NİRAN ÜNSAL: VATAN HAİNİ BİLE İLAN EDİLDİM!

0
466
views
Niran Ünsal Röportajı - Büt Dergisi

Niran Ünsal, sanatçı kimliği ile gönüllere taht kurmuş, 8 yaşından itibaren sanatla yoğrulmuş ve günümüze kadar çizgisini bozmadan gelmeyi başarabilmiş, nadir isimlerden biridir.

Mısra YILDIZ

Kendisiyle yapmak istediğimiz söyleşi için bizi kırmadı. Evinin kapılarını bize açan, egolarından arınmış Ünsal, tüm samimiyetiyle bizi ağırladı. Onun hakkında bilmediklerimi öğrenmek için aklıma takılan bütün soruları, onu bulmuşken sordum. Keyifli bir sohbet ettik kendisiyle…Aslında herkesin bir kendi gözünde bir de dış gözlerde farklı tanımları, farklı anlamları vardır. Kendi gözünde çok çirkin olan başkasının gözünde çok güzel olabilir ya da bu tam tersi başkasının gözünde çirkin kendi gözünde güzel olabilir… Niran Ünsal ise kendi gözünde kendisini şöyle tanıtıyor: “8 yaşında müziğe başlamış, besteci, söz yazarı aynı zamanda kurumsal bir kimliğe sahip olan bir yapım şirketi sahibiyiz. Eşimle beraber prodüksiyonun iki ortağıyız. Niran Ünsal hem yapımcı, hem prodüktör, bunun yanı sıra besteci  ve yorumcu kimliği olan bir müzisyendir.” İşte Ünsal kendini bu şekilde tanımlıyor.

Hep gıpta ile baktığım ünlülerin aslında bizden çok da farklı insanlar olmadığına  yakından şahit oldum. Herkesin farklı çocukluk günleri, çocukluk aşkları ve çocukluk arkadaşları vardır. Hepsi çocuklukta kaldı. Acaba Niran Ünsal’ın çocukluk yılları nasıldır diye merak ediyordum. Niran Ünsal çocukken nasıl hayaller kurmuştu ve bu hayalleri gerçekleştirebilmiş miydi? Kendi ağzından dinleyelim Niran Ünsal’ın çocukluk yıllarını ve hayallerini. Ünsal, “Çocukluğumda hayal kurmaya çok fırsatım olmadı. Çünkü ben çok küçük yaşlarda evin ikinci annesi olarak annem tarafından bir sorumluluk bilinciyle yetiştirildim. Dolayısıyla evin temizliği, yemeği vesaire bana aitti. Çünkü 3 kardeşiz biz. En büyük abim, sonra ben, bir de kız kardeşim var. Evin ilk kız çocuğu olmam sebebiyle, annem de çalıştığı için doğal olarak evin ikinci annesi ilan edildim. Sorumluluklarım çok fazlaydı. Bir evin dönmesi için ne gerekirse o sorumlulukların bilincinde olarak yetiştim. Çocukken çok fazla hayal kuramadım.”diyor. Çocukluğu anlaşılan sokakta evcilik oynayarak geçmemiş. He tabi çocukluktan aldığı tecrübeyle hem işi hem de evini idare etmekte zorlanmıyor.

“Çocukluklarını benden daha iyi yaşadılar.”

Zor bir çocukluk dönemi geçiren Niran Ünsal’ın kendi çocukluğuyla çocuklarının çocukluğunu karşılaştırmasını istedim. Ne gibi farklar var acaba diye de merak etmiyor değildim. Sanki çocukluk yıllarını özlercesine Ünsal, bir iç çekip anlatıyor, “Dağlar kadar fark var. Onlar bir parça daha kendi çocukluklarını yaşayabilecek kıvamda bir hayat içindeler. Onlara hiçbir zaman okudukları için herhangi bir sorumluluk yüklemedim. Evin işi vesaire yani bir evin dönmesiyle ilgili olan hiçbir konuda. Yeri geliyor yataklarını bile toplatmıyorum. Sadece okusunlar. Onlar çocukluklarını benden daha iyi yaşadılar, yaşıyorlar.” Ünsal çocuklarının okumasına her anne baba gibi önem veriyor. Ünsal devam ediyor, “Çocukluklarımızı karşılaştırdığımda çok fazla benzerlikler yok. Fakat benzer huylarımız var. Genetik aktarım var öncelikle. Çocuklarım yaramaz değildir. Hiç değil hem de. Aklı başında çocuklar ve çocuklarımdan yana hiçbir şikayetim yok. En büyüğü Hande, 21 yaşında İTÜ’de. Ama onun hiçbir döneminde, dersin bitsin yemek yap gibi bir şey söylemedim. Benim için önemli olan öncelikle onların okulları. Zaten ileride hayatlarını kurdukları zaman bu sorumlulukları fazlasıyla alacaklar. O yüzden şuanda gerek duymuyorum. Mesela Hande, çok güzel yemek yapar. Ama ne zaman yapar?  Genelde tatil dönemlerinde. Evde yemek pişmesi gerekiyorsa ya ben yaparım ya da yardımcımdan isterim. Hande’nin keyfi yerindeyse ve içinden geliyorsa yemek yapar. Yani mecbur olduğu için yapma gibi bir durum söz konusu değildir.

