VİCDANI TEMEL ALAN BİR GAZETECİ: HÜLYA HÖKENEK

0
607
views
Hülya Hökenek Kimdir? - Büt Dergisi

Ekranların güzel sempatik sunucusu Hülya Hökenek. Hakkında internetten araştırma yaptığımızda açıkçası fazla bir şeye ulaşamadık. Allah’a emanet doğaçlama bir röportaj yaparak Hülya Hökenek’i tanıyacaktık.  Telefonla randevu aldığımda çok heyecanlıydım. Sağ olsun bizi kırmadan randevu teklifimizi kabul etti. Randevu saati geldiğinde odasına çıktık. Bizi güler yüzlü bir karşılamayla selamladı. Oda baya bir kalabalıktı. Kalabalık oda da bize gösterilen sandalyelere oturduk. Odasında duvarı boydan boya kaplayan kocaman bir Hülya Hökenek posteri dikkatimizi çekti. Daha sonradan öğreniyoruz tabi posterin sırrını. Meğer doğum gününde iş arkadaşları ona sürpriz yapmış. Doğrusunu söylemek gerekirse çok güzel bir sürpriz. Kıskandıracak bir şekilde…

Bilardo ve santraçta iddialı. “Kuzenimle satranç turnuvaları düzenleriz, büyük bir aileyiz, bolca kuzen… Çok şanslıyım bu açıdan” diyor Hökenek. Müzik onun vazgeçilmezi ve dünya müziğine de hakim. Yakın dostlarından Hasan Saltık’ın müzik bilgisinin gelişmesinde etkisi büyük. Onun için iyi ki müzik var; iyi ki geceler var. Geceler diyor daha anlamlı ve ahlaklı. Gece okurum, yazarım, film izlerim; gece üretkendir. Ayrıca insan yüreğindekilerle gece ugraşır, aklındakilerle gündüz. Bize de yürek lazım diyor Hülya Hökenek..

Bir diğer özelliği ki bizi cok şaşırtan: tıbba duyduğu ilgi. Abisi kalp cerrahı ve ara sıra ameliyat ekibiyle birlikte kalp operasyonlarına girip o havayı soluyor. Neden diye sorduğumuzda, “Çocukluktan beri ilgimi çekerdi, nedendir bilmiyorum. Benim için bir nimettir ailemden birinin kalp cerrahı olması ve ağabeyimin sayesinde zaman zaman ameliyatları izliyorum. Yaşam ile ölüm arasında o en değerli organı (kalp) gördüğümde, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu hissediyorum. İnsan bedeni mükemmel ve Allah’a daha yakın hissettiğim anlardan biridir ameliyathanede geçirdiğim zaman dilimi. Bir nevi terapi diyelim. Her şey çok gerçek ameliyathanede, hem kalp yoksa neye yarar hayat” deyip gülüyor.

Görüşmeyi TRT’nin İstanbul’daki Ulus stüdyolarında gerçekleştiriyoruz. Sohbetimizi TRT’nin terasında yapmamızı teklif ettiğinde, bu teklifi geri çeviremezdik tabi.  Sohbet için terasa gittiğimizde konuşmaya nereden başlasak diye arkadaşlarla bakışıyoruz. Nereden başlayacağımız konusunda çekingelerimizin olduğunu gören Hökenek, bizi bu zor durumdan kurtarıyor.  “Çok  meraklıydım. Türkiye ve dünyayı daha yakından analiz etmek; yanı başımızda ne oluyor ne bitiyor, bu yaşananlar nedir? diye hep merak ediyordum. O yüzden çok soru soruyordum.  Aslında bu merak beni bu mesleğe sürükledi diyebilirim. Küçüklüğümden beri evde hep siyaset konuşulurdu; Türkiye meseleleri, dünya meseleleri konuşulurdu. 12 Eylül mağduru bir babanın çocuğuyum, Kürdüm ve “devlet” kelimesi çocukluğumda evin içinde en sık duyduğum kelimeydi.”diye başlıyor.

