YALANCI DÜNYA

0
471
views
YALANCI DÜNYA Kitap Özeti - Büt Dergisi

Gerçeklerin karşısında hayal kurarak yaşamaya devam edenler için yazılmış  eski bir romanı sizlerle paylaşacağız bu sayımızda. 1966 yılında kaleme alınmış olmasına rağmen günümüzde hala geçerliliği olan sorunları gerçekçi bir dille romanlaştırmıştır Orhan Kemal…

Handan Aşık / handan.ist@hotmail.com

 1966 yılında asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal tarafından kaleme alınmıştır. Gerçekçi bakış açısıyla kaleme aldığı romanında Balıkesir’in kenar mahallelerinden birinde yetişmiş, güzelliği ile dillere destan Neriman’ın hikayesini okuyucuyla buluşturmuştur yazar. Yer yer dini kullanan hacı hoca takımını eleştirmiş ve bu grupların kendi içlerinde nasıl çirkinleşebildiğini, pis ilişkilerini tasvir etmiştir. Dini kullanarak insanların hassas duygularını sömüren ve bunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanan insanları en açık biçimde anlatmıştır. Yobaz takımına da bir eleştirisidir bu yazarın ayrıca…

Neriman karakteri ana omurgayı oluşturuyor romanda. Sinemaya gönül vermiş güzelliğinin verdiği cesaretle oyuncu olma sevdasına düşmüştür. Babasının zorbalığı Neriman’a ve annesine hayatı zindan etmeye başlamıştır. Baba figürü ellisinden sonra kendisini dine adamış Hoca Efendi diye birinin himayesinde bir kuklaya dönmüştür. Hoca Efendi ne derse o doğrudur(!), bir nevi Tanrılaşmıştır gözünde… Hoca efendi kadın-kız tayfasını şeytanla eş tutup, müritlerine de bunu belletmiştir. Pazarcı Haydar (Neriman’ın Babası) hoca efendiden aldığı gazla evinde kızına ve karısını hayatı zehir etmeye başlamıştır. Halbuki gençlik yıllarında yediği halt kalmamıştır.

Neriman küçüçük dünyasında sıkışıp kalmış yaşının 18 olmasını bekleyerek günlerini geçiriyordu. Tek hayali ünlü bir sinema oyuncusu olmaktı. Onun ne Belgin’den ne de Türkan’dan eksiği vardı, hatta herkes ona Sophia Loren diyordu. Dillere destan bir güzelliği vardı. Kendisi de dahil herkes bunun farkındaydı. Her genç erkeğin hayalini süsleyen bir genç kızdı Neriman, ama onun ne  gönlünde ne de gözünde hiç kimse yoktu; varsa yoksa sinema ve sinema oyuncuları… Odasının duvarları bile onların gazete ve dergilerden kesilmiş resimleriyle doluydu.

Yokluk ve sefaletle geçen bir ömür sürüyorlardı ve ailesi ona karnını doyurmaktan başka da bir şey vermiyordu aslında. Özel bir gün olduğu zaman bile yakın komşuları Süheyla Abla imdadına koşuyordu. Onun kendisine verdiği kıyafetlerden giyiniyor sonra da geri veriyordu. Yokluk içindeydiler fakat o bir genç kızdı nihayetinde.

