TÜRK SİNEMASI’NIN AHU GÖZLÜ SULTANI TÜRKAN ŞORAY

0
1510
views
TÜRK SİNEMASI’NIN AHU GÖZLÜ SULTANI TÜRKAN ŞORAY - Büt Dergisi

Çerkez asıllı bir yüzbaşının oğlu olan Halit Bey  1945 yılında devlet demir yollarında memurluk yapan kendi halinde bir insandı. Eşi Meliha Hanım da ev hanımı aynı zaman da kadir kıymet bilen son derece vefakar bir kadındı. Çift 28 Haziran günü dünyaya, Türkan adını verdikleri kızlarını getirdiler. Çiftin ilerde Nazan adını verdikleri bir kızları daha oldu.

Türkan ilkokula mahalledeki Rami Tas Mektebi’nde başlamış olsa da o dönemlerde iş değiştirerek polis olan baba Halit Beyin sürekli adres değiştirmesinden dolayı 1956 yılında Feriköy İlkokulu’ndan mezun oldu. Bu arada aile içinde oldukça maddi ve manevi sıkıntılar baş göstermeye başlamıştı. Türkan ortaokula Fatih Kız Lisesi’nde başladı. Mezun olduktan sonra okulu bırakmaya mecbur kaldı. Oldukça büyük bir ekonomik sıkıntı çektiklerinden annesi de bir lastik fabrikasında işe başlamıştı. Kız kardeşi Nazan’ın doğumuyla beraber Türkan’ın sorumlulukları da artmaya başladı. Ev işlerinde ve bebek bakımında annesine yardım ediyordu. Anne ve babası ayrılmaya karar verdiği zaman 2 kız kardeş anneleri ile birlikte Karagümrük’te bulunan  Sarmaşık Sokak’a taşındı. Aslında bu sokağa taşınmaları Türkan için parlak ve başarılarla dolu geleceğinin de ilk adımı oldu.

Yeşilçam’a İlk Adım

Karagümrük’te tuttukları evin sahibinin kızı dönemin genç ve güzel oyucularından biri olan, Emel Yıldız’dı. Kısa sürede Türkan ve Emel abla kardeş gibi olurlar, ve kaderin cilvesine bakın ki  Emel bir film görüşmesi için yanında onu da götür. Bu Şoray’ın ilk kez Yeşilçam’a adım atmasıdır. Emel ablası görüşmesini yaparken Türkan da bir köşede sessizce oturmuş etrafını inceliyordu. Onu fark eden Türker İnanoğlu olmuştu. Yeşil mantolu, büyüleyici bakışlara sahip güzeller güzeli bu kızın kim olduğunu öğrenir öğrenmez annesini ayağına gelerek, “Köyde bir kız sevdim” filminde oynaması için ikna edilmesini isteyen de İnanoğlu’ndan başkası değildi. Annesinin biraz düşünüp nazlanmasının ardından teklifi kabul etmesinin sonucunda Türkan kendini setlerin büyülü dünyasında, kameranın önünde bulur. İlk filmini çektikten hemen sonra bir akşam evinin kapısı çalınır, gelen amcalarından biridir. İsteği ise soyadını kullanmamasıdır. O dönemlerde bir kızın oyuncu olmasını özellikle köklü ailelerde kabul görmesi oldukça zor ve anlaşılmazdı. Ancak yıllar sonra bir sünnet düğünün de Sultan ve amca göz göze gelecek, bakışlarında onunla gurur duyduğunu hissettirecektir. Türkan başta soyadını değiştirebileceğini düşünse de ertesi gün afişlerin basıldığını öğrenince bundan vazgeçmiştir. Ama  buna pekte üzülmeyen Sultan adı ve soyadını çok sevdiğini pek çok kez tekrarlamıştır. Bu arada takvimler  1960 yılını göstermektedir. Türk sinemasının güzelliği dillere destan Sultan’ı ile tanışması bu yılda gerçekleşir, henüz 15 yaşındaki Türkan Şoray için uzun ve yorucu ama aynı zamanda başarı ve güzelliklerle dolu sinema serüveni başlamış oldu. Bu arada ilk nişanlısı Şadi Çadırcı ile yollarını ayıran genç kız kısa bir süre içinde Türker İnanoğlu ile nişanlandı ancak bu nişanda kısa sürdü.

