MESELE ÖLMEKTE DEĞİL, MESELE YÜREKLERDE ÖLÜMSÜZ OLABİLMEKTE

0
310
views
MESELE ÖLMEKTE DEĞİL, MESELE YÜREKLERDE ÖLÜMSÜZ OLABİLMEKTE - Tuncel Kurtiz kimdir? - Büt Dergisi

Kim bilir, kaç hazan yağmuru ıslatmıştı kirpiklerini ve kaç defa doldurmuştu rüzgar o üşürken dudak yanında oluşan çizgileri. Orta boylu, zayıf ama bir çınar kadar güçlüydü Kurtiz. Görünmez dallarıyla sarar sarmalardı sevdiklerini. Eşine sırtını güvenle dayayacağı bir duvar olmuştu gövdesi…

Yorgun bir yüze sahipti Tuncel Kurtiz. Yaşadığı seneler  yer  yer derin yer yerse yüzeysel nehirler oluşturmuştu simasında. Mevsimler değiştikçe zaman denilen aldatıcı güneşin etkisi ile damla damla buharlaştı o nehirler tek tek. Ve beklenilen gibi kurumuş birer nehir yatağına dönüştü, her bir çatlağından anılar sızdıran. Karakteristik bir burun, onu tamamlayan zayıf ve belirgin yüz hatlarıyla bütünleşmişti o hafif siyaha çalan zeytinimsi parlak gözler. Kim bilir, kaç hazan yağmuru ıslatmıştı kirpiklerini ve kaç defa doldurmuştu rüzgar o üşürken dudak yanında oluşan çizgileri. Orta boylu, zayıf ama bir çınar kadar güçlüydü Kurtiz. Görünmez dallarıyla sarar sarmalardı sevdiklerini. Eşine sırtını güvenle dayayacağı bir duvar olmuştu gövdesi, çocuklarına  güvenle sallanabilecekleri salıncaklar kurmuştu zayıf ama demir gibi sağlam dallarına. Ve dostları, onlar içinde serin gölgeler oluşturmuştu yapraklarıyla.

Peki kimdi bazılarımızın hayatına Ramiz Karaeski karakteri ile giren bu adam?

1 Şubat 1936’da Selanik asıllı bir Türk bürokrat olan Hamdi Vala Kurtiz ile Boşnak asıllı Müfide Hanımın evladı olarak dünyaya geldi Tuncel Kurtiz. 3 kardeş babalarının sık sık şehir değiştirmesinden dolayı  öğrenim hayatlarında çok fazla okul ve öğretmen değiştirdiler. Ortaokulu Edremit’te bitiren Tuncel, liseyi Haydarpaşa Lisesi’nde bitirdi. Üniversite hayatında ilk adımı kısa bir süreliğine hukuk fakültesine oldu. Ancak bu bölümü bırakan Kurtiz, İngiliz Filolojisi Bölümü’ne girdi. Oradan da mezun olmayan Tuncel sırası ile felsefe, psikoloji ve sanat tarihinde şansını denedi. Ancak hiçbir bölümü bitirmedi ve İETT’de ışık kontrolcüsü olarak işe başladı. Ancak bu işte onun gerçekten yapmak istediği şey değildi.

Yılmaz Güney ile dostluk…

Tuncel, bir süre böyle hayatın sarp yollarında bilinçsizce savruldu. Ta ki bu yollardan biri onu Haldun Dormen Tiyatrosu’na çıkarta kadar. Kurtiz o zaman henüz 22 yaşındaydı. Bu başlangıç onun önünü açtı ve sadece Türkiye’de değil pek çok yabancı ülkede oyunculuk yaptı. 8 sene sonra sinema dünyasının büyülü perdesini  araladığında Tuncel Kurtiz için ömrünü adayacağı meslek hayatı son hızla devam ediyordu. Yılmaz Güney’in Türk sineması için önem arz eden 3 yapıtı olan Sürü, Umut  ve Duvar filmlerinde rol aldı. Yılmaz Güney ile dostluğu fikirleri ve ideolojileri o kadar kaynaşmıştı ki Güney’in ölümünün de etkisi ile uzun süre yurtdışında kaldı. Orada kendini geliştirmeye devam eden oyuncunun Türkiye’ye dönmesi 90’lı yılları buldu.

