TELEVİZYONDA OLMAK, ÇIPLAK OLMAK GİBİ BİR ŞEY

0
1142
views
Seda Akbay Kimdir? - Büt Dergisi

Meslek hayatına radyoda başlayan, İstatistik ve Ekonomi Bölümü’nü bitirmesine rağmen haberciliğe duyduğu büyük ilgiden dolayı Ekonomi Program Sunuculuğu’nu tercih eden TRT Haber’in başarılı isimlerinden Seda Akbay ile mesleğe ve Türkiye’nin bugünkü durumuna yönelik konuştuk.

Mısra Yıldız / Öznur Baran

Seda Akbay’da olmak istediği meslekte olanlardan. Bu durumu da kendisi şöyle anlatıyor, “Meslek hayatıma radyocu olarak başladım. Çok büyük bir haber aşkım vardı. Aslında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İstatistik ve Ekonomi okudum. Fakat bir anda finansın bana göre olmadığına karar verdim. Hangi işi yaparsam daha mutlu olurum diye araştırırken habercilik mesleği ilgimi çekti. Tabi finans ve istatistik okumuş biri için farklı bir meslek dalı olacaktı. Diksiyon eğitimleri almaya karar verdim. O dönem ekranda olmak cazip geldi ama radyoda işe başlayınca şunu keşfettim; haberi paylaşmak, haberi koklamak, merak etmek çok güzel bir tutku. Hayat çok enteresan; çok güzel kişilerle tanıştım ve bir şekilde idealime kavuştum. TGRT Radyo’da haber yaptıktan sonra TGRT’nin televizyonuna geçiş yaptım. Sonra TGRT haber kanalı oldu. Orada da haber macerasında devam ettim. Yani haber spikeri olarak başladım.”

Akbay’ın medya sektöründe ekonomi bölümünde olması acaba mezun olduğu bölüm ile mi alakalı yoksa rastlantı mı diye düşünüyorduk. Akbay bu duruma hemen açıklık getirdi. “Medya sektöründe ekonomi bölümünde olmam ilginç bir tanışmayla oldu aslında. Buna, benim ekonomi okuduğumu bilen, TRT ile çalışan dostlarım vesile oldu. “TRT’de bir ekonomi programı yapılacak, hem ekranda olup hem de ekonomi sunabilir misin?” dediler. Ekonomi zaten okuduğum alandı, ekonomik olarak da Türkiye’nin güzel bir mecraya doğru gittiğine inanıyordum. Haberde de enteresan bir dönemdi; kazalar, üzücü birtakım terör olayları beni çok bunaltmıştı. Güzel bir fikir olarak gördüm ve bu teklifi kabul ettim.”

Genelde insanlar meslek hayatlarında bazı kişileri kendilerine örnek alırlar. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Akbay’da kendine Serap Ezgü’yü örnek alan biri. “Türkçesiyle, ekrandaki duruşuyla Serap Ezgü çok hoşuma giderdi. Sağ olsun kendisiyle çok da güzel bir iletişimimiz oldu. Beni çok destekledi, çok güzel de ipuçları verdi. Mesela, radyoculukla başlamayı önererek, yayıncılığın her kademesini görmek gerektiğini söyledi. Gazete de, televizyon da çok önemli ama radyoculukla başlayıp ses eğitimi, sunum teknikleri üzerinde çok güzel antrenman yapılabiliyor. Bu da sizi televizyonda daha güçlü kılıyor. Serap Ezgü’ye karşı hayranlığım ilk günkü gibi devam ediyor ama Mehmet Ali Birand’ı da söylemeden geçemeyeceğim. Savaş dönemlerinde onu da elimde kâğıt kalemle izlerdim. Önemli yayınlardı bunlar. Birand’da haberciliği örnek alınacak bir kişiydi.”

“Televizyonda Olmak, Çıplak Olmak Gibi Bir Şey”

Televizyon ve radyo birbirinden farklı iki mecra. Aralarında çeşitli farklar var. Televizyonda insanların karşısında görsel olarak bulunur kendinizi gösterirsiniz ve herkes sizi tanır. Ama radyoda sizin kim olduğunuz pek bilinmez çünkü insanlar sizi değil sesinizi duyar, görür. Bu yüzdendir ikisinin farklı oluşu. Bu ayrımı iki mecrada da yer almış olan Akbay, “Ben radyocuyum diyemiyorum. Radyoculuk yapan insanlara çok müthiş bir saygım var. Hani ne yaparsanız yapın televizyona geçiremeyeceğiniz ya da geçirseniz bile sihri bozulacak olan insanlar var. Mesela televizyona geçtikten sonra diksiyonumda, ses tonumda zaman zaman dejenerasyonlar hissetim. Birde radyo dinleyicisi çok sadıktır. Beni hala arayan dinleyicilerim var. Televizyonda maalesef bu durum söz konusu değil. Doğru söylemek gerekirse radyo daha samimi. Habercilik her yerde aynı, işimi orada da severek yapıyordum burada da severek yapıyorum ama radyonun başka bir dünyası var gerçekten. Daha çok merak edilen bir yer, insanlar sizi kendi hayalinde canlandırıyor. Ama televizyonda direk görüntüyle o hayal dünyası belki fiziki bir dünyaya dönüşüyor. İzleyicinin çok güzel bir feraseti olduğunu düşünüyorum. Bizim duayenlerimiz var. Mesela, seni gördüğü an nasıl olduğunu, nerede olduğunu görüyor. Çok enteresandır ki bir izleyici ondan çok daha fazla görebiliyor. İzleyici samimiyeti çok güzel algılıyor, samimiyetsizliği görüyor. O yüzden sanki televizyonda olmak daha böyle çıplak olmak gibi bir şey. İkisinin de kendine göre farklı zorlukları var diyebilirim.”diye açıklıyor.