Babasına karşı hep bir özlem duyan Sultan, 1962 yılında hayatının aşkı Rüçhan Adlı ile tanıştı. Bir film çekimi için çalışırken, o dönem kampta olan  Galatasaray’ın başkanı Rüçhan Adlı’nın dikkatini çeken genç kız kısa sürede aşk denen o hepimizi kokusuyla sarhoş eden duyguya kapıldı. Yalnız bir sorun vardı. Türkan henüz  17, Rüçhan Bey ise 39 yaşındaydı. Annesi kabul etmedi, ancak Sultan bunu önemsemedi. Bir diğer sorunda Rüçhan Beyin evli olmasaydı. 21 yıllık birliktelikleri boyunca da evli kalmıştır, çünkü Adlı’nın eşi kesinlikle boşanmaya yanaşmıyordu. Çiftin gayrı meşru ilişkileri Sultan’ın çocuk sahibi olmaya karar vererek Adlı’yı terk etmesine kadar sürer. Rüçhan Bey hayatında olduğu süre boyunca Sultan’a hep göz kulak olmuş, onun Türk sinemasında Sultan diye tanınmasına, çok tartışılan Türkan Şoray kanunlarına ve şüphesiz özel hayatında pek çok değişikliğe vesile olmuştur. 1966 yılında Şoray’ın annesi Meliha Hanım kendinden 20 yaş küçük Ahmet Beyden Figen adında bir kız doğurur. Türkan Şoray annesine kendinden bu kadar küçük bir erkekle evlendiği için oldukça kızgın ve kırgındır. Bebeği görmeye gitmez. Bu süre zarfında babası Halit Beyde 20 yaşında bir kızla 2. evliliğini yapmış, ondan 2 çocuk sahibi olmuştur bile. Rüçhan Adlı bir demecinde “Türkan şimdiden 4 kardeşim oldu yakında 14 olur diye şaka yapıyor bana” demiştir. Kaderin cilvesi ki ailede herkes birbirinin ilişkisine son derece hoşgörüsüz bir bakış açısı içerisindeydi. Özel hayatında evli bir erkekle olan ilişkisi, ailesinin ilişkileri karmaşık bir hal almışken sinema hayatı bunun tam tersi son derece güzel gidiyordu. Oyunculuğunu kanıtladığı ‘”Acı Hayat”ona aynı zamanda ilk ödülü olan 1.Antalya Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”nü kazandırır.

Türkan Şoray Kanunları…

 

Bir dönem farklı yapım şirketleri ile çektiği yapımlar aynı haftalarda vizyona girmeye başlayınca rekabet ortamı oldukça gerilir. Şoray da bunun üzerine fiyatı arttırır, bu hareketi onun dönemin Acar, Arzu, Duru gibi büyük şirketler tarafından veto yemesine sebep olur. Ancak Sultan kısa bir sessizlikten sonra bu sefer kanunlarıyla piyasaya geri döner. Peki neydi bu yıllardan beri Şoray kanunları olarak bilinen ve Türk sinemasında bir ilk olan kanunlar. 18 madde den oluşan kanunlara göre; Türkan Şoray’ın senaryoyu beğenmeme hakkı kendinde saklıdır, beğenmediği taktirde senaryo değişikliği talep edebilir, filmlerde öpüşme ve sevişme sahneleri bulunmayacaktır, İstanbul dışına çıkmaz, Pazar günleri çalışmaz, hafta içi mesaisi 08:00 ila 19:00 arasıdır, jenerik afiş, reklam vb. her yerde Türkan Şoray adı başta tek ve büyük yazılacaktır, buna filmin oynatıldığı her yerde uyulacaktır, filmlerde Sultan’ın sesi kullanılması için anlaşma hakkını yine film renkli ise çekimlerin uzaması ile ilgili anlaşma hakkını, şirket ortak olarak başka bir şirketle filmi çekiyorsa anlaşma hakkını ve son olarak çekilecek filmde rejisör ve jönü belirlemede anlaşma hakkını kendinde saklı  tutar, bu şartlara uymayan şirket  100 bin lira (o dönem için) ödemeyi kabul eder, ihtilaf durumlarında baş vurulacak mahkemeler  İstanbul mahkemeleridir, Türkan Şoray’ın film başına ücreti 60 bin liradır(o dönem için), herhangi bir aksamadan doğacak bir durum da Şoray’ın bekleme süresi 10 gündür. 1966 yılında, Türk sinemasında 21 yaşında genç bir kadın için oldukça cesur bir listeydi. Ancak beklenen oldu şirketler ne derse kabul etti, böylece Sultan’ın sarsılmaz imajı bugüne dek aynı değerini korumuş oldu.

Dünyanın En Çok Film Çeviren Kadını

 

1970’li yıllarda TRT’nin kurulması ile o dönem çok fazla çekilen seks filmleri furyasının da etkisi ile Şoray yılda ortalama sadece 4 filmde oynaya bildi. 80’li yıllarda ise yılda 2 film çekmiştir. Bu kadar az mı diyebilirsiniz ancak Türkan Şoray “dünyanın en çok film çeviren kadın oyuncusudur.” Bugüne kadar 208 filmde başrol oynayan Sultan 4 filmde yönetmenlik yapmıştır. Ayrıca bu güne dek 10 dizide rol alan sanatçı bu alanda da kendini kanıtlamıştır. Özellikle 2000 yılı başında rol aldığı  ve başrolünü Şener Şen’le paylaştığı bir fenomen haline gelen “İkici Bahar” ve yine başrolünü Haluk Bilginer ile paylaştığı Sevinç karakteriyle gönlümüzde taht kurduğu “Tatlı hayat” dizileri ile yıllarca seyircisi ile buluştu.

