SOKAKLARIN GAZETECİSİ SAVAŞ AĞABEY

0
417
views
SOKAKLARIN GAZETECİSİ SAVAŞ AĞABEY - Büt Dergisi

Herkes onu A Takımı ile tanıdı. Masa başı değil sokak gazetecisiydi. Gazeteciydi gazeteci olmasına ama hem şair hem de senarist yanı da vardı. Ölüm yatağında bile mücadeleci yanını bir an olsun bırakmadı. O herkesin Savaş Ağabey’i olmayı başardı…

26 Mart 1954 yılında Gaziantep’de dünyaya geldi nam-ı diğer Savaş Ağabey. Dönemin unutulmaz sihirbazlarından Turan Ay ile ses sanatçısı Şükran Ay’ın biricik oğulları olarak merhaba dedi çok sevdiği hayata. Ünlü çiftin birde Işıl isimli kızları oldu. Yoğun geçen turneler, konserler ve gösteriler derken şehir şehir semt semt gezip durdu Ay ailesi. İstanbul’un tarihi semtlerinden, Üsküdar Selamsız’da geçti Savaş Ağabeyin çocukluk yılları. Selamsız’ın kaldırımlarında koştu, dizlerini kanattı dik ve çetin yokuşlarında. Güzel çocukluk yılları yerini delikanlılığa bıraktığı senelerde çocukluğunda sevdiği ve etkilendiği Tenten karakteri sayesinde gazeteci olmaya karar verdi. Marmara Ticari Bilimler Akademisi’nden mezun olup mesleğe adım atması 1974 yılını buldu. Dünya Gazetesi’nde başladı uzun soluklu meslek serüveni. Muhabir olmak aslında tamda üstüne biçilen kaftandı.

Erdal Eren’i son gören gazeteci…

Savaş Ay için hayatı yakalamak ondan beslenmek gibi bir şeydi. O yüzdendir ki pek çok dostu için belki de gördükleri en dolu dolu yaşan insan da Ay’ın kendisiydi. Yaşadığı tek bir anı dahi boş geçirmiyordu Savaş Ağabey. 1984 yılında Mehmet Ali Birand ile “32.Gün” programında haberciliğini başka bir boyuta, televizyon haberciliğine geçirmeden önce köşe yazarlığından uluslar arası muhabirlik ve fotoğrafçılık kadar pek çok görevde yer aldı. Savaş Ay’ın foto muhabirliği de ağır basan yanı da vardı. Her fotoğrafçı ve foto muhabir gibi Savaş Ay’ın da birlikte anıldığı fotoğrafları vardır. Foto muhabirliğindeki en önemli başarısı 12 Eylül’de idam edilen 17 yaşındaki Erdal Eren’in infazdan önceli çektiği son fotoğrafıdır.  Savaş Ay ve Emin Çölaşan’ın gazeteci olarak Erdal Eren idam edilmeden 16 saat önce görüşmüşlerdi. Erdal Eren, “Avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını” söylemişti. Savaş Ay’ın çektiği fotoğraflar ölüme giden birinin son anlarına herkesi şahit ediyordu. Savaş Ay’ın çektiği bazı fotoğraflar da Time ve Bunte gibi dönemin alanında en başarılı dergilerinde de kapak olmuştu. Ancak ona kendini gerçekten kanıtlayabilmesi için ilk fırsat 32. Gün programında doğdu.

A Takımı Başlıyor…

Yıllarca verdiği mesailerin sonunda 1993 yılında A Takımı isimli bir program yaptı Savaş Ağabey.  Kendine has tutumu ve yaklaşımları ile kısa sürede fark yaratan usta gazeteci, hemen hemen her bölümde yakaladığı konular ve nüanslar ile hafızalara kazındı.  A Takımı’nın yanında 5 program daha yaptı ancak ömründen tam 15 yılı ilk göz ağrısı olan A Takımı’na adadı. Milletçe yardımlaşmayı sevdiğimiz bir gerçektir aslında. Ancak çoğu kez bunu yapabilmemiz için küçük bir dokunuşa ihtiyaç duyabiliyoruz. Hayatımızda bize bunu yapan özel insanlardan biri de Savaş Ay’dı. Ay, bir gece de okul yaptırmak için tam 1 milyon lira toplayarak o dönem için hiçte azımsanamayacak bir ilke imza attı. Dur durak bilmeden çalıştı çabaladı. O pek çok meslektaşının geçmeye dahi korktuğu arka sokaklardan kazandı ekmeğini. Oradakilerin, bizler için hep görünmez olanların sesi soluğu oldu Savaş Ağabey.

Henüz bir bebekken annesi sahnede olduğundan roman bir kadın tarafından susması için emzirildi. Annesi sahneden iner inmez müdahale etti. Çocuğu kusturup sütü çıkarmasını sağladı. Ancak yıllar geçtikçe annesi oğlunun her olumsuz davranışından o günü sorumlu tuttu. Savaş Ağabey’de aslında içimde biraz Çingenelik var herhalde derdi. Bundan mıdır bilinmez bizim Savaş Ağabeyimiz yüzleşmekten korktuğumuz arka ve karanlık sokaklarda kaybolmuş çocuklardan, Çingene diye adlandırdığımız insanlara kadar hep öteki Türkiye’nin gözü kulağı ve sesi olmuştu. Bizde onu öyle sevdik.

Kitap yazdı, film yönetti

Köşe yazarlığından gelen bir ilhamla kitaplar yazdı Savaş Ay, her biri şahsına mahsus. Ay hikayelerinden “Göz Tanığı”na “Ara Sokak”tan “Çocuk Sokağu”na “Çamur Şevketin Torunun”dan “Anlat Savaş Abi”ne onun yaşam kütüphanesine bıraktığı eserlerdir.