O güne dek belirli bir kitleye ve yaş grubuna hitap etse de memlekete döndükten sonra oynadığı dizilerle genç kuşağında dikkatini çekmeye başladı. Ancak pek çok kitleye hitap etmesinde önünü açan en önemli proje şüphesiz 2009 yılında seyirciyle buluşan “Ezel” dizisi oldu. Ramiz Karaeski isimli eski bir kabadayıyı canlandıran Kurtiz, oyunculuğu kadar eşsiz sesi ile hayat verdiği şiirler ve öğütleri ile göz doldurdu. Sosyal medya ve Sosyal ağlarda uzun zaman yankı bulan Ramiz Dayı karakteri onu adeta ölümsüzleştirdi. Artık pek çok reklam onun sesinde hayat buluyordu. Seslendirme işine de uzak değildi zaten oyuncu. BBC’nin LİFE isimli belgeseli de Türkiye’de onun sesiyle iç dünyamıza konuk oldu.

96 film, 15 tiyatro oyunu…

1964 ile 2013 yılları arasında 96 film ve dizi ile karşımıza çıkan oyuncunun yine 1958 ve 1998 yılları arasında oynadığı 15 kadar tiyatro oyunu biliniyor. Usta oyuncunun ayrıca içinde sanat ödülünden en iyi yardımcı erkek  oyuncuya, en iyi senaryo ödülünden yaşam boyu başarı ödülünün de bulunduğu 8 tane ödülü bulunmaktadır. Bu onun sadece oyunculukla yetinmeyip, senaryo yazarlığına yönetmenliğe hatta yapımcılığa soyunmasının ne kadar da doğru bir hareket olduğunun bir onayı gibiydi aslında. Başarılarını ödülleri ile taçlandırdı büyük üstat.

Sanat yaşamında ki başarısının ardında şüphesiz özel hayatında ki huzur ve mutluluğunda etkisi büyüktür. Hayatında tek evlilik yapan Kurtiz eşi Menend Kurtiz’le uzun yılları ardında bıraktı. Bu evlilikten dünyaya kızı Aslı ve Oğlu Mirza geldi. Kurtiz’in ailesi ona her daim güç verdi.

Ailesi ve mesleği dışında onu şüphesiz var eden en önemli parçası toplum ve insan sevgisiydi. İnsanların eşitliğinden yana olan Kurtiz için pek çok yakıştırılma yapılsa da aslında var olan onun içinde ki sevgiydi. İnsanları sevdiği kadar doğayı da seven Tuncel Kurtiz son zamanlarında şehrin betonarme yapısı, trafiği ve yalnızlaşıp kendine küsen insanlarından uzaklaşarak, çocukluk yıllarında toprak kokusunu aldığı Edremit’e döndü. Edremit’e bağlı Çamlıbel köyüne yerleşen Kurtiz, iş dışında hemen hemen tüm zamanı burada geçiriyordu.

Onu izlediğimiz son dizi projesi, cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatına ve dönemine ışık tutan Muhteşem Yüzyıl idi. Dizide dönemin Şeyhülislam’ı Mehmet Ebussuud Efendi’yi canlandıran Kurtiz, başarılı oyunculuğuyla kısa sürede göz doldurdu. Hafızalarda kalacağı son karakterin bu olacağını şüphesiz bilemezdi üstat. 77 yaşındaydı ancak daha en az önünde ki 20 yıl için planları vardı.

27 Eylül 2013 tarihinde sabah koşuya gittikten sonra eve geldi. Öğlen sıralarında fenalaşan Kurtiz düşerek başını çarpması sonucu  ne  yazık ki aramızdan ayrıldı. Ölüm haberi duyduğu an Etiler’deki evine koşan pek çok seveni bu ani ayrılığın vermiş olduğu aşkınlığı üzerlerinden atmakta oldukça zorlandılar. Gözyaşları içinde toprağa çok sevdiği Çamlıbel köyünde verilen Kurtiz sonsuzluğa buruk bir şekilde uğurlandı.

İlkokul yıllarından hepimizin hatırlayacağı bir cümle kalıbı vardır. Canlılar doğar, büyür ve ölürler. Belki de o zamana kadar sevdiği bir insanın ölümüne tanık olmayan birçok çocuk için oldukça karmaşık bir cümledir bu. Pek çok kişinin insanın yapabildiği sadece buymuş yanılgısına düşmesine de sebep olduğundan açıkçası pek de sıcak bakamadığım bir cümledir. Ölüm ucundan kıyısından herkesin hayatının acımasız bir gerçeğidir. Buraya kadar her şey normal gibi görünür zaten mesele herkes gibi ölmekte değildir. Mesele halen atan kalpler de, gamzeli yürekler de ve unutkanlığın ulaşamadığı gizli kalmış hafızalarda  ölümsüz olabilmektedir.

Önceki İçerikKESTANE KEBAAAAAP
Sonraki İçerikBÜT DERGİSİ’NİN 10.SAYISI ÇIKTI
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here