. Brezilya ise finalde Mısır’a 4-3 kaybedip turnuvada ikinci oldu. Ronaldinho’ya bu performansından sonra yüksek meblağlı teklifler gelse de kulübü onu bırakmadı. 2001 yılında Fransız ekibi Paris Saint Germain’e transfer oldu.

İlk transfer, yeni bir heyecan…

Ronaldinho’nun ilk transferi karın ağrılı gerçekleşti. Gremio ve PSG arasındaki bonservis bedeli anlaşmazlığı hukuki bir boyut kazandı ve Brezilyalı oyuncu bu sebeple 6 ay futboldan uzak kaldı. Brezilyalının bonservisi 5.100 milyon euro olarak belirlendikten sonra transfer gerçekleşti ve oyuncu sahalara döndü. İlk sezonunda 28 maça çıkıp 9 gol atmasına rağmen teknik direktörü Luis Fernandez’i memnun edemedi. İspanyol asıllı teknik direktör, o zamanlar 21 yaşında olan oyuncusunun Fransa’nın başkenti Paris’in büyüsüne kapılmasından şikayetçiydi. Yazdığı bir kitapta, onun hakkında, “Onu oynatmadığım zaman bana deli diyorlardı. Oysa maç öncesi takımın kamplarında odasına kadın götürüyordu.” diyecekti. Fernandez kitabında ayrıca, Ronaldinho’nun beslenmesine dikkat etmediğini, diskoya gittiğini ve sahada teknik direktörün talimatlarına uymadığını vurguluyordu.

Ronaldinho parlıyor!

2002 Dünya Kupası’nda ilk sınavını milli takımımıza karşı veren Ronaldinho, ilk Dünya Kupası maçında ilk onbirde başlayıp ikinci yarıda teknik direktörü Felipe Scolari’nin tarafından oyundan alındı. Brezilya’nın grupta oynadığı ikinci karşılaşmada ise Çin’i yıkan adam oldu. Sadece 45 dakikada 1 gol 1 asistle oynayan ve bu maçta toplamda 46 dakika sahada kalan Ronaldinho’nun yıldızı adeta parlıyordu. Turnuvadaki ilk golünü penaltıdan bulmuştu, spiker attığı penaltıdan sonra üstüne basa basa onun dünyadaki en iyi penaltıcılardan biri olduğunu tekrarlıyordu. Grubun son karşılaşmasında ise yeşil sahada görev bulamadı. Son 16 karşılaşmasında Belçika’ya karşı 1 asist ile oynadı ve maçın sonlarına doğru yerini eski bir Beşiktaşlı olan Kleberson’a bıraktı. Çeyrek finalde İngiltere karşılaşmasında David Seaman’a attığı, hala akıllardan çıkmayan efsanevi frikik golü, yaptığı bir asist ve gördüğü kırmızı kart ile maça damgasını vurdu. Seaman, maçtan sonra Ronaldinho’nun kalesine gönderdiği frikiğin şans eseri gol olduğunu savunsa da Ronaldinho tabii ki de golü bilerek ve isteyerek o noktaya gönderdiğini söylüyordu. İngiltere karşısında, kırmızı kart görmesi sebebiyle, Senagal’i İlhan Mansız’ın attığı altın gol ile eleyip yarı finalde Brezilya ile eşleşen milli takımımıza karşı oynayamadı. Finalde gol ve asist anlamında bir istatistik yapamayan 11 numaralı formayı giyen Brezilyalı tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başarmıştı. Aynı zamanda takım arkadaşı ve hayranı olduğu Ronaldo’nun, bu turnuvada attığı 8 gol ile gol kralı olmasında ona yaptığı 2 asistle yardımcı olmuştu. Pele 2002 Dünya Kupası’na yönelik tahminlerde bulunurken Brezilya’nın gruptan çıkamayacağını söylüyordu. Brezilya bu turnuvada kupayı alırken, Maradona’nın fotoğraflanacağından haberdar bir şekilde Ronaldinho’nun elini öpmesinin haklı sebepleri vardı.