Aklı bir karış havada olan Neriman, aslında hayatın ve insanların ne kadar acımasız olduğunu çok sonraları fark ediyor, ona göre tek tehlike babası. Çünkü yaşı dolar dolmaz babası onu kendisi gibi biriyle evlendirecektir. Dini bütün bir Müslaman olması şartıyla! Sıradan bir gün Neriman arkadaşlarında birinin evine oturmaya gider ama aslında izin alırken bahanesi budur. Gittiği evde kendi yaşıtlarıyla eğlenir, çok da mutlu olur . Onu mutlu eden asıl kaynak İstanbul’dan geldiği söylenen reji asistanı Bülent Nejat’tır. Bin bir yalanın ustası olmuş bu genç ve yakışıklı adam, Neriman’ın güzelliği karşısında deli olur, onunla tanışmak ister. Ev sahibinin oğlu kendisine yardım eder ve Neriman’la aynı ortamda bulunma şansını yakalar bu pislik yaradılışlı sahtekar genç! Neriman’ın hayatta pek tecrübesi yoktur ve insanları tanımaktan da bir haberdir; zekidir- akıllıdır ama kendince… Bu yeterli değildir karşısındaki insanın doğru mu yalan mı söylediğini anlamaya. Çok geçmeden birkaç gün sonra bir iki güne kadar birbirlerine aşık olurlar ve bununla beraber Neriman ilk ilişkisini Bülent Nejat’la yaşar. Binbir vaatle beraber Neriman’ı kendisine inandırmıştır. O yeni filmler çekecek Neriman’da bu filmlerde oyanayacaktı. Neriman aslında öğrenmişti oyuncu olabilmenin film yapımcıları ve çalışanlarının yatak odalarından geçtiğini ya da ona bunu öğretmişlerdi esasında. Gerçeğin ne olduğunu tam olarak hiç birimiz bilmiyoruz.

Bülent Nejat’ın İstanbul’a dönmesiyle beraber artık yaşının dolmasını beklemeye başlamıştı ama babası rahat durmuyordu tabi ki. Onu Ispartalı zengin ve dini bütün bir gençle evlendirmeye çalışıyordu. Bakire değildi. Bu duyulursa babası onu öldürebilirdi. Kendince onları oyalamaya başladı. Bu süreç içerisinde Hoca Efendi’nin kadın düşkünlüğünün ne derecede olduğunu, dini bütün geçinen karısının kadın sevicisi olduğunu ve Ispartalı dini bütün zengin gencin de sanıldığı gibi dini bütün biri olmadığını fark etmişti. Dedim ya aklınca onları oyalıyordu ama bu oyalama sonucunda bakire olmadığını safça söylemiş, insanların kendisinden uzaklaşmasını beklemişti. Durum tabi ki kendi aleyhine döndü. Bu kötü insanlara koz vermiş oldu.

İstanbul’a dönen Bülent Nejat, Balıkesir’e film için yer bakmaya gelmiş 3 gün yerine 15 gün kalmış fakat yağlı kapı diye tabir ettiği bir fabrikatörün de kızını kendine bağlamıştı. Civa Film’in sahibi Recep’in sinirlerini de bu şekilde yatıştırmıştı. Adam ona kızgındı, sonuçta 3 günlüğüne diye göndermiş 15 güne ancak gelmişti. Recep Ağabey denen bu adam onu sokaktan kurtarmış, iş ve rütbe vermişti. Bu yüzden gönül borcu vardı bu adama Bülent Nejat’ın.

Konserve fabrikatörü olan adamın kızını kendine bağlamış olmanın verdiği güvenle fabrikatörden film çevirmek için yüklüce para koparmaya başlamıştı Bülent Nejat. Kopardığı bu paraları da Recep Ağabeyine vermiş o da bu parayla iki film çevirmişti. Aslında bu işi yapan adamların hayatları da filmden farksızdı, binlerce kirli oyun çeviriyorlardı gün içinde. Genç kızlar oyuncu (artist) olma vaadleriyle kandırılıp tecavüze uğruyor, bunu yapanların hiçbiri de vicdanen rahatsız olmuyordu.

Düzeni kurmuşlardı. Yağlı bir kapıları vardı ve para oluk oluk akıyordu. Fabrikötürün karısı Recep’le, Recep’in odacısı Coni evin hizmetçisiyle, evin kızı Fatma Bülent Nejat’la, fabrikatör de Recep’in ayarladığı çocuk yaştaki bir genç kızla kirli ilişkiler kurmaya başlamışlardı.

