OSMANLI SARAYINDA İKİ GARİP İDAM; İPŞİR PAŞA VE NEF’İ

0
1329
views
İpşir Paşa ve Nef'i - Büt Dergisi

Bu sayıda sizlere, Osmanlı Devleti içinde yaşanan ve karakterlerinin bazen Şeyhülislam, bazen Sadrazam, bazen ise yaşadıkları dönemde ün yapmış sanatçıların olduğu birkaç trajikomik olaydan bahsedeceğim. İlk hikayemiz Sultan IV. Mehmet’in sadrazamı olan İpşir Paşa ile yine aynı dönemde Şeyhülislamlık görevinde bulunan Esat Efendizade Ebu Sait Mehmet Efendi’nin idamıdır.

Efe POLAT / efecanpolat@windowslive.com

1655 yılında Kara Murat Paşa, yeniçeriyi tahrik eden, hanımının güzelliğiyle meşhur sadrazam İpşir Mustafa Paşa ile şeyhülislâm Esat Efendizade Ebu Sait Mehmet Efendi’nin idamını hazırlamıştır. Araya giren devlet adamları, şeyhülislâmın affedilmesine muvaffak oldularsa da İpşir Paşa’nın idamına mani olamadılar. Sadrazam ve şeyhülislâm zindanda idamlarını beklerken bostancıbaşı geldi ve şeyhülislâm, affedildiği müjdesiyle zindandan çıkarıldı. Bu arada sadrazamın idamından önce, Mahmut Efendi isminde bir molla, dini telkin için zindana, sadrazamın yanına gönderildi.

Lâkin cellâtlara, şeyhülislâmın affedildiği bildirilmediği için zindana gelen cellâtlar, karşılarında iki kişi görünce birini şeyhülislâm, diğerini sadrazam zannederek, kızılcık şerbetlerini ikram edip boğmak üzere üzerlerine atıldılar.

Evvelâ cellâtların kemendine teslim olan İpşir Paşa boğulduktan sonra sıra şeyhülislâma gelmişti. Lâkin Molla Mahmut Efendi bir türlü teslim olmuyor, bağırıp çağırıyordu. Bostancıbaşı bu duruma şaşırdı:

-Sen bir din adamısın Efendi! Kadere rıza göster, metîn ol ki ölümün asan ola.

Mahmut Efendi de:

-Ben telkine geldiydim. İdamıma mucip ne?

Dediyse de cellâtları inandıramadı. ‘Padişah fermanıdır’ deyip kemendi boynuna geçirdiler. Nihâyet seslere koşan muhafızlar, hakikati cellâtlara anlatınca Mahmut Efendi son anda boğulmaktan kurtuldu.

Kan-ter içinde mücadele eden ve ölümlerden dönen Mahmut Efendi, İpşir Paşa için söylene söylene gitti:

-Fesuphanallah! Ne muzır adammış bu İpşir Paşa. Böyle heriflerin dirisinden de ölüsünden de uzak durmalı ki muzırratı dokunmaya.

Gördüğünüz gibi İpşir Paşa cellatların elinden kurtulamamıştır. Esat Efendizade Ebu Sait Mehmet Efendi ise affedilmiştir. Fakat onun affedilmesi masum ve işini yapmaya çalışan bir Şeyhülislam’ı ölümün kıyısına getirmiştir. Buradan Osmanlı Devleti içindeki kurumların kendi aralarındaki iletişimin ne kadar önemli olduğunun ve yaşanan ortamda bir haberin yerine doğru zamanda ulaşmasının ne kadar değerli olduğunu bu örnekle gözler önüne daha net serdim sanırım.

Sivri dilli şair, Nef’i

İkinci hikayemiz ise Nef’i ile alâkalı.Nef’i sivri dilli ve sürekli devlet adamlarına hiciv yazan bir şairdir. Eserlerinden bazıları ; Siham-ı kaza ( hiciv kitabı ) , Türkçe ve Farsça divan. Nef’i yazdığı hicivler ile yönetici kadrodaki görevlilerin nefretlerini ve öfkelerini üzerine çekmiştir.

Nef’i Sultan IV. Murat devrinde yaşamış önemli bir sanatçıdır. Yazdığı hiciv kitabı ‘Siham-ı Kaza’yı’ Sultan IV. Murat’a takdim etmek için saraya gittiğinde, Sultan’ın huzurundayken sarayın çatısına yıldırım düşmüştü. Sultan Murat gürledi:

‘Be uğursuz adam! Al kitabını uzaklaş buradan ki kaza oklarından ( Siham-ı Kaza’dan ) emin olalım.

Daha sonra ise Sadrazam Bayram Paşa aleyhinde yazdığı şiirlerle idamına hükmedilir. Hüküm verilmiş, mühür basılmıştı. Nef’i idam edilecekti. Darüssaade Ağası, affı için aracılık yapıp sadrazama mektup yazıyor. Nef’î başında durmuş, zenci ağayı seyrediyor. Az sonra bembeyaz kâğıda simsiyah mürekkep damlayınca, Nef’î kendini tutamıyor ve zenci ağaya dönerek ölümüne sebep olan latifesini yapıyor:

-Efendim, teriniz damladı.

Ağa, öfkelenip mektubu yırtarken, Nef’i cellâdın yağlı kemendine teslim edilir. İdam edilirken bile cellâdına:

-Yürü bre nabekar! Diyecek kadar cesurdur Nef’i.

Sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürülen şairin cesedi denize atılır.

Ölümünden sonra kendisi için söylenen beyit meşhurdur:

-Gökten nazire indi Siham-ı Kaza’sına

Nef’i diliyle uğradı Hakk’ın belâsına!

Eser, bir mecliste okunurken toplantının yapıldığı yere yıldırım düştüğünden, o sırada meclisteki şairlerden biri söylemişti bu beyti.

Burada anlaşılacağı üzere sistemi eleştirmek yazarların, şairlerin görevleri gibi görünse de Karizmatik liderlerin bulunduğu monarşilerde sistemi eleştirenler celladın kemendine teslim edilmiştir.

Önceki İçerikGENELEVDE DOĞAN ÇOCUK: TANGO
Sonraki İçerikANTİGONE
Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi. Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi... haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.
TEILEN