“Radyo Televizyon Sinema son sınıfta okurken Fatih Altaylı ile tanıştım. O dönem “Teke Tek” programını yapıyordu. Türkiye’de iki üç tane sayılı haber programı vardı; Arena, Teke Tek, Siyaset Meydanı ve 32.gün gibi. Televizyon kanallarının bu kadar yaygın olduğu dönemler ve de sosyal medyanın da bu kadar hayatımızın merkezine girdiği bir dönem değildi. Son sınıftayken Fatih Altaylı iş teklif etti.  Altaylı konuk hoca olarak okulumuza gelmişti. Sınıf içerisinde karşılıklı yaptığımız gündemle ilgili atışma sonrası Fatih Altaylı bana dedi ki: “Çok konuşuyorsun, gel benim yanımda konuş bakalım.”  Aradan bir hafta geçtikten sonra Kanal D’de stajer muhabir olarak işe başladım ve sonra Teke Tek programında muhabir oldum. Programda dosyalar yapmaya başladım. Yani uzun süre özel dosya haberciliği yaptım.  Güneydoğu’ya çok sık gidip geliyordum. Özel röportajlar yaptım. Mesela  Abdullah Öcalan yakalanmadan önce son röportajı Fatih Altaylı yapmıştı ve bende onunla birlikte Beyrut’a gitmiştim. O benim için  büyük bir deneyimdi. Orada iki gün kaldık, Öcalan’la röportajı yaptık. Bunun yanında Erbil’de Mesut  Barzani ile bir röportaj yaptık. Tek başıma yanımda kameramanımla yaptığım ilk dosya “koruculuk” dosyasıydı. Orada aşiret reisleriyle görüşmüştüm ve korucularla görüşmüştüm. Sürekli valiz hazırdı ben de ve hala da öyle bu bir alışkanlık var. Hayatımda hiç hayal bile edemeyeceğim şeyler yaşadım. Kanal D’nin ardından BRT ‘de özel dosya haberciliği biriminde çalıştım. BRT 2001 yılında kapandı. BRT kapanınca dedim ki bir iş görüşmesi yapmayayım; bu arayı iyi değerlendirerek dilimi geliştireyim. Londra’ya gittim. 2 buçuk 3 yıla yakın Londra’da kaldım. Dil eğitimi ve London Institute’de ‘Fast Track Journalism’ okudum. Birikimime katkısının dışında İstanbul kadar sevdim Londra’yı. Kozmopolit, farklı coğrafyalardan insanlar tanımak keyifli ve öğretici ara sıra kaçıp giderim. Havası dokusu etkiler beni.”

Haberin içinde olmak…

Haberin içinde olmak çok önemli. Eğer haberin içinde olmazsanız haber sizi dışlar, seyirci sizi dışlar. Kamera arkasında yani işin mutfak kısmında olduğu yıllar Hökenek için tam anlamıyla altın yıllarmış.  Ekran önüne adeta itilmiş. Bundan rahatsız da değil. Hökenek, “Londra’dan döndükten sonra da mesleğe Kanal 7’de çalışarak devam ettim.  Aslında Kanal 7’de beni biraz ekran önüne ittiler. 3 yıla yakın Kanal 7’de çalıştım. Ardından Kanal Türk’te 8 ay kadar Ana Haber Bülteni sundum. Sonra da TRT Haber’e geçtim.  Burada yaklaşık dördüncü yılıma girdim. Dışarıdan görünen serüvenim böyle.  Ekran önünde de olabilirsin arkasında da bu bir tercihtir. Kamera önünde program yaparken geçmiş yılların faydasını çok gördüm. Yani bir haber nasıl çıkar, nasıl kurgulanır bir program nasıl yapılır? Hepsine hakimdim.”  Hökenek devam ediyor. “Şöyle düşünüyorum, mutfaktaki yemeğe hakimsen masadaki sohbete de hakim oluyorsun. Bir derdin var ise derdini; orada anlatmak, sormak da başka bir şey.  Çok dinamik bir ekiple programa hazırlanıyorum. Türkiye’nin oynak bir gündemi var; malum bu coğrafya her türlü hareketliliğe gebe. Perşembe akşamları yayın yapıyoruz ve biz pazartesiden bir şekilde perşembeyi ön görmek zorundayız. Tabi gündem değişince hafta başı yaptığımız hazırlıklar bir anda buharlaşabiliyor ve yeniden gündeme odaklanıyoruz. Yalnız şunu belirteyim biz ekip olarak çok eğlenerek calışıyoruz. Keyifli bir ekibiz. Birbirini tamamlayan bir ekip bu konuda şanslıyım. Bizim mesleği yaparken objektiviteyi göz önünde bulundurmak benim için belirleyici .  Sorduğum sorularda da bir şekilde onu yansıtmaya çalışıyorum. Türkiye’de yankılanan her fikre ses açmaya çalışıyorum. Zaman zaman arafta kaldığım oluyor ama arafta kalmak kararsız olmak demek değil. Araf insana eleştirme hakkını veriyor, taraf olmak ise insanı kendi gettosunda eritiyor. Hem düşünsenize gettolarda hayat tekrara dayanır ve tek bir sesin yankısıyla doğruyu bulabilir mi insan.”