Bülent Nejat’ın asker kaçağı olduğu ortaya çıktığında da kötü son başlamış oldu. İstanbul’dan kaçan Bülent, kısa süreliğine de olsa  hayaliyle yandığı Neriman’ın memleketine gelmişti. Neriman’ı geldiği günün gecesinde aşağıya çağıran sahte aşık, o gece güzeller güzeli Neriman’la aşk yaşamışlardı sabaha kadar. Sabah olduğunu bile fark etmemişlerdi. Bu yüzden de sabah Neriman’ın babasına yakalanmışlardı. Olanlar olmuş büyük bir kavganın ardından Neriman ve Bülent İstanbul’a gelmişlerdi. İstanbul’da da asker kaçağı olduğu için yakalanan Bülent, Neriman’ın ortada kalmasına neden oldu. Yakalanmadan kısa bir süre önce Recep Ağabeyinden yardım istemiş, Neriman’ı onların eline bırakmıştı. Önce Recep denen adamın daha sonra kaldığı garsoniyerin saibininin, daha sonra Coni denen adamın, daha sonra Coni’nin arkadaşı Piç Ali’nin, sonra da Piç Ali’nin patronunun tecavüzüne uğramıştı Neriman.

Neriman’ın kötü serüveni devam ederken annesi olanlardan habersiz bir öğretmenin yardımıyla İstanbul’a gelmişti. Öğretmen rica minnet üzerine Neriman’ı aramaya başlamış, onu bulamasa da hakkında dönen dedikoduları öğrenmiş ve olanlardan midesi bulanmıştı. Neriman’ın annesi artık ümidi kesmişti ki bir gün, Neriman’ı kaldığı evin kapısında kendisini ararken buldu. Neriman yanında bir erkekle annesinin izini bulmuş ve büyük hasret sona ermişti. Bu kötü hayattan Neriman’ı bir film teknisyeni kurtarmıştı. Ali Rıza Neriman’ın kirli geçmişini öğrenmiş onu yine de kabul etmiş ve ona sahip çıkmıştı. Annesi şaşkınlık duysa da bu durum karşısında yine de mutlu olmuş yüreği huzurla dolmuştu..

Neriman’ın hikayesi 1966 yılında kaleme alınmış olmasına rağmen anlatılan her şey günümüzde de aynı şekilde devam etmektedir. İbret alınacak bir hikayeyi sade bir dille üstü kapalı olarak anlatmıştır yazar. Günümüz yazarları gibi yatak odası detayları vermemiş olması akıcı bir dil kullanması onun gerçek farkını ortaya koymuştur.

 

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR…

 