Savaş Ağabeyin çocukları gibi gördüğü 6 kitabının dışında birde yazıp yönettiği “Dansöz” isimli bir filmi vardır. Film 2000 yılında hatırı sayılır bir üne kavuştu. Ancak Ay’ın içinde bulunduğu tek sihirli perde projesi bu değildi. 1988’de “Üçüncü Göz” filmiyle başlayan serüveni sırasıyla 1996’da “İstanbul Kanatlarımın Altında”da “Bekri Mustafa”ya, 2007 de “Maskeli Beşler; Irak”tan 2008’de “Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım”a kadar geniş ve renkli bir yelpazeye yayıldı. 1998 ile 2003 yılları arasında da 3 dizi de yer aldı usta gazeteci. Ancak ne beyaz perde ne de dizilerin renkli dünyası onu çok sevdiği sokaklardan uzak tutamadı. Fotoğraf tutkusu, haberi masa başında değil içinde anlama ve anlatma duygusu onu pek çok meslektaşı  arasında çok farklı bir yere oturttu.

Savaş Ağabeyin en güzel yönlerinden biri şiirlere karşı olan yakınlığıydı. Hem yazarak kaybolur saklanırdı mısraların arkasına hem de bazen karşı çıkarcasına hayatın tüm umutsuzluğuna bağıra bağıra okurdu Ay şiirlerini bağrından koparcasına.

Bir kız bir oğlan babasıydı Savaş Ay. Yarım kalan bir evlilikten belki de tek kazancı buydu. Çocukları büyürken onu bizimle paylaşmak zorundaydı. Kim bilir belki içten içe masumca bir kıskançlık duymuşlardı belki de hepimizden biraz daha ağır geçmişti ergenlik dönemleri. Babaları bize söz vermişti. Her daim ihtiyacımız olduğunda yanımızda olacaktı, sokaklarda olacaktı. Savaş Ağabeyde herkes gibi bedel ödedi. Meslek aşkı çoğu kez üstün geldi. Ama o çocuklarını her daim sevdi. Onun için aile demek en değerli şey olan zamanı sevdikleriyle paylaşmak demekti. Öyle de yaptı.

Onu 15 yıl boyunca mücadele edeceği kansere karşı güçlü kılan habere haberciliğe yaşama karşı olan sevgisi ve tutkusuydu. Yardım ettiği insanların duaları Savaş ağabeyleri için açılan avuçların yakarışları ile güçlü kaldı Ay. Ölümünden 2 gün öncesine kadar bile hastane bahçesinde fotoğraf çektirdi. Belki de bilmeden bizlere böyle veda etti. 1999 yılında Gırtlak kanserine yakalandığında çok sevdiği annesi ona sakın korkma oğlum demişti. Korkmadı Savaş Ağabey. Konuşmak bile bir süre yasaklandı usta gazeteciye. Bu belki de onun için en büyük cezaydı. Yıllar yılları kovaladı, mücadelede hiç gardını düşürmedi Ay. 2011 yılının kasım ayında annesini yine kanserin başka bir çirkin yüzüyle ebediyete uğurladı Savaş Ağabey. Son bir kaç yıldır hastalığı sesini buğulu bir fısıltıya çevirmişti. Yine de kopmadı Savaş Ağabey bizden. Tedavi olduğu hastanede herkese moral kaynağı oldu Ay. Kendi derdini unutup verdiği sözün hakkını verdi. Ona orada ihtiyacı olan insanlara belki de son zamanlarında elinden geldiğince yardımcı oldu.

Yorgun Düştü Savaş Ağabey…

Taa ki kendisi yenik düşene kadar. Yorgun düşen Savaş Ağabey, ameliyat için düşünmek ve zaman kazanmak istedi. Belki de artık yorulmuştu Savaş Ağabeyimiz adı gibi savaşmaktan. Teslim olmaya karar vermiş ancak biz üzülmeyelim diye devam ettiği mücadeleyi yarım bırakır gibi görünmek istememişti. O değil miydi hayatı sevdiği gibi ölümü de sevdiğini söyleyen? O değil miydi soğuk bir kasım sabahı 59 yaşında  hiç yaşlanmayan yıpranmayan sevgi dolu kalbinin durmasıyla aramızdan ayrılan?

Onu sonsuz rahmete kendini sakladığı mısralarla uğurlamak sanırım en güzel veda olacaktır. Hoşça kal Ölümü bile sevebilecek kadar yürekli adam.

Bir Sihirbaz vardı…

Bir sihirbaz vardı…

Herkesi “şapkasından tavşan çıkardığına”

İnandırmak zorundaydı.

İnandırdı.

Bir Sihirbaz vardı.

Oğlunu “şapkalardan asla tavşan çıkmayacağına”

İnandırmak zorundaydı.

İnandırdı.

Bir oğlan çocuğu vardı.

Sihirbaz’ı “hiçbir şeye inandırması” gerekmiyordu…

Bir oğlan çocuğu vardı.

Yaşamını “İnanılmayacak her şeye inançlı” olduğuna

Babasını inandırmaya adadı…

O çocuk bunu onu tanıyan tüm insanlara karşı başardı. Katı yürekleri yumuşattı, kuruyan göz pınarlarından gözyaşı nehirleri yarattı. O hayatta kaldığı kısacık zamanda insanları masalların gerçek olduğuna inandırdı, zamanın durduğu bir diyarda sonsuz bir uykuya daldı.

Önceki İçerikAYNADAKİ FISILTI KANLI MARY
Sonraki İçerikYER ALTINDAKİ SES UNDERGROUND RAP
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here