Ekran karşısında olmak, kameraların önünde olmak herkesin yapabileceği bir şey değil. Belli özellikler ve hatta yetenekler gerektiren bir durum. Akbay’ın ilk günden bu yana geçirdiği süreç nasıl oldu acaba? Bunu kendisinden dinlemekte fayda var: “ Ekran karşısında olmak çok enteresan bir duygu. Başta herkes sizi izliyormuş gibi geliyor. Ben ilk başladığımda ulaştırmadaki arkadaşa, “Beni geri götürün.” demiştim. Halbuki yıllarca hayal etmiştim ekranda olmayı. Kamerayla dans etmek diye bir şey vardır. İnsan kamerayla dans etmeye başladıktan sonra da müthiş keyif alıyor. Yani sizinle konuşurmuş gibi anlatma şekline dönüşüyor. Ekran karşısında eleştiriye açık olmak lazım. Bu anlamda radyo muhteşem bir deneyim oldu benim için. Televizyona geçtiğimde mimiklerimle ilgili bazı ufak eleştiriler oldu. Orada olmaktan çok mutlu olduğum için, her haberi gülerek veriyordum. Sonra bu konuda beni uyardılar, daha dikkatli olmaya çalıştım. Heyecan bittiği an her şey bitiyor bence. Heyecanlı olmak lazım ancak bu heyecan sesinizi titretmeyecek.”

“Haberciliğin Vitrini: Ekonomi ”

Günümüzde meslekte uzmanlaşma çok önemli. Ekonomide, medya sektöründe önemli uzmanlık alanlarından biri olmuş durumda. Alanında uzman kişiler artık daha çok tercih ediliyor. Medya sektöründe, ekonomide uzmanlaşmanın önemini birde Seda, “Haber spikeri olmak çok genel bir kavram, orada yarış gerçekten kolay değil ama bir alan seçtiğinizde aynı durum söz konusu değil. Örneğin; sağlıkla ilgili bir konuda bir kişinin bilgisi, kültürü, deneyimi izleyiciyi çekebilir. Yani artık uzmanlaşma başladı bence. Mesela bugün tarihi bir gün yaşıyoruz. Türkiye IMF’ye son taksiti ödüyor ve IMF ile ilişkiler bitiyor. Ben 2000’li yıllarda IMF’nin Türkiye Temsilcileri geldiğinde, bütün medyanın onları kral gibi karşıladığı günleri yaşayan biri olarak bunu farklı anlatırım. Yeni başlayan bir arkadaşımız farklı anlatır. Ekonomi de Türkiye’nin şu anda vitrini. Gerçekten güzel işler yapıp meyvelerini topluyoruz. Ekonomide, dünyanın şu anda enteresan vaka olarak baktığı bir başarı var. Bu nedenle şuan da ekonomi yapmak daha güzel, daha keyifli. Bir de ekonomi her zaman var olacak. O yüzden her zaman da cazip bir alan olacak.”

“TRT Özgün Düşünmeye Zorluyor”

Medya yelpazesi geniş bir sektör. Günümüzde birçok medya kuruluşu, televizyon, dergi ve gazete bulunmakta. Bu yelpaze içerisinde özel sektör geniş yayılma alanı bulurken tek devlet kanalı olan TRT ‘de çalışmak biraz daha sıkıntılı. Bir çoğumuzun kafasında TRT’de çalışmak oraya girmek zor olduğu biliniyor. Bu zorluklar Akbay’ın da kafasını bir hayli meşgul etmiş. “Bana seneler önce sorulsa herhalde TRT’de olmak mümkün değil gibi gelirdi. Ama şuna inanıyorum, hayat çok enteresan. Ben buraya sınavlar dışında girilemeyeceğini zannederdim. Yine bir sınav sistemi var ama işinde uzmanlaşmış kişilere de açık burası. Bu tip anlaşmalar da yapılabiliyor. Karşılaştırma yapmam gerekirse tabi ki özel sektör, özel kanallarda olmanın da farklı güzellikleri veya dezavantajları var. TRT’de olmak insanı daha özgün düşünmeye zorluyor. Daha farklı bir sorumluluk hissediyorsunuz, daha objektif bakmaya çalışıyorsunuz. Yani çok uçlarda değil ama daha çok insana dokunma gibi bir durum. En azından bende öyle oldu.”