İç Dünyamdan Notlar
YAZARI: Paul Auster
KİTABEVİ: Can Yayınları
SAYFA SAYISI : 320
Önceleri her şey canlıydı.
En ufak nesnelere pır pır çarpan kalpler bahşedilmişti…
Yaşamöyküsünü, Kış Günlüğü kitabında fiziksel varlığının gelişim süreciyle aktaran usta yazar Paul Auster, yukarıdaki cümleyle başlayan İç Dünyamdan Notlar’da da iç benliğinin dış dünya ile karşılaşma sürecindeki gelişimini anımsıyor.
Auster, bebekliğinde aydedeye bakışından, çocukluğunda kovboy filmlerinin yıldızı Buster Crabbe’e olan hayranlığından, dokuz yaşında yazdığı ilk şiirinden, Amerikan yaşamının adaletsizliğini fark etmesinden başlayıp 1950’lerin savaş sonrası ortamını ve 1960’ların çalkantılı günlerini geçerek yetişkinliğe uzanan ahlaki, siyasal, düşünsel yolculuğunu adım adım aktarıyor.
Çocukluk yaşamının dönüm noktalarındaki seslerin, kokuların, dokunma duyusunun hissettirdiklerinin ve çok sevdiği film sahnelerinin de eksik olmadığı belleğindeki bütün imgeleri akıcı anlatımıyla yansıttıktan sonra kitabın sonundaki albüm bölümünde de anlattıklarını fotoğraflarla bütünleştiriyor.
İç Dünyamdan Notlar, benzeri görülmemiş tarzda bir otobiyografi yapıtı.
MİHMANDAR
YAZARI: İSKENDER PALA
KİTABEVİ: KAPI YAYINLARI
SAYFA SAYISI:400
“Peygamber’in mihmandârı! Bir arzun varsa yapayım. Bir vasiyetin varsa yerine getireyim!”
“Ey Emîr! Sakın Allah’ın dinini bozma, müminler arasına fitne girmesine müsaade etme. Askere adalet ile muamele eyle ve düşman karşısında can kaygusu çekme. Bana gelince, senden ve senin ait olduğun şu dünyadan hiçbir şey istemediğimi bil ve herkese böylece ilan et. Şurada can oynatan cengâverlerden son arzum odur ki Azrail (a.s) bize uğradıktan sonra na’şımı Konstantiniyye surlarına yakın götürsünler. O gün savaş hattı nerede oluşursa, bedenimi o noktaya kadar taşısınlar ve orada, savaşan mücahitlerin arasında beni defneylesinler. Ta ki atlarımızın ayakları bedenimi çiğnemiş olsun, Bizans dokunamasın. Ayrıca, eğer yapabiliyorlarsa, cenazemi kendi atımın arkasında bir sedyeye bağlayıp taşısınlar. Tıpkı Kutlu Nebi’yi getiren Kusvâ’nın Medine’de bizim hanemizi bulduğu gibi o da benim için nereye gideceğini ve nerede duracağını bulacaktır.”
KÖR AYNA
YAZARI: JOSEPH ROTH
KİTABEVİ: CAN YAYINLARI
SAYFA SAYISI: 408
Kör Ayna, XX. yüzyıl Almanca edebiyatın değerli yazarlarından Avusturyalı Joseph Roth’un tüm öykülerini okurlarıyla buluşturuyor.
Roth, 1916 ile 1936 yılları arasında kaleme aldığı on sekiz öyküyle farklı yolculuklara çıkarır okurunu. Birinci Dünya Savaşı’nın ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından gelişen yeni dünya düzeninde bocalayan insanların yaşantılarına doğru yapılan bu yolculukların mekânları ve izlekleri birbirinden farklıdır.
Roth’un öykü kişilerinin peşinden kentin lüks caddelerine, yoksul mahallelerine, köprü altlarına, bazen taşraya, bazen de açık denizlere sürükleniriz. “Vatan” olarak bildikleri coğrafyaları yok olunca artık maziye gömülmüş bir düzeni, beyhude çabalarla canlandırmaya çalışan yersizyurtsuzlaşmışların; “modern” kent yaşamında ve taşrada oradan oraya savrulanların; kendilerini, içinde soluk al(ama)dıkları dünyadan kurtaracak bir umuda sıkıca tutunan fakat her seferinde yazgılarına yenik düşenlerin yaşantılarına tanıklık ederiz. Roth’un keskin bir gözlem yeteneğiyle kaleme aldığı öyküleri, ba- şat tınının yalnızlık olduğu hüzünlü bir ezgi gibidir.
KAYGIDAN KORKUYA
YAZARI: ÖZCAN KÖKNEL
KİTABEVİ: REMZİ KİTABEVİ