Fazla tevazu kibirdendir!

Günümüzde her ne kadar sağlıksız da olsa Ronaldinho – Maradona, karşılaştırmalarını sıklıkla görüyoruz. Bu karşılaştırmalarda Maradona’nın Napoli’yi tek başına şampiyon yaptığı, Ronaldinho’nun ise PSG’de bunu başaramadığı söylenip bu durum Ronaldinho’nun eksi hanesine yazılmakta. 2002 Dünya Kupası’nın ve Brezilya’nın Türkiye’nin ardından 3. olup grup aşamasında elendiği 2003 Konfedarasyon Kupası’nın ardından Paris’te kendi adına bir gelecek göremeyen Ronaldinho, transferi için kulübünden izin istesede kulüp başkanı buna izin vermedi. Ancak PSG, 2003 yılında Avrupa Kupalarına katılmaya hak kazanamayınca sözleşmesindeki bir maddeye göre takımdan ayrılabilirdi. Bu sebeple transfer listesine koyuldu. Avrupanın iki köklü ekibi Manchester United ve Barcelona, yıldız oyuncuyu kadrolarına katmak için girişimlerde bulundular. Ronaldinho, tam 32.250 milyon euro karşılığında Katalan ekibine transfer olurken, bir diğer taliplisi Kırmızı Şeytanlar hakkında daha sonra şöyle konuşacaktı: ” Eğer Manchester United beni alsaydı, müzesinde daha çok Avrupa kupası olurdu.” O mütevazi bir insandı ama öyle ki fazla tevazu kibirdendir…

Ronaldinho futboluyla Messi’yi büyütüyor

Barcelona, belki de bu transferi Beckham’ı ezeli rakibi Real Madrid’e kaptırmanın burukluğu içerisinde gerçekleştirmişti. Kötü bir dönemden geçen Katalan ekibinin merhemi o sene için Brezilyalı oyuncu da olmadı. Ancak Ronaldinho, ilk senesinde oyun tarzı ve sempatikliği ile kendisini Nou Camp tribünlerine benimsetmişti. Dahası o zamanlar alt yapıdan takıma yeni yükselen Lionel Messi’ye profesyonel futbolu benimsetiyordu. Messi ise Ronaldinho için, “Hep söylüyorum. Soyunma odasına girdiğim ilk andan itibaren Ronaldinho ve diğer Brezilyalılar, Deco, Sylvinho ve Motta beni çok iyi karşıladı ve bana çok destek oldu. Ama aralarında Ronaldinho’nun yeri apayrı. Bende çok emeği var.Bana inanılmaz yardımcı oldu. Genç yaşınızda soyunma odasında olmak kolay değil. Ronaldinho ise benim için her şeyi kolaylaştırdı. Onunla birlikte olduğum için ve bir çok şey paylaştığım için çok şanslıyım. İnanılmaz bir insan.” diyecekti. Ronaldinho, ilk senesinde Fifa tarafından dünyada yılın en iyi futbolcusu ödülünü kazandı. 2004 Şubat ayında bir oğlu oldu. Ronaldinho çocuğuna 8 yaşındayken kaybettiği babasının ilk ismi olan Joao ismini verdi.

