TRT ud sanatçısı Gürcan Yaman: Müzik işi tamamen yetenektir

TRT'nin genç müzisyenlerinden ud sanatçısı Sevgili Gürcan Yaman ile her pazartesi canlı olarak TRT Müzik’te yayınlanan 'Aşk İçin' programının provalarında görüştük. Provalarda Nusret Yılmaz ve Elif Buse Doğan'ın canlı performanslarını izlemek de oldukça keyifliydi.

0
2507
views

Eserlerdeki ud tınısı da Gürcan Yaman’dan dinlemiş olduk. Anlayacağınız epey şanslıydık. Yaman, annesi ve babasının müziğin içinde olması sebebiyle bu alana geçişini daha kolay gerçekleştirse de emek vermeden kimsenin bir yerlere gelemeyeceğini vurguladı ve “Aileler, çocuklarının müziğe olan hevesini kırmasınlar. Onlara iyi bir kurum bulma konusunda yardımcı olsunlar” dedi. Bol bol müzik ve enstrüman yolculuğu konuştuğumuz röportajımızı aynı keyfi alarak okumanız dileğiyle…

Gürcan Yaman’ı tanıyarak başlayalım…
1981 Balıkesir doğumluyum. İlkokulu İzmir’de okudum. Annem İnci Yaman, İstanbul Radyosu ses sanatçısı. Babam Gürhan Yaman, devlet korosu sanatçısı. Her ikisi de sanatçı olduğu için, onların işlerinden dolayı 92’de İstanbul’a geldik. Ben de aile ortamındaki etkilenmelerle lise son sınıfta Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne devam ettim. Babamın udu olduğu için ben de ud ile haşır neşir olmaya başladım. 98 yılında da İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’na girdim. 5 yıllık bir eğitimin ardından Haliç Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptım. 2004 yılında TRT İstanbul Radyosu tarafından açılan akitli sanatçı sınavını kazandım. 2010-2011 yılına kadar çalıştım. En son 2015’te açılan sınavı kazanarak TRT’ye ud sanatçısı olarak girdim.

Aile müziğin içinde olduğu için, mesleğinizi seçmenizde yönlendirme oldu mu?
Herhangi bir yönlendirme olmadı ve bu daha iyi oldu. Belki yönlendirme olsa soğuma da olurdu. Ben kendi tercihimle konservatuarı seçtim.

Sizin ailenizde sanatçı olması sizin de bu mesleği seçmeniz açısından bir artı olmuş. Sizin gibi enstrümana meraklı ama aile içinde bu işle ilgilenmeyen ve çevresi olmayan insanlar da üniversiteyi kazandıktan sonra sadece kendi yeteneğiyle yükselebilir mi?
Gayet tabii. Aslında ailede müzisyen olması, bazen dezavantaj da olabiliyor; çünkü sizin sanatınızla onlarınkini karşılaştırıyorlar. Ama müzik işi tamamen yetenektir. Herkes de aynı şekilde ortaya çıkmayabilir. Ailenizde müzisyen doludur ama hiçbir şey anlamayabilirsiniz ya da bir ilginiz yoktur. Çevre açısından da yeteneğiniz yoksa yine o aile çevresinin de bir faydası olmaz.

MUTLU YAŞAMAK İÇİN İNSAN İŞİNİ SEVMELİ
Sizi konserlerde dinleme imkânı bulanlar ya da sosyal medyadan tanıyanlar bilirler. Genelde neşeli bir görüntü çiziyorsunuz. Mutlu görünüyorsunuz. Bunun sebebi işini severek yapmak mı?
Mutlu bir yaşam sürmek için insan işini sevmeli. Ama müzikle ilgilenen artı sevmeli çünkü bizim yaptığımız işin bir de mutfak kısmı var. Öğrencilik yıllarımızda bile gece ikilere üçlere kadar çalışırdık. İnsanların iş çıkışı eve gelme saatlerinde ben seyahatten çıkıp eve gelirdim. Ama onun mutluluğunu kendi içinde sağlamazsan zaten iş azaba dönüşür yapamazsın. Enstrüman çalıyorsun, notaya bakıyorsun, solisti takip ediyorsun ve yanındaki arkadaşlarla da uyum içinde olmaya çalışıyorsun. Bunların hepsini bir arada yapabilmek lazım.