“Çalışan her anne babanın sorunu aynı.  “

Demiştim ya çocukluktan aldığı tecrübeyle hem işini hem evini idare etmekte zorlanmıyor diye… Ama ben yinede sormak istedim mesleği yani sanatçılığı çocuklarına vakit ayırmasını zorlaştırıyor mu?  Buna da şöyle cevap veriyor Ünsal, “Yok, ben öyle düşünmüyorum. Çünkü çalışan her anne babanın sorunu aynı. Avukat olan bir anne baba için de geçerli, hastanede çalışan bir doktor -kadın ya da erkek- hiç fark etmez anne baba için de geçerli. Eğer hayat için ve yaşamak için para kazanmak gerekiyorsa ki bu böyle gerçekten istediğimiz gibi yaşamak için para kazanmak zorundayız. Dolayısıyla bu bizim işimizin gereği. Bu, iş hayatında olan herkesin ortak sorunu.” Ünsal, çocuklarıyla 24 saat zaman geçirmekten sıkılacağını söylüyor. Bunu da çocuklarının gözünden “kendi yaşıtımı ararım” diyerek haklı bir nedene bağlıyor. “Ben şunun da doğru olmadığını düşünüyorum. Ben çocuğumla 24 saat vakit geçirsem çok mu mutlu olacak? Ben sıkılırım. Yani annemle babamla oturup 24 saat zaman geçirmekten sıkılırım çünkü kendi yaşıtımı ararım. Çocuk bilinci bunu öngörür. Her şeyin bir zamanı olmak zorunda. Mesela çocuklar denize girmek isterse, bu ancak yaz döneminde olabilir. Belli kurallarım vardır. Çocuklarımla gerektiği kadar ilgileniyorum. Kaliteli zaman geçirmek önemli olan.”diyor Ünsal.

Yanlış anlaşılmaktan korktuğunu ifade eden Niran Ünsal, röportaja yardımcısı Şermin Hanım’la devam etmek istedi.

Konuşmamıza Ünsal’ın yardımcısı da katılmışken ona da soru sormadan geçemezdim. Acaba Şermin Hanım’ın evdeki Niran Ünsal ile ekranlarda gördüğü Niran Ünsal arasında farklılıklar görüyor mudur? Şermin hanım süper farklılık olduğunu söylüyor ve devam ediyor: “Dört dörtlük bir anne, eş, bir arkadaş. Evde olduğu sürece eşine ve çocuklarına zaman ayırıyor. Zamanının çoğunu hafta içi evin üst katındaki ofisinde geçiriyor.”

Aslında son zamanlar çoğu insanın yaptığı home ofis uygulamasını Niran Ünsal da yapıyor. Peki ama neden home ofis sistemini tercih etti. Bu soruma da şöyle cevap veriyor Niran Ünsal, “Berlin’de bir karı koca arkadaşımın, bir temizlik şirketleri olduğunu öğrendim ve onların evinde misafir kaldım. Onların yarattığı bir sistem. Hem çocuklarınızla aynı çatı altındasınız, hem evinizle ilgili herhangi bir eksiğe yetişebiliyorsunuz. Yapım, organizasyon, menajerlik, basın-pr hepsi aynı çatı altında. Dolayısıyla hem zamandan, hem benzinden, hem gıdadan tasarruf ediyoruz. Her şeyi tasarruflu bir biçime dönüştürdük. Hem işçiyiz, hem patronuz.”