Ve ilk şampiyonluk…

Tam 5 sezondur şampiyon olamayan Barcelona, Ronaldinho’nun İspanya’daki 2. senesinde yani 2004 -2005 futbol sezonunu şampiyon olarak tamamladı. Bu Ronaldinho’nun bir kulüple yaşadığı ilk şampiyonluktu ve bu başarı ona ikinci kez yılın en iyi futbolcusu ödülünü kazandıracaktı. Bu ödül ile ilgili yorumu, ”Aslında Barcelona’da bile en iyi oyuncu olduğumu düşünmüyorum. İnsanlar beni gördüklerinde kalp krizi geçirecek gibi oluyorlar, ‘Hayal görüyorum, sarhoşum galiba’ diye düşünüyorlar, çok eğlenceli!” olurken mütevaziliği hiçbir zaman elinden bırakmıyordu. Ronaldinho’nun farkı sadece skora olan etkisi değil taraflı tarafsız herkesi sahaya çıktığı andan itibaren büyülemesiydi. Barcelona bu şampiyonluk ile beraber Ronaldinho’nun bonservis bedelini 150 milyon euro olarak güncelledi ve sözleşmesini 2010 yılına kadar uzattı. Brezilyalı yıldız, bu durumdan duyduğu memnuniyetini, ”Kulüple aramızdaki aşk çok kuvvetli. Bulutların üzerindeyim. Katalan basını ömür boyu sözleşme imzalamamı istiyor. Belki oyunculuktan sonra antrenörlük, yöneticilik ve hatta başkanlık yaparım!” diyerek dile getirse de içindeki en büyük burukluk babasının bu başarılarını ve kendisine olan büyük sevgiyi görememesiydi. Brezilya’nın, 2005’te Almanya’da düzenlenen Konfedarasyon Kupası şampiyonluğunda Adriano ile birlikte başrolde oynadı. Finalde Arjantin’i 4-1 yendikleri karşılaşmada takımının 3. golünü attı ve turnuva boyunca 3 gol 1 asistlik performansıyla göz doldurdu.

Yıkın heykellerimi!

2005-2006 sezonu Ronaldinho için oldukça dramatikti. La Liga’da 29 maçta 17 gol atıp 15 asist yaparak takımının şampiyonluğundaki başrolü yine kimseye kaptırmadı. Yine aynı sezonda Barcelona ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazanırken, bu turnuvada 12 maçta yakaladığı 7 gol, 6 asistlik performans onu bu turnuvanın da yıldızı yaptı. Ronaldinho, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunun önemini, ” Bu benim için bir çocukluk hayalinin gerçek olmasıydı. Futbolcu olarak bu unvandan daha değerli sadece bir tane var o da Dünya Kupası. Bana ikisi de kısmet oldu.” diyerek dile getiriyordu. Ligin 12. haftasında, Santiago Bernabéu’da oynanan El Clasico’da soldan rakiplerini geçip Casillas’ın koruduğu kalaye bir birinin kopyası iki gol attı. Real Madrid tribünleri hiç te alışkın olunmadık bir şekilde Barcelonalı bir futbolcuyu, Ronaldinho’yu ayakta alkışlıyorlardı. Rüya gibi geçen bir sezonun ardından Avrupa’nın en prestijli futbol ödüllerinden olan FIFA Ballon d’Or ödülünü kazandı. 2006 yazında Almanya’da gerçekleştirilen Dünya Kupası, Ronaldinho için oldukça hüzünlü bir hatıraydı. Herkes Kaka’lı, Ronaldo’lu, Ronaldinho’lu Brezilya’dan şampiyonluktan başka birşey beklemezken Brezilya, çeyrek finalde Fransa’ya karşı Henry’nin golüyle karşılaşmayı 1-0 kaybedecek ve turnuvaya veda edecekti. Birçok kişi bu başarısızlığın faturasını teknik direktör Parreira’ya kesti. Ronaldinho’nun bu turnuvada bekleneni verememesi üzerine Brezilyalı fanatikler onun 2004 yılında dünyanın en iyi futbolcusu seçilmesi üzerine Brezilya’nın güneyindeki Chapeco kent meydanına dikilen heykelini yıktılar. Zidane’ın Materazzi’ye kafa attıktan sonra oyundan atılıp kariyerine son verdiği Dünya Kupası olarak akıllara kazınan bu turnuvada Brezilyalı yıldızların yarattığı hayal kırıklığının ölçüsü oldukça belirgindi.

