O ilk sabahtı…

Henüz 7 yaşındaydım. Bir korna sesi hayatımın karanlık döneminin yeni başladığını söylemek ister gibi ısrarla kulaklarımda yankılanıyordu. Tek başıma servise bindim, merdivenlerden inerken ne kadar büyüdüğümü düşünsem de hala 7 yaşındaydım…

0
574
views

Henüz 7 yaşındaydım. Bir korna sesi hayatımın karanlık döneminin yeni başladığını söylemek ister gibi ısrarla kulaklarımda yankılanıyordu. Tek başıma servise bindim, merdivenlerden inerken ne kadar büyüdüğümü düşünsem de hala 7 yaşındaydım…

Kimseyle konuşmadım ama benimle konuşsunlar istedim. Annem saçlarımı bağlamamıştı, üzgündüm. Servisten indiğim zaman ağlayan çocukları ve ne yapacaklarını bilmeyen anneleri beraber gördüğümde beynimden vurulmuşa dönmüş, kendimi inanılmaz çaresiz bir şekilde açık hava cezaevine düşmüş gibi hissetmiştim. Güçlü olmayı o ilk sabah öğrenmiş olma ihtimalimi hatırlamış olmam ise yıllardır devreden bir milli piyangonun heyecanı gibiydi.

Güçlü olmayı o ilk sabah öğrenmiş olma ihtimalimi hatırlamış olmam ise yıllardır devreden bir milli piyangonun heyecanı gibiydi.

O kalabalık içerisinde herkesin tek bir mikrofon sesi ile büyük bir disiplin içerisinde herkesin sıraya girmiş olması ise kahkaha atmama sebep olmuş henüz daha 7 yaşımda kendimi eğlendirecek bir şeyleri bulmamı sağlamıştı. Sanırım okul söz konusu olduğu zaman servisin korno sesi ve müdürün mikrofondan çınlayan sesi aralarında büyük anlaşma sağlanmış ticari bir ilişkiydi.

Tüylerimi diken diken eden marşın okunmasının hemen ardından isimler okul bahçesinde yüksekten alçağa dönen sesler ile söylenmeye başlanmış ve ismim okunduğu zaman, tuhaf bakışların arasından gayet kendimden emin bir şekilde sıyrılarak sınıfımı aramak için okul koridoruna doğru yol almıştım…

İlk teneffüs zilinin çalması ile birlikte
Uzun boylu, esmer ve zayıf bir öğretmenin içeri girmesi ile başlayan eğitim hayatım ise 25 sene boyunca sürmüş. Ancak, ilk teneffüs zilinin çalması ile birlikte dışarı çıkan o küçük çocukların biraz önce annelerinden ayrıldığı için ağladıklarını unutmuşlar gibi attıkları çığlıkların arasında oyuna alınmak için yazı tura yapılmasını uygun gören diğer çocuklar tarafından gururlarının nasıl da bozuk para ile harcandığını sanki kocaman olmuş gibi izlemiştim…

Çok başarılı bir öğrenci olduğumu düşünmesem de geçen bu uzun süreler boyunca takdir edilmeye ihtiyacım olduğunu düşünen öğretmenlerim tarafından karnem ile birlikte takdir belgesini eve çok olağan bir şey gibi götürmüş, annemin uzaya çıkmamı ister gibi bakışlarının içerisinden aslında tek bir takdirin yetmediğini fark etmiştim. Belki başka şeyler yapmalı, başka insanların hayatları içerisindeki o takdirin benim olmam gerektiğini hissetmiştim. Mutlu günlere ortak olma hevesim, yazmaya olan hevesim, okumaya olan hevesim çok küçük yaşlardan itibaren hiçbir baskı altında kalmadan, tamamen kendi hür iradem ile seçmiş olduğum bir yol olmuştu…

Acıyı sevmiş, acıdan beslenmiştim…
Okul sıraları arasındaki ezberlenmiş tüm bilgilerin aksine sadece hayatı deneyimlemek adına birçok hata yapmış, acıyı sevmiş, acıdan beslenmiştim. Yorgunluklarımın olması hayatım boyunca asla yaşamak istediğim şeylerden vazgeçmeme sebep olmamıştı…

Şehirler değiştirdim, ülkeler… Yalnızlığa olan düşkünlüğümü en küçük valizime bile sığdırarak yürümüştüm hep. Korkmadan…

Saçları örgülü ve fiyonk tokalı olan bir sürü küçük kız çocuğu arasında saçlarını tek başına bağlayanın ben olduğumu hatırlamak…

Okulun ilk öğle arasında annem ile babamın kendi okullarından çıkaran beni yemeğe götürmelerini yıllarca ilk çocuk olmanın şansı olarak saklamış, o ilk öğlen yediğim kaşarlı ve sucuklu pideyi hayatımın en özel köşesine koyarak saçmalamak konusunda master yapmıştım. Öğretmen çocuğu olmanın birçok anlamsız zorluğunu sıranın bana gelmesini bekleyerek yaşamış ve yıllarca ev hanımı olmadığı için annemi suçlamıştım. Saçları örgülü ve fiyonk tokalı olan bir sürü küçük kız çocuğu arasında saçlarını tek başına bağlayanın ben olduğumu hatırlamak ise her seferinde bana ne kadar çabuk büyüdüğümü hatırlatmış, beni kanatan ve çocukluğumu yarım bıraktığını düşündüğüm her şey için hayata ve o kaşarlı sucuklu pideye savaş açmıştım…

Önceki İçerikSurvivor Nagihan beyaz perdede
Sonraki İçerikFüreya Koral’dan yaşayan seramikler sergisi
02.07.1992 yılında Fethiye'de doğdu. Antakya’da yaşıyor. Ankara Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı ve Anadolu Üniversitesi İşletme Yönetimi'nden mezun oldu. Edebiyata olan ilgisi çok küçük yaşlardan itibaren başladı ve yazı yazmak hayata karşı olan hakkını almak gibi yüce bir duyguyu hissettirdiğine inandığı için yazmaya karar verdi. Üniversite döneminde Ankara içi yerel dergilerde köşe yazarlığı ve röportajlar yaptı. Hazırlık aşamasında olduğu bir şiir kitabı var. Bir seneyi aşkın bir süredir Antakya’da mimarlık ofisinde çalışıyor. Büt Dergisi'nde konuk yazar olarak yazılar yazmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here