“Zor olan şeyleri seviyorum. “

Çocukluktan beri ne kadar annelik tecrübesi olsa da yorulur insan diye düşünüyordum. Hem işçi hem patron hem anne hem eş olmak yoruyor mudur? Bunu kendisine de sorarak aslında yanlış düşündüğümü anladım. Ünsal, “Ben zor olan şeyleri seviyorum. Karakter olarak kolay iş sevmiyorum. Yemek yaparken bile. Gece yarısı eşimin canı çiğ börek istediyse, saat iki bile olsa, o enerjim varsa, hasta değilsem, bir konserden gelmiş değilsem tabii ki oturur iki dakikada hamurumu tutarım, açar, yaparım. Çocuklarımı memnun etmek için de yapamayacağım şey yoktur. Ben her türlü fedakarlığı yapmaya hazırım.”diyor.

Ünlü isimler genelde şehrin içinde, bilindik duyulduk o güzel sahil kenarlarında ya da ilçelerde otururlar. Ama Ünsal evini şehrin dışında seçmiş. Bunun belli sebepleri olduğunu düşünüyorum.  Şehrin dışında olmasının sebeplerini sorduğumda “Avrupa yakasının yeşilliği az, binalar uzun, hava kirliliği fazla. Çocuklarımı öyle bir ortamda yetiştirmek istemiyorum. Doğayla iç içe olmaları gerek ve temiz havaya ihtiyaçları var. Sütümüzü ineğin, yumurtamızı tavuğun altından getirtiyoruz. Benim hep hayalimdi böyle bir yerde yaşamak.”cevabını veriyor.

Bugün etrafımıza baktığımızda herkes bir sanatçı rolüne bürünmüş durumda. Televizyonda bir kere görünmüş olan bir insan bile daha sonradan kendini ünlü gibi gösterip sanatçı ilan ediyor. Bu konuda Niran Ünsal ‘‘Günümüzde Türkiye’de sanatçı denince akla maalesef herkes gelir oldu. Sadece güzel kadın ya da güzel adam olmakla bizim ülkemizde bir gecede şarkıcı olan, bir gecede müzisyen olan, hatta ve hatta sanatçı olan insanlar var. Sanatçı üretendir. Ama maalesef ülkemizde herkese sanatçı der olduk.” Niran Hanım sanat işini haklı bir şekilde yetenek olarak işi olarak görüyor. Bildiğim kadarıyla çocukları bu tür yeteneklere sahip. Peki çocuklarının sanatçı ya da oyunculuk ve benzeri kamera önünde olan bir meslekte görünmesine nasıl bakıyor? Ünsal’ın görüşü “Yetenek çok önemli; fakat bu yeteneğin içi boş olursa hiçbir işe yaramaz. Yeteneği çok küçük yaşta keşfetmek önemli, bu yeteneğin içini doldurmak daha da önemli. Çocuklarımın yeteneği var. Büyük kızım öğrenci ve keman çalıyor, annemi örnek alıyor. Anneannesi gibi öğretmen olmak istiyor, konservatuarlara öğrenci yetiştirmek istiyor. Şeker’in resme yeteneği var. İbrahim Bey ile küçük kızımı hafız yetiştirmeyi düşünüyoruz. Aileden bir de hafız çıksın istiyoruz.’’şeklinde.

Her mesleğin kendine göre zorlukları var elbette. Birde sanatçı kimliği taşıyan insanların meslekteki zorluklarını bilmek lazım. Müzik sektörünün ne gibi zorlukları vardır diye merak ediyorsanız Niran Ünsal’ı dinleyelim. ‘‘Avantajları da dezavantajları da kendi içinde barındıran bir meslek bu. Ülkemizde çeteleşmeler var. Örnekle açıklamak istiyorum. Ben bir yapım firmasıyım. Benim aynı zamanda radyom ve televizyonum var, gazetem ve dergim de var ve bünyemde çalışan sanatçılarım var. Bu da tekelleşmeye giriyor. Sadece kendi sanatçına prim veriyorsun. Televizyonun var, radyon var, gazeten var, güçlüsün ve ondan sonra da o insanlar sanatçı oluyorlar.’’

Niran Ünsal pop müziğin önemli isimlerinden kuşkusuz. Aynı zamanda ismi pop müzikte bir marka. Markalaşmak, ‘‘Çok ciddi özveri ve fedakarlığa borçluyum. Allah’ın bana bahşetmiş olduğu yeteneklerime borçluyum. Ailemden bana kalan en büyük miras olan genetik aktarıma borçluyum. Birlikte yürüdüğüm eşime borçluyum. Çocuklarıma, aileme borçluyum. Hayranlarıma borçluyum.’’diyor  Ünsal.