 

Şöhretin basamaklarını bir bir çıkıyor…

2006-2007 futbol sezonu La Liga tarihinin en heyecanlı sezonlarından biri oldu. Barcelona ve Real Madrid ligi aynı puanda bitirirken, şampiyonluk kupasının sahibi iki takımın arasında oynanan maçlarda üstün olan taraf Real Madrid’in oldu. Ronaldinho bu sezon Barcelona adına La Liga’da toplamda 32 karşılaşmaya çıktı ve 21 gol 8 asist ile oynayarak gol krallığında Sevillalı Kanouté ile birlikte 3.’lüğü paylaştı. Ligin ilk yarısında, Villareal’e karşı attığı röveşata golü hafızalara kazındı. Brezilyalı yıldız ise bu gol hakkında, ” Bu, bana hakkında en çok soru sorulan ve aynı zamanda en fazla gurur duyduğum golüm. Xavi’nin havadan attığı pasta, topu göğsümle yumuşattıktan sonra röveşata ile ağlarla buluşturdum. Bu maçın skorunu ilan eden goldü ve 4-0 kazandık.” diyecekti. Şöhretin basamaklarını bir bir tırmanan Ronaldinho, Forbes dergisine göre 2007 yılında 33 milyon dolar gelir elde ederek en çok kazanan futbolcular listesinde 2. sıraya yerleşti.

Hüzünlü ayrılık

Ronaldinho, Barcelona’daki son yılı olan 2007-2008 sezonunda forma şansı bulmakta oldukça zorlandı. Nisan ayında yaşadığı sakatlık ile birlikte iyileştikten sonra da kadroda düşünülmeyen Brezilyalı yıldız oyuncu için artık gitme vakti gelmişti. Başkan Laporta, onun gidişiyle ilgili olarak suçlayıcı bir şekilde, ”2007 baharında, Real Zaragoza ile oynadığımız maçtan sonra tavırlarında bazı oyunculara karşı değişiklikler oldu. Bu durum tüm kadroyu etkilemeye başladı. Deco ve Ronaldinho maçtan sonra takım otobüsüne binmedi ve arabalarıyla stattan ayrıldı. Sonunda ona ne istediğini sordum. O da kalıp yeniden en iyi olmak istediğini söyledi. Ancak ona destek veren onca insana rağmen sonunda Ronaldinho’nun yapayalnız olduğu ortaya çıktı.” derken, eski takım arkadaşı Edmilson ise, ” Bence doktorlardan başkana, teknik direktörden oyunculara kadar kulüpteki herkes ona yardım etmek için daha fazlasını yapabilirdi. Barcelona’da bir oyuncuyu zarar verebilecek birçok kötü etken var. Sanırım o da bunlardan uzak duramadı.” açıklamasıyla yıldız futbolcuyu destekliyordu. Ronaldinho ise, “Son derece şanssızdım. Oynayamadım ve kenarda da oturamadım. Yapabildiğim tek şey maçları televizyondan takip etmekti. Ve koltukta oturarak Barcelona maçlarını televizyondan izlemek canımı daha çok sıktı. Futboldan bu kadar uzak kalacağımı hiç düşünmemiştim. Ve gidişatın değişmesi için ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. ” diyerek çaresizliğini ortaya koyuyordu. Barcelona’dan ayrılırken Maradona,Rivaldo gibi isimlerden emanet aldığı 10 numaralı formasını Lionel Messi’ye devrediyordu. Messi ise, “Benden önce 10 numarayı o giyiyordu. Barcelona adına çok önemli işlere imza attı. Ronaldinho gibi bir oyuncudan o formayı devralmak benim adıma çok büyük bir sorumluluk. Ronaldinho bu kulübün değişmesinde en fazla parmağı olan isim. Kötü bir dönemden geçiyorduk ve gelişiyle her şeyi değiştirdi. Belki ilk senesinde bir şey kazanamadı ama kendini insanlara sevdirdi. Sonra kupalar da geldi. Barcelona camiası, Ronaldinho ile her zaman gurur duyacaktır.” açıklamasıyla Brezilyalı oyuncuyu gururlandırıyordu. Ancak Katalanlar, onu Nou Camp’tan ıslıklarla uğurluyordu. Çok değil iki sene önce Santiago Bernabeu’da alkışlanan adam şimdi Nou Camp’ta ıslıklanıyordu.

