Sonra…

Hayat ile ne kadar saçma bir münakaşa içerisinde olduğumu farkettim. Gözlerim fal taşı gibi açık, uyanık görünmeye çalışan ancak saf bir kız olduğumu anlamak, milyonlarca kazık yedikten sonra aklıma gelmişti.

0
462
views

Hayat ile ne kadar saçma bir münakaşa içerisinde olduğumu farkettim. Gözlerim fal taşı gibi açık, uyanık görünmeye çalışan ancak saf bir kız olduğumu anlamak, milyonlarca kazık yedikten sonra aklıma gelmişti. Yorgun olmaktan yorulmuş, üzerime yapışmış olan bu mahzun halimi bir elbiseyi yırtar gibi yırtmıştım. Önüme bakmak, önümdekini görebilmek için ise önce önüme bir şeyler koymak zorunda olduğum gerçeği bir kere daha yüzüme çarpmıştı. Hiçbir şeyim yoktu, hiçbir yerimde… Hayatın sıklık ile geldiğim bu levelini atlamam hiçbir seferinde kolay olmasa da inanılmaz bir çekiciliği vardı benim için. Kendimi her seferinde sanki temeli bozuk olan bir inşaatı yıkmaya cesareti olan tek mühendis gibi hissetmeme, bir de üstüne üstlük içerisinde bulunan insanlara “merak etmeyin umutlarınızın yaşayabilmesi için gereken ne var ise işte onların hepsi benden” diyerek kendimi yüreğinden veren biri gibi hissetmiştim. Evleri yuva olmaktan çıkaran birilerinin elinde ticari bir kaygıya dönüştüğünün iş hayatımdan dolayı en net şahitlerinden olmam ise bu hissin gururunu yaşamama müsaade etmiş ve savaşıma bir anlam katmama yardımcı olmuştu.

merak etmeyin umutlarınızın yaşayabilmesi için gereken ne var ise işte onların hepsi benden

Huzurluydum. Uzun zamandan sonra ilk defa. Bakkaldan alınabilen bir şey olmaması nedeni ile çok büyük çabalar sarf etmek gerekiyordu bunun için ve ben sanırım bunu başardığımı hissederken bile sebebini araştırmayı isteyecek kadar bünyeme ters gelen bir duyguyu yaşamıştım.

Rekabet çok uzun zamanlı bir denklik gerektiriyordu ki, hayata karşı savaş açmak inanılmaz problemli bir insan olduğumu görmemi sağlamıştı. Haddime değildi… Bir düzeni vardı bu hayatın ve ben insanların kendilerine yer bulmaya çalıştığı bu döngü içerisinde bir mühendis kimliğine bürünerek bu döngüyü temelinden sarsmaya çalışarak aptalca bir hedef içerisinde boy göstermiştim.

Saklanmalı mıydım, yoksa ben de buradayım diyen birileri çıkabilir miydi yoluma hiç bilmiyordum.


Uzaktım. Yakınımda olmasını istediğim her şeye ve herkese uzak olmuş olmanın acısını boğazımda düğüm düğüm hissederken ölmüştüm. Hissiz kalmış, isyan bayraklarını çoktan çekmiş ve boy vermeye çalışır gibi derin sularda yüzüyordum…

Rekabet denklik gerektirir demişken ben yetmeyen boyumu uzun cümlelerim ile tamamlamaya çalışıyor halbuki böyle daha çok rezil oluyordum.

Uzun boylu, zayıf ve esmer amcada yoktu felsefe dolu cümleler ile beni kendime getirecek olan. Bu hikayede bu sefer gerçekten yalnızdım. Kendimi çoktan terkedilmiş ve bir şey bulabilir miyim acaba düşüncesine sahip, beynini sadece dekor ürünü olarak kafatasının içerisinde kullanmakta olan insanlar tarafından harap edilmiş, bütün hatıraları dağıtılmış olan bir bina içerisinde uğultulardan oluşan o eşsiz ritmi dinler gibi hissediyordum…

Hayatın manzarasının kalbimin nereye baktığı ile ilgili olarak sürekli bir değişim içerisinde bulunduğunu daha sonra anlayacaktım. Önceden buralar hep hayal kırıklığıydı dememe çok az kalmıştı…

Önceki İçerikEngelsiz yarışma heyecanı başlıyor!
Sonraki İçerikNazım Ünal Yılmaz’dan ‘Sibel Güzellik Salonu’ Sergisi
02.07.1992 yılında Fethiye'de doğdu. Antakya’da yaşıyor. Ankara Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı ve Anadolu Üniversitesi İşletme Yönetimi'nden mezun oldu. Edebiyata olan ilgisi çok küçük yaşlardan itibaren başladı ve yazı yazmak hayata karşı olan hakkını almak gibi yüce bir duyguyu hissettirdiğine inandığı için yazmaya karar verdi. Üniversite döneminde Ankara içi yerel dergilerde köşe yazarlığı ve röportajlar yaptı. Hazırlık aşamasında olduğu bir şiir kitabı var. Bir seneyi aşkın bir süredir Antakya’da mimarlık ofisinde çalışıyor. Büt Dergisi'nde konuk yazar olarak yazılar yazmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here