TRT maceranız nasıl başladı?
2015’te TRT sınav açınca yaklaşık 6400 kişi sınava girdi ve 150 civarında sanatçı alındı. Öncesinde de uzun yıllar sözleşmeli olarak çalışmıştım ama artık işim daha düzenli bir hal aldı.

BİR ENSTRÜMANI LAYIKIYLA ÖĞRENMEK EN AZ 15 YILINI ALIR
Müzisyenler kaç gün çalışır, kıskanıldığı kadar çok tatiliniz var mı?
Tatilimiz çok gibi görünüyor ama işimiz göründüğü kadar kolay değil. Bazen insanlar “İki nota basıyorsunuz çok mu zor” gibi bir algıya kapılıyor. Ama arka plan emeğinde dört senelik konservatuar, iki sene yüksek lisans var. Öncesinde zaten en geç 14 yaşından itibaren işin içine girmiş olmak lazım. Dinlemen, görmen, uygulaman ve çalman lazım. Bazen ne kadar sürede bir enstrümanı öğrenebileceklerini soranlar oluyor. Ben de üç ayda öğrenebileceklerini söylüyorum. Öyle soruya böyle cevap çünkü bir enstrüman 15 yılını alır. (Gülüyor) Bahsettiğim 15 yılda da enstrümanı tanırsın. Ancak devamında yaptıklarınla üzerine bir şeyler ekleyebilirsin.

TRT Müzik’teki çalışmalarınız nasıl ilerliyor?
TRT Müzik’te şu anda haftanın üç günü canlı yayın ekibindeyim. Pazartesi ‘Aşk İçin’, Çarşamba ‘Gönülle Dil Arasında’, Perşembe de ‘Yıldızlar Altında’ programında çalıyorum. Onun dışında da radyoda görevlendirilmelerim var. Geri kalan zamanı da kendime ayırıyorum. Hafta sonu görev olursa yine o sebeple seyahatlerim oluyor. Bu tarz seyahatlerimiz gezi ve tatil gibi görünse de bedensel olarak yorgunluğu oluyor. Devamında canlı yayında performans sergiliyoruz. Bunun için de müziğin hayat biçiminiz ve hayatınızın merkezinde olması gerekiyor.

Siz TRT sürecinizden önce müzisyen olarak pek çok sanatçıyla çalıştınız…
Bülent Ersoy, Muazzez Abacı, Ahmet Özhan, Emel Sayın ve pek çok solistle çalıştım. Sanatlarına ve seyirciye saygılarından çok şey öğrendim.

Televizyonda müzik yapmakla radyoda yapmak fark ediyor mu?
Televizyondaki programlar da genelde seyirciye yönelik oluyor ve ona göre düzenleniyor. Farklı farklı eserler çalıyoruz. Radyo programlarımız ise daha farklı konseptte ve genelde kaydedilip yayınlanıyor. TRT radyoları okul gibi olduğu için ve dinleyicileri de belli olduğu için daha özenli, seçkin ve öğretici eserler seçiliyor. Ama benim için hem televizyon hem de radyo mutlu çalıştığım yerler ve bunu da kayıt başlayıp sazı elinize aldığınız zaman yoğun olarak hissediyorsunuz.

Üniversitede verdiğiniz eğitimler devam ediyor mu?
Evet Medipol Üniversitesi’nde hocalık yapıyordum ama malum okula devam etmeniz için zaman olması lazım ve kesinlikle aksamaması lazım. Şu an o sürece ayak uydurmam imkânsız olduğu için bırakmak zorunda kaldım.

Gürcan Yaman boş vakitlerini nasıl geçirir?
İşimiz müzik olduğu ve sürekli müzik ortamında olduğumuz için, arkadaşlarımızla toplanıp eğlence mekanlarına gitmek bana eziyet gibi gelebilir (Gülüyor). Bir de öyle bir algıda seçicilik oluyor ki, çalınan şarkılardaki yanlışları bulmaktan yediğim yemeye yoğunlaşamadığım oluyor. O yüzden benim için en güzel müzik sessizlik oluyor. Onun dışında da sinema, tiyatro ya da alışverişle zaman geçiriyoruz.