Milano macerası

Ronaldinho’nun, Milan’a transferi 25 milyon euro karşılığında gerçekleşti. Yıldız oyuncuyu San Siro’da yaklaşık 30 bin Milan’lı karşıladı. 10 numaralı formayı Seedorf giydiği için forma numarasını doğum yılından esinlenerek 80 olarak belirledi. Ronaldinho transferiyle ilgili olarak, “Milan’a gelmeyi gerçekten çok istedim. Birçok şey konuşuldu ancak sonunda ‘Rossonero’ (kırmızı-siyah) oldum. Burada olmaktan mutluyum ve umarım Milan taraftarlarına birçok eğlence yaşatacağım. Milan’da birçok Brezilya’lı olması mükemmel. Ayrıca birçok şampiyon da Milan forması giyiyor.” açıklamasını yaptı. Milan bu transfer ile birlikte Ronaldinho, Kaka, Pato şeytan üçgenini oluşturmuştu. Brezilyalı oyuncunun İngiltere Ligi yerine İtalya Ligi’ni gitmesi oldukça eleştirildi ancak İnzaghi’den, Maldini’den, Gattuso’dan ilerleyen yaşlarına rağmen en yüksek verimi almayı başaran Milan’ın fitness ekibine bakacak olursak bu doğru bir tercihti. Çünkü Brezilyalı oyuncunun kendisine pek te iyi baktığını söylenemezdi. Ronaldinho, Milan’daki ilk yılında istikrarsız bir performans göstersede ikinci yılında onun hakkında yazılan yazıların başlaklarının büyük bir bölümü ” Efsane Geri Döndü ” şeklinde oldu. Ligde 12 gol 18 asistle oynayarak eski günlerine dönüş sinyalleri versede Brezilya Milli Takımı’nın teknik direktörü Dunga tarafından 2010 Dünya Kupası kadrosuna dahil edilmedi. 2011 yılında “Ronaldinho Gaucho’s Team” adıyla 52 bölümlük bir çizgi filmine konu olan yıldız futbolcu Milano’da ki son yılında, konusu olduğu çizgi filmdeki performansını yakalayamayıp Ocak ayında takımından ayrıldı. Artık memlekete dönme vaktiydi.

Memlekete, yeniden doğmaya…

Ronaldinho, Flamengo’ya 3 milyon euro karşılığında transfer oldu. Brezilya’da krallar gibi karşılanan yıldız oyuncu, ülkesine kariyerinin son dönemlerini geçirmek için değil yeniden doğmak için geldiğini açıkça belirtiyordu.  Son yıllarda oynadığı takımlarda yeterince forma şansı bulamamıştı. Flamengo’da istikrarlı bir şekilde forma giyip eski form grafiğini yakalayarak yıllardır özlemini duyduğu milli formayı tekrar sırtına geçirme şansını yakalayabilirdi. Flamengo, kulüp danışmanı Jose Carlos’un fikriyle bir ‘Ronaldinho İhbar Hattı’ kurarak yıldız oyuncuyu gece kulüplerinde gören taraftarların bu hattı araması istendi. Ronaldinho, gözlem altında geçirdiği 2011 yılında istediği forma şansını yakaladı ancak Flamengo taraftarlarınca ıslıklanmaktan kurtulamadı. Sezon sonunda alacaklarına karşılık olarak bonservisini alıp takımdan ayrıldı.