Gözümüzden kaçmayan bir şey var ki o da Hülya Hökenek’in hiperaktif durumu. Konuşurken elleri hep hareket halinde, vücut dilini kullanıyor. Nedenini ise kendisinden dinleyelim: “Evet doğru benim mizacımda var. Aslında bu konuda eleştirildiğim çok oluyor. Vücut dilimi çok  kullanıyorum zira haber sunmuyorum. Soru soruyorum. Sorarken de bir şekilde konunun içine giriyorsunuz. Evet, o hiperaktiflik yansıyor. Zaman zaman bende kendimi izlediğimde rahatsız oluyorum.  Ama bu benim, yapabileceğim bir şey yok.”

Hökenek sohbetimizde özellikle belirttiği bir şey var. O da hayatında önemli dönemeçlerde karar aldığı zamanlarda okuldaki hocası Ragıp Duran’ın ve ablası Aysun Hökenek’in etkisi.  Bu iki isim Hülya Hökenek için çok önemli.

“Vicdan temel alınmalı”

Vicdanı temel alan Hökenek herkesten de bunu yapmasını istiyor. Hökenek; “Her işte, kim ne iş yapıyorsa vicdanı temel alıyorsanız başınızı yastığa rahat koyuyorsunuz.  Vicdanları doğru konuşturmaya çalışıyorum.  Ülkede yaşanan her sorunda her konuda biz televizyonculardan, gazetecilerden çok şey bekleniyor. Bizler kahraman değiliz. Bizler sadece çalışanız yön veriyoruz ”

Kadınların her alanda seslerinin çıkmasından yana Hökenek. Özellikle erkek egemen bir medyada. Bu konuda biraz dertli. Onu da şu ifadelerle dile getiriyor: “Medya erkek egemen. Erkek egemen medyada biz kadın gazetecilere çok iş düştüğünü söyleyebilirim. Kadın gazetecilerin daha fazla insiyatif alması gerektiğinden yanayım. Bence her kesime daha fazla temas etmeleri lazım. Kadınlar sadece medyada değil her alanda var olmalı. Kadınlar zaman zaman engelleniyor ama artık bu yavaş yavaş kırılıyor. Kadın bir değer. Kadın siyasette olmalı, sokakta olmalı, medyada olmalı  her yerde kadın olmalı. Kadının olduğu yerde tavır ve duruş da değişir. Siyasette yontulur.”