“Biz hiçbir zaman arkadaş olmadık. “

Minik Serçe Sezen Aksu ile arkadaşlığınızın bozulduğu zamanlar vardı. Bu konuyu televizyonda birçok kez duyuldu. Bu konuyu daha fazla uzatmamak gerektiğinin farkındayım. Fakat bunu kendisine soramadan da edemedim. Aldığım cevap da beni yetirince tatmin etti. Niran Ünsal, ‘‘Bu konuyla ilgili çok fazla konuşmak istemiyorum. Sonuç itibariyle Sezen Aksu benim arkadaşım değil, benden çok büyük, çok sevdiğim bir sanatçı. Bu biraz özel bir konu olduğu için.. Biz hiçbir zaman arkadaş olmadık Sezen Hanım’la. Ben onun hayranıydım hala da hayranıyım.’’

Her konu hakkında onun görüşlerini merak ettiğimden her türlü soruyu sordum. Daldan dala atlamış gibi oldum ama Niran Ünsal’ı bir kez yakalamışken bırakmamak gerek.

Dedim ya her konuda fikrini almak istiyorum. Ülkemizdeki magazini sordum kendisine. Niran Ünsal eskiye göre daha ılımlı bir magazin olduğu görüşünde. ‘‘Eskiye göre biraz daha ılımlı bir duruma geldi. Artık haberlerde bile magazin izler olduk. Gerektiği kadar olmalı. Gel-geç bir şey magazin. Bu işin içinde olmama rağmen çok da umursamadığım bir şey. Magazin tabii ki olmalı. Ancak mecburi olarak gazeteyle evlere girmemeli, kişiler isterse magazin dergileri satın alarak takip etmeli. Güncel olan şeyleri artık internetten de takip eder hale geldik. O yüzden istediğiniz bilgiye, istediğiniz yer ve zamanda ulaşabiliyorsunuz.’’

“Vatan haini bile ilan edildim! “

Benim için en önemli konulardan biri Ahmet Kaya şarkılarının seslendirmesinden sonraki süreçti. Bilindiği üzere Ünsal, vatan haini ilan edilen Ahmet Kaya’nın şarkılarını seslendirdi. Bu durum insanlar tarafından ve sanatçılar arasında aynı tepkiyle karşılanmamıştır elbette. Bir sanatçının şarkılarını hele o Ahmet Kaya ise ülkesinden kovulmuş bir sanatçı, seslendirdiği için zorluklar yaşamıştır. Vatan haini ilan edilen bir sanatçının şarkılarını seslendirdiği için elbette  olumsuz tepkiler  de almıştır. Ama bu yaşadığı dönemi kendi ağzından duymak istedim. Ünsal, ‘‘Hem olumlu hem olumsuz tepkiler aldım. Sanatçı olmanın verdiği sorumluluklar var; ancak sıkıntılar yaşadım. Çok uzun bir zaman vatan haini bile ilan edildim! Herkes beni PKK’lı ilan etti ülkede. Konserlerim iptal edildi. Bunlar bu işin cilveleri. Ama yılmadım. Sonuç itibariyle beni bilen biliyor, bilmeyen de bilmeyiversin.’’diyor.

Her insan elinden geldiğince başkalarına yardım etmeyi ister. Özellikle de ünlü isimler çok faydalı sosyal sorumluluk projelerine imzalarını atıyorlar. Niran Ünsal’ın da bu yönde bir projesi var. Pek dillendirmekten hoşlanamasa da ben biraz bahsedeyim. Herhangi bir ücret almadan konserler veriyor. Ve ilk kez benimle paylaştığı, internet sayfası üzerinden yürüteceği bir projesi var. Kendi internet sayfasında s.o.s diye bir bölüm açarak, sahne kostümlerini, ayakkabılarını, takılarını ve buna benzer özel aksesuarlarını haftanın bir günü niranünsal.com.tr’de satışa çıkartacak.  Haftanın bir günü, dünyanın her yerinden açık artırmayla bu eşyaları satıp burdan gelen paraya hiç dokunmadan sosyal sorumluluk projelerine yatıracak. Bizim de çorbada tuzumuz olsun diye sizlere bu proje hakkında buradan bilgisini vermek istedik.