Sen ağlama, dayanamam…

2012 yılında Atletico Mineiro takımına katıldı. Takım değiştirmesinin Ronaldinho açısından duygusal bir yanı vardı. Yıldızı gittikçe sönerken onun bu transferdeki tek amacı kendi yıldızını yaşatmaktı. Annesi Dona Miguelina kanser hastalığına yakalanmıştı. Ronaldinho, ilk önce futbolu bırakmak istedi. Ancak bu durumun annesini daha çok üzeceğini düşünerek annesinin yaşamını sürdürdüğü Porto Alegre’ye gelip Atletico Minerio forması giymeyi tercih etti. Ronaldinho, annesinin hastalığı boyunca kendisine büyük destek veren Atletico Minerio taraftarlarına oynadığı futbol ile adeta teşekkür ediyordu. Her fırsatta kendisine moral veren taraftarlarına duyduğu minneti dile getiren Ronaldinho, takımının lig ve Güney Amerika’nın Şampiyonlar Ligi olan Copa Libertadores şampiyonluğundaki emekleriyle kendisine verilen desteğe bir nevi karşılık veriyordu. Figueirense’yi 6-0 mağlup ettikleri kendisinin hat trick yaptığı karşılaşmada attığı bir gol sonrasında uğruna göz yaşları içinde kaldığı annesi, tedavi süreci sonrasında iyileşti. Mutlu son ile biten bir sezonun ardından Ronaldinho kendisine bakarak daha fit bir hale geldi. Brezilya’nın yeni teknik direktörü Felipe Scolari, kafası ve bünyesi sağlıklı bir Ronaldinho’yu görmezlikten gelmeyerek onu, Dünya Kupası’na az bir süre kala oynanan hazırlık karşılaşmalarına çağırdı. Ronaldinho’nun artık tek hayali kendi ülkesinde oynanacak olan 2014 Dünya Kupası’nda milli formayı sırtına geçirebilmek oldu.

Her şey için teşekkürler yaşayan efsane…

Tek pişmanlığının Messi ile daha fazla beraber oynayamamak olduğunu dile getiren Ronaldinho, tüm futbolseverlerin yüreğinde yarım kalmış bir aşk hikayesi gibiydi. Dünyanın en iyi futbolcularından olarak gösterilmesinin nedeni güçlü top hakimiyetinin ve tekniğinin yanı sıra oldukça hızlı olmasıydı. Kendisine yeterli bir şekilde bakmaması nedeniyle sahip olduğu süratini kaybetse de en kötü dönemlerinde bile onun frikiklerini, ara paslarını, çalımlarını izlemek herkese keyif verdi. ” Hayatımda ayağımda topun olmadığı bir anı hatırlamıyorum.” diyen Ronaldinho, eğer daha profesyonel bir yaşam sürdürebilseydi, ortaya neler çıkabileceğinin düşüncesi bile oldukça heyecan verici. Onun 2005’te Chelsea’ye attığı golü unutabilen var mı? Dans ederek gol atan bir adamdan bahsediyoruz… Sırtıyla asist yapsa da kendisini bazılarına yarandıramayan bir futbol cambazından… Kendisini çirkin ama iyi bir adam olarak tanımlıyor ama o bize göre dünyanın en güzel insanlarından biri. Kendisine faul yapıldığında dahi gülebilen bir adamdan bahsediyoruz… Allah, Ronaldinho’ya böylesine yetenekler bahşetti o ise bize futbolunu… O şut çekmeye yöneldiğinde biz gol olur diyorduk ve genelde yanıltmıyordu bizi. Hepimiz onun sayesinde birer Rıdvan Dilmen oluvermiştik. Kim ne derse desin, biz onu iyisiyle kötüsüyle çok sevdik. Ronaldinho’yu dilim döndüğünce anlatmaya çalıştığım bu yazıyı yavaş yavaş sonlandırırken, bu büyük futbol ustasının önünde saygıyla eğiliyorum. Bizlere yaşattığın her güzel an için teşekkürler yaşayan efsane.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here