45 dakika’dan 45 artı’ya

Hülya Hökenek ilk olarak TRT Haber’de öğlen vakitleri 45 dakika adlı haber programı yapıyordu. Bu yaklaşık 2 yıl sürdü. Daha sonra kanal koordinatörü Ahmet Böken’in akşam program yapma teklifine olumlu cevap vererek 45 dakikayı, 45 artı olarak isim değişikliğine giderek akşam kuşağına almış.  Programın serüvenini isterseniz Hökenek’ten dinleyelim: “45 artı programını yapmadan önce 45 dakika programını yapıyordum. Hergün saat 13:00’de bir haber kuşağı hazırlıyorduk, editörüm Dursun Ege Göçmen ve yönetmenim Aydın Aydemir ile. Programın süresi programın ismi olsun istedim. Yani bana 30 dakikalık süre verseydiler programın ismini 30 dakika koyardım. 27 dakika deseydiler adı da 27 dakika olurdu. 45 dakika’da öğlen kuşağındaydı sabah itibariyle gündemi toparlayıp günün konusu ile ilgili bir konuğu stüdyoyada ağırlıyorduk, araya telefon bağlantıları da alıyorduk. İnteraktif bir yayındı. 2.5 yıl kadar sürdü. Sonrasında kanal koordinatörü Ahmet Böken, bir akşam programımı yapmamı istedi. 45 dakika keyifli gidiyordu zira  yorulmuştuk da değişikliğe  ihtiyacımız vardı ve 45 artı’ya geçiş yaptık.  Burada da şöyle bir konsept uyguluyoruz. Hafta başında ekip toplanıyoruz.  Bu hafta ne işleyelim kimleri çağıralım diye konuşarak hafta sonuna doğru gündemi ön görmeye çalışıyoruz.  Konuları ve  konukları bir şekilde belirliyoruz.Herkese olabildiğince  ses açmaya çalışıyoruz. Ses açamadığımız zamanlarda da ben sorularımla o kesime ses açıyorum”

İş ortamıyla normal hayat ortamı atmosferi farklıdır. İş yerinde çok sinirli olan kişi, normal yaşantısında sinirden eser yoktur. Bunun tam aksi bir durumda olabilir. Bu doğal karşılanması gereken bir durum bana kalırsa. İş disiplin ister. O disiplin içerisinde kendinizi kaybedebilirsiniz.  Hülya Hökenek’in kendi deyimiyle o bir “cadı” iş yerinde. Gülerek bunu söylüyor. “Evet geçici agrasiflik var programı hazırlarken. Birçok şeyi bir arada düşünüyorsunuz. Biraz hızlı olmalısınız . Hızlı olan kazanır çünkü her şey çok çabuk geçiyor.”

“Herkes artık kendi manşetini atıyor”

Sosyal medya vazgeçilmez bir alan  farklı bir dünya.  Herkes burada. Ünlüler, gazeteciler, sıradan insanlar, yaşlılar çocuklar… Hatta o kadar ki yeni doğmuş ve daha ileri gidelerek daha anne karnındaki çocukların bile hesapları var sosyal medyada. İlk başta özellikle Facebook bu alanda çok önemli bir yere sahip. Facebook’tan sonra tartışmasız yeni favori Twitter. Twitter, Facebook’un tahtını salladı. Artık büyük çoğunluk Twitter’da konuları tartışıyor. Birçok konu orada özgürce tartışılıyor. Herkes fikrini açık açık beyan ediyor. Sosyal medyada tartışılan konular gazetelerde haber bile oluyor. Hülya Hökenek’te sosyal medyanın önemini bilenlerden. Hökenek tarafını kağıttan yana kullandığını belirtiyor:  “Herkes fikrini açık açık beyan ediyor. Sosyal medyada tartışılan konular gazetelerde haber bile oluyor. Elimizde akıllı telefonlar var herkes kendi manşetini atıyor. Sosyal medya aracılığıyla anında örgütlenebiliyorsunuz. Yeni bir medya algısı oluşmaya başladı bile. Nasıl ve hangi amaçla kullandığın da önemli. Haber alma noktasında da müthiş bir şey. Tabi bilgi kirliliği de pik yapmış durumda. Bunun ne kadar önüne geçebilirsiniz ki? Burada da yine bence vicdan ve etik devreye giriyor.  Teknoloji hayatımızın bu kadar içine girse bile yine de kağıt ölmeyecek. O kağıdı da yaşatmak durumundayız. Teknolojinin basılı kağıtları bitireceğini düşünüyoruz.  Ben kağıttan yanayım. Tarafımı kağıttan yana kullanıyorum. Tabi bu teknolojinin geleneksel medyayı televizyonları ve gazeteleri körelteceği gerceğini de değiştirmiyor ne yazık ki…”

Hasan Cemal’in Milliyet’ten uzaklaştırılması medya-iktidar ilişkileri bağlamında basın özgürlüğü meselesini bir kez daha gündeme getirdi diyor ve ekliyor; “Basın ve ifade özgürlüğü bağlamında adım adım ilerliyoruz. Barıştan bahsediyoruz bi süredir. Umutluyuz diyoruz ki bu doğrudur ama barışın sürdürülebilir olması demokrasinin inşasıyla mümkün. Basın özgürlüğü de bu inşanın temel taşı. Türkiye’de bu konuda bir sıkıntı olduğu gerçek. Yazamayan meslektaşlarımız ve cezaevinde ki gazeteci sayısını göz önünde tutarsak tablo can sıkıcı.”