Şüphesiz her mesleğin kendine göre zorlukları var. Her meslek dalında zordur. Medya şüphesiz en zor mesleklerden birisidir. Ne geceniz belli ne gündüzünüz bellidir. Her zaman yükselmek için çalışmanız gerekir. Kimi zaman tatilinizde bile isle meşgul olursunuz. Akbay, “Daha çok insani şeyler oldu. Yani rekabetin çok çetin olduğu bir meslek. Mutlaka mücadele gücünüzün olması lazım. İddialı olmak insanı yükseklere taşır. Biraz amiyane olacak ama rekabeti bel altı olarak algılayan bazı meslek taşlarım ile karşılaştım. Hepsi geçti ve iyi ki oldu. Beni pişirdi, benim işime biraz daha sarılmamı sağladı. Buradan kıssadan hisse ne çıkardın derseniz; çok fazla böyle şeylere kendimi kaptırmayıp, olumsuzluklara karşı çıkış yolları aranması gerektiğini öğrendim. Ama yine iyi insanlarla karşılaştığımı düşünüyorum. İyi insanlarla karşılaşınca, güzel bir dille de kendi meramınızı anlatınca bu karışık olaylar doğruya kavuşuyor.” Akbay zorluğu bir haber aktarırken bile yaşadığını anlatıyor. “Malatya Kitabevi’ndeki katliamda yaptığımız bağlantılarda çok hassas bir durum vardı, biraz zorlanmıştım. Çünkü orada bağlananlar birilerini suçluyor, onların söylediklerini tekrar ettiğinizde sizin yorumunuz zannediliyor, hemen kutuplaşma oluyor.”

Medyada yıllardır bir alaylı ve mektepli tartışması var. Alaylı olmak mı? Yoksa mektepli olmak mı? Kendisininde alaylı olduğunu söyleyen Akbay, “Eğitim sisteminden dolayı ya da hepimiz ailelerimizin hayalleri olduğumuz için böyle bir durum olabiliyor. Mesela babam da benim kalp cerrahı olmamı istiyordu. Bu durum eğitim sisteminden de kaynaklanıyor. Bir doktorun dönüp müzisyenlik yaptığını görüyoruz. Bence o da iyi ama baştan eğilimlere göre hareket edersek daha güzel olacak. Mesela Ahmet Altan benim hayran olduğum bir yazar. Bütün okullardan atılıyor ama yazıya ilgi duyan biri. Çocukluktan eğilimlere göre yönelmek çok mantıklı. Ben de alaylı sayılırım aslında, iletişim okumadım çünkü.”diyor.

“Mesleğimizi Hayatımızın Önüne Koymamalıyız”

İnsanlar bazen özel hayatını ve mesleğini birbirinden ayıramıyorlar. Böyle olunca da iş ve sosyal hayat birbirine giriyor, gerekli verim alınamıyor. Aradaki dengeyi bulmak çok önemli. Haber aşığı olan Akbay, “Yakınlarım tarafından bazı sitemler olabiliyor. Haber benim aşkımdı, arkadaşlarımla bir yerde olsam bile çok önemli bir olayda haber merkezine gitmek gibi bir heyecanım vardı. Hayatımın çok merkezindeydi. Ama 15 senelik deneyimimde söyleyebileceğim tek şey kendinizin, ailenizin önüne çok fazla bir şey koymamak gerekiyor. İkisini dengede tutmak önemli diye düşünüyorum. Ben bunu TRT’de çok güzel dengeledim. Çok önemli bir meslek sonuçta. Ama mesleğimizi önemserken onu kendi hayatımızın önüne de koymamamız gerekiyor bence.”

Seda Akbay son olarak tavsiyelerde bulunuyor. “Çok klişe olacak ama kendine yatırım dediğimiz şey mesela; konferanslara gitmek, kafamızda yapabilirim düşüncesini oluşturmak, hiçbir şey imkansız değildir gibi inanca sahip olmak çok önemli. Çok enteresan bir örnek vereyim; bir gün bir televizyon kanalını aradım ve orada yapılan haberle ilgili bir eleştiri sundum. “Çok iyi biliyorsanız gelin siz anlatın bize.” dediler ve ben gittim. Biraz konuştuktan sonra, gece bültenlerini okumam için teklif sundular. Birdenbire de olabiliyor bazı şeyler. Hiç kimseyi de tanımıyordum. Daha sonra meslekte tanıdığınız kişiler başka görevlere geliyor, onlar size yol açabiliyor. Kesinlikle kendine yatırım, düşünce, hayali genişletmek, yapabileceğini düşünmek ve yabancı dil çok önemli. İngilizcenin de çok avantajlarını gördüm, onun da bana açtığı kapılar oldu.”

Biz bu keyifli sohbette Seda Akbay’ın meslek hayatına dair tecrübelerinden yararlandık. Bu sohbeti kendisiyle gerçekleştirirken keyif aldık. Umarız sizlerde okurken keyif almışsınızdır.

Önceki İçerikİLKEL GELDİK İLKEL GİTMEYELİM
Sonraki İçerikDOWN CAFE
Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi. Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi... haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.
TEILEN