SAYFA SAYISI:360
Herkes mutlu olmak için çaba gösterir. Bireysel ya da toplumsal nedenlerle bu çaba yetersiz kalırsa ruh sağlığı bozulur. Ruh sağlığını bozan nedenler de kaygı bozukluklarına yol açar. Bu kitap, kaygı bozukluğuyla baş etmenin yolları ile ruh sağlığına, mutluluğa ulaşmak konusunda ipuçları veriyor…
GALİZ KAHRAMAN
YAZARI: İHSAN OKTAY ANAR
KİTABEVİ: İLETİŞİM YAYINLARI
SAYFA SAYISI:192
“Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, “olmasa da olur” halini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi olmak sonuna kadar hakkıdır. Sıradanlığın üst insanıdır o. Asilliğiyle asilleşememesi umrunda bile değildir. Onun umrunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılamak, kendi küçük âlemine sığan kainatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik de zaten budur.”
DÜNYA AĞRISI
YAZARI: AYFER TUNÇ
KİTABEVİ: CAN YAYINLARI
SAYFA SAYISI: 336
“Hayat, kayaç katmanları gibi parçalarına ayrılan değersiz bir kütledir.”
Türkçe edebiyatın sözünü sakınmayan kalemi Ayfer Tunç, yazarlık hayatının 25. yılında sarsıcı bir romanla karşımızda.
Hayatı “yolcu” olarak yaşamak isterken baba mirası otelin işletmecisi, ailesinin “reisi” olmak zorunda kalan Mürşit, her geçen gün tamahkârlaşan bir şehirde, gerçek dostluğu İstanbul’da bıraktığı hayaletlerden kaçarak Mürşit’in oteline sığınan Madenci’de buluyor. İki arkadaşın dünya algısı, okuyucuya Türkiye tarihindeki utanç sayfalarının bir özetini sunuyor.
Arka planı toplumsal facialar, kitlesel cinnet hikâyeleriyle örülen Dünya Ağrısı’nda, geçmişle hesaplaşma cesaretini gösteren insanları yaşadıkları toplumdan ayıran sınır imleniyor.
Dünya Ağrısı kelimelerle sıkılmış bir yumruk.
Böyle bir şehirde sır saklamanın imkânsız olduğunun farkında değil. Öğrenecek elbet, bir gün şehir dediği şeyin birbirini gözleyen sayısız gözden ibaret olduğunu o da anlayacak. Ama buna çoktan alışmış olacak ya da daha fenası başkalarını gözleyen sayısız gözden biri haline gelecek. Babamın oğlu o olmalıydı diye düşünüyor, ben, oğlum gibi bir oğul olsaydım babam mutlu ölürdü; oğlum babamın istediği gibi bir oğul olduğu için ben mutsuz öleceğim.
AŞK YOLCUSU
YAZARI: BAHAR FEYZAN
KİTABEVİ: EVEREST YAYINLARI
SAYFA SAYISI: 368
Bahar Feyzan’ın Aşk Yolcusu adlı kitabı Everest Yayınları’ndan çıktı. Tarihle kurgunun iç içe geçtiği roman Bahar Feyzan’ın duru ve sürükleyici anlatımıyla günümüze taşınıyor.
1941; İkinci Dünya Savaşı’nın en hararetli günlerinde Berlin.
Türk Doktor İzak Levi, Büyükelçi Hüsrev Gerede’nin Nazilerden kopardığı özel izinle Almanya’da Yahudilerin yaşadığı baskıdan etkilenmeden hayatına devam ederken, âşık olduğu Viktorya için her şeyi göze almaya karar verir… İzak ve Viktorya’nın Berlin’den Bükreş’e, oradan sırlarla dolu gemi Struma’ya ve nihayet İstanbul’a uzanan hikâyeleri savaşın, dostluğun, intikamın sınavlarından geçecektir artık.
Arka planda ince ayrıntılarıyla dönemin ruhunu yansıtan Bahar Feyzan, âşık olan bir erkeğin sevdiği kadın için neler yapabileceğini anlatırken, kadın ruhunun aşka olan inancını da okuyucuyu yaralayarak sorguluyor.
Önceki İçerikSIRADIŞI 10 KÜTÜPHANE
Sonraki İçerikTARİH DÖNGÜSÜNDE TREN İSTASYONLARI – Foto galeri

Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi.

Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi…

haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.

TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here