Ailelere de bu işte çok önemli rol düşüyor. Çalgıcı mı şarkıcı mı olacaksın derlerse sadece çocuklarının heveslerini kırarlar. Destek olup iyi kurumlar bulma anlamında yardımcı olmalarını öneriyorum.

Aileniz ve çevreniz itibariyle sürekli bu işin içinde olan biri olarak, yolun başında olan genç müzisyenlere neler tavsiye edersiniz?
Sanatçı olmak, konservatuar okumak ve bu işten para kazanmak isteyenler, yetenekleri körelmeden ve beyinleri dolmadan mutlaka erken yaşta müziğin içine girsinler; çünkü yaş faktörü ezberlerinizi bile etkiliyor. Ayrıca bir musiki cemiyeti bir topluluk vs. müzikle ilgili bir yere gitmelerini tavsiye ediyorum. Kendisine müziği sevdirebileceğini inandığı, ikili ilişkileri iyi bir hocadan ya da topluluktan ders almasını öneriyorum. Enstrümanına da mutlaka sistemli çalışmalarını öneriyorum. Ve en önemlisi sürekli enstrüman değiştirmesinler. İstedikleri enstrüman neyse, onun üzerinde çalışmalarını sürdürsünler. Tabii ailelere de bu işte çok önemli rol düşüyor. Çalgıcı mı şarkıcı mı olacaksın derlerse sadece çocuklarının heveslerini kırarlar. Destek olup iyi kurumlar bulma anlamında yardımcı olmalarını öneriyorum.

İşinizin geleceği açısından kaygılandığınız dönemler oldu mu?
Benim önümde negatif anlamda örnekler oldu ve ben o örneklerden kendime bir çıkarım sağladım. Çünkü biz de bu işi hayatımızı devam ettirmek için yapıyoruz. Önceki yıllarda bu işi yapanların pastadan aldıkları pay daha fazlaydı çünkü bu işin ne okulu vardı ne de müzisyenliği yapan çok insan vardı. Pasta önceden dört dilime bölünürken, şimdi 400’e bölünüyor. Tabii ki kendime sürekli sorular sorduğum dönemler oldu. Geleceğim var mı diye düşündüm. Bu işi bırakıp başka iş yaparsam ne olur diye de düşündüm. Ama dezavantajları avantaja çevirerek ve işime yüklenerek ilerledim. Selam verip merhabalaştığın insanlar da çok önemlidir çünkü onlar seni ileriye taşıyor. Düzgün ve doğru insanlarla harcanan zaman, pozitif olarak geri dönüyor. Mesela ben 2004’te 24-25 yaşlarındayken serhanende Nurettin Çelik’le tanıştım. Aradaki yaş farkı hayat tecrübesi ve müzik tecrübesi olarak gelip, bana büyük oranda faydalı oldu. Tabii bunu öğrenecek Nurettin Hoca gibi birini bulurlarsa da çabalamak kişiye düşüyor. Ne var ne yok sormak lazım. Ustalarla tanışınca bu fırsat çekinmeden her anlamda değerlendirilmeli. Allah uzun ömür versin serhanende Nurettin Hoca’dan öğrenilen fasıllar yeri geldiğinde insanı kendinden emin olarak konuşturur.

Son olarak fotoğraf merakınızdan bahsedebiliriz…
Evet fotoğraf çekilmeyi gerçekten çok seviyorum. İşin mizahi tarafı ama benim de hoşuma giden bir taraf. Zaten enstrümanımla fotoğraf paylaşmayı sevmiyorum. Ben daha çok sevdiğim insanlarla selfie vs. mutlu anları paylaşmaktan hoşlanıyorum.

Önceki İçerikFotoğrafçıların merakla beklediği fuarda İFSAK da var
Sonraki İçerikAntik Gelecek sergisi
25 Eylül 1989 da Ankara da doğdu. Kalaba Lisesi’ni bitirdi. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde Gazetecilik okuyor. Şiirleri ve röportajları farklı yerlerde yayınlandı. Büt Dergisi’nde röportajları yayınlanmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here