Hökenek her fırsatta farklı seslere dokunmamızı belirtiyor. “Herkes kendi gettosundan çıkmalı bence mahalleri birleştirmemiz lazım. Öteki mahalleyi de tanımamız lazım. Bütün mahallere ses açmamız lazım. Çok sesli, çok kültürlü bir ülkede yaşıyoruz. Öteki mahallede neler olduğunu bilmek lazım. Renkler zenginliktir, farklılıklar güzeldir. Geç anlaşıldı bizim ülkemizde ama güç olmasın diyelim şimdilik.”

“Dersime iyi çalışıyorum”

Kamera önündeki Hülya ile sosyal hayattaki Hülya elbette farklı. Kamera önünde işini yaparken ciddi. Çünkü konuşulan konular Türkiye’nin sorunları. Hökenek bu durumu da şöyle açıklıyor. “Dersime çalışarak yayına hazırlanıyorum. Eğer dersine çalışmazsan bir süre sonra yayın seni dışlar aynı şekilde konuk seni dışlar. Elbette orada ciddisin. Çünkü Türkiye meselesini konuşuyorsun; kadın meselesi konuşuyorsun, şiddet konuşuyorsun, engellilerin durumunu konuşuyorsun ama yayın bittiği anda ikinci bir 45 artı’yı bizim oda da yapıyoruz. Her zaman bu böyle oluyor. Daha sansürsüz olduğunu söyleyebilirim. Kamera önünde sadece vicdanlı bir şekilde soru sormaya çalışıyorum. Merak ettiğim her şeyi sormaya çalışıyorum tabi nasıl sorduğun önemli.  Onun dışında çok renkli çok eğlenceli olduğumu söylerler. Hayattan tat almaya bakıyorum. Renkli bir sosyal çevrem var. Santrançı severim. İyi bir bilardo oyuncusuyum. Müzik hayatımda vazgeçilmezi, iyi ki müzik var diyorum. İyi ki gece var diyorum.  Geceleri yazmayı ve okumayı seviyorum. Gece ahlaklıdır, gece düşünürsün; gece yüreğinle uğraşırsın, gündüz aklınla. Müzik hayatımın  vazgeçilmezi.”

Dersine iyi çalışarak programlara hazırlanan Hökenek; “Sadece okuyarak olacak şey değil görmeden temas etmeden  olmaz. Gezerek görerek duyarak bu mesleği geliştirirsin. Oturduğun yerden olmaz. İnsanların hikayelerini dinlemezsen kendi hikayeni de oluşturamaz, gelişemez ve geliştiremezsin. Kafamı yorduğum meselelerle ilgili yerinde tespit yaptığımda içim rahatlıyor. İddialı değilim hiç bir zaman olmadım. İşimin hakkını vermeye çalışıyorum sadece bu.”