80’li yıllarda film konusundaki kıtlık adeta sanatçının özel yaşamına da yansıdı. Önce 1983 yılında ilk aşkı ve hayatının 21 yılını geçirdiği Rüçhan Adlı ile yollarını çocuk istediği için ayırdı. Rüçhan Beyin eşi hiçbir şekilde ayrılmaya yanaşmadığından Şoray ile evlenemeyen Adlı istemeyerekte olsa ayrılığı kabul etmek zorunda kaldı. Aynı yıl meslektaşı ve tiyatrocu Cihan Ünal ile evlenen Şoray 1984’te annesini kaybetti. Ertesi sene hayatına her şeyim dediği kızı Yağmur girdi. Sanatçı 40 yaşında dünyanın en mukaddes duygularından biri olan anneliği tattı. Yine 1987 yılında eşi Cihan Ünal ile sanat camiasında evlilik olmuyor kalıbıyla boşanan Sultan’ın hayatına bilinen başka bir erkek girmemiştir. 1995 yılında Rüçhan Adlı gözlerini hayata yumduğunda da yanı başında yine Türkan Şoray bulunuyordu. Şüphesiz bu aşktan bile daha öte adeta bir vefa borcuydu. Gönüllü katlandığımız tek acı aşk diyen sanatçı, “İlk aşkı unutulmaz, evliliği ise yolundaysa sahip çıkılmalı, değilse vazgeçilmelidir” diye özetliyor. Kimseye veda etmek istemeyen, uykudan vazgeçemeyen, mavi ve tonlarına aşık Türkan Sultan parayı sadece bir araç olarak gören ve çiçeği dalındaysa seven mütevazi ve zarif bir kişiliktir.

Sultan aynı zamanda kendi oyunculuğuna, kariyerine ve anılarına da yer verdiği bir NTV yapımı olan Sinema Benim Aşkım adlı programda sunuculuk görevi üstlenmiştir.

1973 yılında adını taşıyan bir ilkokul yaptıran Şoray’ın özellikle çocuklara ilgisi oldukça bilinir bir şeydir. Kendisi orta okuldan sonra eğitim fırsatı bulamadığından içindeki ukteyi başka çocukların okuyabilmesi ve hayallerine kavuşabilmesi yönünde olumlu bir çalışma ve katkıya dönüştüren sanatçımızı 2010 yılında UNESCO (Birleşmiş milletler Eğitim, Bilim ve Kültür teşkilatı) “iyi niyet elçisi” seçmiştir.

1964 yılından 2013 yılına kadar 4’ü Antalya Altın Portakal Festivali olmak üzere, Altın Koza Film Festivali’nden Moskova Film Festivali’ne, Taşkent Film Festivali’nden İzmir Film Festivali’ne, Bastia Akdeniz Sinemaları Festivalinden Ankara Uluslararası Film Festivali’ne, 5.Uluslararası Film Festivali’nden Uluslararası İstanbul Film Festivali’ne, Roma Film Festivali’nden 2.Uçan Süpürge Kadın Festivali’ne 13 ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Zirvedekiler ödülü, Akademi İstanbul yılın en başarılı sanatçısı ödülü ile Engelsiz Yaşam Vakfı tarafından layık görüldüğü Türk sineması üstün başarı ödülü ile toplamda 16 ödül ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı ünvanına sahiptir.

Gönlümüze Taht kurduğu onlarca film de; bizi kah güldüren, kah ağlatan, kah düşündüren ahu gözlü Sultan şu sıralar 68 yaşını ve bu kadar yılın ona getirmiş olduğu her türlü güzelliği kucaklıyor. Yıllar her ne kadar onu da herkes kadar yıpratmış olsa da gözlerine ve o içleri ısıtan gülümseyişine dokunamamış.  Bizler onun parçası olduğu bir dünyada onu izleyerek yetişen kuşaklar olarak şanslıyız. Ve sanırım yapmamız gereken bunun farkına vararak böyle büyük ve değerli sanatçılarımıza sahip çıkmalı onları vefasızlık ve ilgisizlikle yoğrulup, katmanlaşmış  bir karanlığa itmemeliyiz.  Ahu bakışlı Sultanımız sonsuza dek yüreklerimizdeki dağlarda özgürce gezmeli ve bize o güzel sesinden eşsiz nameler döktürmeli.

Önceki İçerikHOLLYWOOD’UN ÜVEY EVLADI GEOFFREY RUSH VE FİLMLERİ
Sonraki İçerikKayıkla yolculuk…
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here