Anarşist yapısı gazeteci olmasını sağlamış…

Gazeteci olmayı çok istemiş Hökenek. Demokrat görünen despot babasına rağmen gazeteci olmuş. Bu da tabi ki kendi deyimiyle “Anarşist” bir yapıya sahip olması zafere ulaşmasını sağlamış. Hökenek, “Türkiye’de sıralamaya giren ağabeyim iyi bir kalp cerrahı. Ablam eczacı. Babam benim avukat olmamı istedi. Fakat ben evin asi çocuğuyum. Anarşist bir yapım var. Hala da öyle olduğum söylenebilir. Hukuk okumayacağımı gazeteci olmak istediğimi söyledim ama babam çok ısrar etti. Onunla  ciddi bir mücadeleye girdim. Hatta ilk iki yıl üniversite sınavlarına dahi girmedim. Ağabeyim bilgisayar mühendisi olmak istiyordu fakat babamın bizlerin üzerinde çok etkisi vardı. Onu doktor yaptı. Ağabeyim Türkiye sırlamasında ilk 500.ncü falandı. Ablam doktor olmak istiyordu babam onu da eczacı yaptı. Babam biraz demokrat gözüken despot galiba.” diyor ve gülüyor. Devam ediyor Hökenek: “Ben onunla mücadele ettim, hayır dedim. Sonra sosyoloji bölümüne yetti puanım, kayıt yaptırdık fakat gitmedim. İsyan devam etti. Bir sene sonra Radio Televizyon okumak istedim, babam buna bir şekilde ikna oldu. Hukuk diye tutturmuştu. Belki de 12 eylül ve sonrasında yaşadıkları onu tetiklemiş olabilir. Zaman zaman bunu da söylüyor ama şimdi çok mutlu gazetecilik yapmamdan” en sıkı siyasi tartışmaları da babamla yaparım diye ekliyor.

Hökenek babasının hukuk okuması konusundaki baskısına hak vererek bazen dinleseydim diyor. Buna gerekçesi ise: “Akademi İstanbul’da RTS bölümünde okudum. Londra’da dil eğitiminden sonra London İnstitute’de Fast Track Journalism okudum. Eğitimim biraz karışık. Egitimimi Türkiye’nin haline benzetirim. Ama şimdi geriye dönüp bakıyorum; Türkiye’de neyi konuşursak konuşalım Ergenekon Davası, Balyoz Davası, Hrant Dink Davası Kürt Meselesi, şiddet, engelli hakları hepsi dönüp dolaşıp hukuka dayanıyor. Her meseleyi konuştuğumuzda hukukun kapısı çalınıyor. Biz gazeteciler son yıllarda bu davalarla öyle haşır neşir olduk ki işimiz gereği yarı hukukçu olduk” diyor gülerek.

Hasan Cemal en güzel örneği…

Daha öncede belirttiğimiz gibi internet, sosyal ortamlar birçok kişinin sesini duyurmasına çok büyük olanak sağlıyor. Birçok insan düşüncelerini açtığı bloglarla duyuruyor. Kimisi kitap çıkartacak kadar kendini geliştiriyor kimisi de bir gazetede köşe yazarı olacak kadar tutuluyor. Hökenek’te bu konuya oldukça sıcak bakıyor.  Kurum kimliğininde önemine değinerek, “Burası da önemli. İnsanlar  seslerini duyurabilmeleri için birçok mecra var. Bloglar açarak seslerini duyurabiliyorlar. Hasan Cemal örneğini verebiliriz. T24.com.tr’de yazıyor. Orada yazmazsa bile Twitter dediğimiz mecrada yazar. Hasan Cemal belki de yaşı itibariyle de gazetecilere büyük bir derstir. Gazetecilik ölmez Hasan Cemal bunun en güzel örneğidir. Bir çok arkadaşımız, birçok meslektaşımız blog açıyorlar. Oradan müthiş işler yapıyorlar, müthiş röportajlar yapıyorlar. Mesela siz öğrencisiniz buraya gelerek röportaj yapıyorsunuz. Sitenize baktım röportajlarınız var. Birçok insana ulaşabiliyorsunuz ve sesinizi duyuruyorsunuz. . Ama tanınır olmak onun ciddi bir avantajı var.  Elinizde akıllı telefonlar varsa kendi manşetinizi atabiliyorsunuz. Kurum kimliği o dediğim yerlerde belirleyici oluyor.”

Keyifli sohbetimizi sonlandırırken onu tanıdığımıza çok mutlu olduk. Bize güzel bir örnek. Biz onunla sohbet ederken keyif aldık. Umarız sizde röporatıjımızı okuduğunuzda keyif almışsınızdır…

RÖPORTAJ: Emre Ceylan – Mustafa Doğan

Önceki İçerikİNSAN NE İLE YAŞAR
Sonraki İçerikIŞIK TARLASI…
Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi. Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi... haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.
TEILEN