MERYEM ANA EVİ

0
832
views
MERYEM ANA EVİ - Büt Dergisi

“Ey Meryem muhakkak ki Allah, seni seçti ve tertemiz yarattı ve seni âlemlerin kadınları üzerine üstün kıldı.”   ÂLİ İMRÂN Suresi -42

“Ey Meryem! Rabbin için kânitîn ol (Rabb’inin huzurunda huşû ile dur) ve secde et ve rukû edenlerle birlikte rukû et.”   ÂLİ İMRÂN Suresi -43

Kur’an-ı Kerimde de anlatıldığı üzere âlemlerin kadınlarından üstün kılınan kişidir Hz. Meryem. Hıristiyan dininin önemli ismidir. Aslında sadece Hıristiyan dini için değil Müslüman dininde de önemli bir yere sahiptir kendisi.

Bu ay ki yazımın içeriği biraz dini, biraz tarihi ve biraz gezi yazısı niteliğinde olacak. Sizlere Efes’te bulunan Meryem Ana Evi’nden bahsedeceğim. Meryem Ana Evi ile ilgili bilgi öğrenmek için görevli rahiple konuşmak istedim ancak kendisi röportaj veremeyeceğini, konuşamayacağını söyledi. Bende bunun üzerine merak ettiğim soruların cevabını orada çalışan güvenlik görevlisinden öğrendim. Burayla ilgili bildiği her şeyi anlattı.

Meryem Ana Evi; Hıristiyan hacıların, Hıristiyanların, turistlerin ve Müslümanların sıkça uğradıkları bir yer. Kuşadası’na yaptığım bir gezi sırasında ziyaret amaçlı uğradım buraya. Arabayla evin bulunduğu bölgeye giderken, yol üzerinde sağda kocaman bir Meryem Ana heykeli bulunmakta. Arabanızla otopark kısmına kadar gelebilirsiniz. Eve ulaşmak için ise biraz yürümeniz gerekiyor. Yürüyüş yolunun en başında sağlı sollu ufak hediyelik eşya satan dükkânlar ve bir restoran bulunmakta. Düzgün ve temiz bir yürüyüş yolu var. Yolu yarıladığınız yerde sağ tarafta Meryem Ana ve Meryem Ana Evi hakkında bilgiler yazan bir tablo bulunmakta. Bu tabloda yazan bilgiler birkaç dile çevrilmiş ve yan yana sıralanmış halde birkaç metre devam etmekte. Tabloların bittiği yerde sol tarafta ise Meryem Ana’nın orta boyutlarda bir heykeli bulunmakta. Heykeli geçtikten sonra ise sol tarafta tahta oturaklardan yapılmış bir alan mevcut. Burası ayinlerin yapıldığı yer. Yazın ayinler burada yapılmakta.

Evin içinde bulunduğu alan oldukça geniş. Her yer yemyeşil ve kocaman ağaçlar ile kaplı. Evin sağ tarafında mum yakma yerleri mevcut. Eskiden bunlar evin içindeymiş ancak ziyaretçi sayısı fazla olduğu için ve çok sayıda mum yakıldığından dolayı bunlar dışarıya taşınmış. Meryem Ana’ya ziyaret, çıkışta sağ tarafta bulunan merdivenlerden inilerek ulaşılan üç çeşme ile son bulur. İlk başta burada üç ayrı çeşme varmış. Ancak daha sonradan bu çeşmelerin sayısı görevliler tarafından çoğaltılmış. Çeşmelerden, kilisenin yanı başındaki kuyulardan gelen içilir nitelikte su akar. Ziyaretçiler, bu suyun şifalı olduğu inancıyla suyu tatmakla kalmıyor, yanlarında da götürüyorlar. Çeşmelerin üzerinde aşk-sağlık-zenginlik gibi isimler yazmakta. Bunların sonradan dikkat çekmesi için yazıldığı söylenmekte. Aşağıya doğru ilerlediğinizde üzerinde kağıt ve plastik parçaların asılı olduğu bir duvar göreceksiniz. Burası “dilek duvarı” olarak da anılmakta. Burayı ziyarete veya gezmeye gelen bazı kişiler giderken dileklerini bir kağıt parçasına ya da bir plastik parçası üzerine yazıp bu duvara asıyorlar. Burayı da geçtikten sonra artık çıkışa varıyorsunuz. Dilerseniz etraftaki küçük dükkânlardan hediyelik eşyalar alabilir, dilerseniz restoranda oturup bir şeyler yiyip içebilirsiniz.

Meryem Ana Evi’nin atmosferi

Şimdi sizlere kilisenin içerisinden, gelen turist ve ziyaretçilerden, o manevi havadan bahsetmeye çalışacağım. Meryem Ana Evi’ne gelmeden önce Kuşadası’nda bulunan tanıdığım bana şunları öğütledi: “Orayı turistik amaçlı gezmenin yanında, oranın maneviyatını da yaşamaya çalış. İçeriye girdiğinde gözlerini kapa, Meryem Ana ile konuşmaya çalış. O’nu belki duyarsın belki duyamazsın. Meryem Ana’ya senin için Allah’a dua etmesini dile. Çünkü O, Allah’ın en sevgili kadın kulu. Meryem Ana’ya dua et. Dertlerini, sıkıntılarını, sevinçlerini varsa Allah’a iletmesi için isteklerini O’na söyle.” Dedi. İyi ki de bunları söylemiş. Kendisine buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum. Bunları konuşmamış olsaydık sıradan bir turist gezisi yapıp ziyaretimi bitirecektim ve her şeyi tam manasıyla kavrayamayacaktım. Sizlere de tavsiyem bir gün yolunuz Meryem Ana’ya düşerse sadece gezip görmekle kalmayın, o manevi havayı da tadın.

Meryem Ana Evi, ufak bir giriş kısım, orta kısım ve çıkış kısmından oluşmakta. İlk başta giriş kısmında sağda duvarda bir mermer tabela var. Bu mermer üzerinde zamanında burayı ziyaret etmiş olan papaların isimleri yazmakta. Bunlar; Papa VI. Paul (26.07.1967), Papa II. Jean Paul (30.11.1979), Papa XVI. Benedictus (29.11.2006). Yine aynı giriş yerinde sol tarafta ise ahşap bir dolap ve dolabın üzerinde asılmış bastonlar, çocuk ayakkabıları, kolyeler bulunmakta. Bunların ne olduğunu güvenlik görevlisinden öğrendim. Burada dilek dileyen insanlar dilekleri kabul olduktan sonra buraya gelip şükür amaçlı bu hediyeleri bırakıyorlarmış. Hatta eskiden bunlar Ev’in iç kısmında bulunuyormuş ancak hediyeler çoğalınca onlar için rahiplerin kaldığı yerde ayrı bir oda yapılmış. Tıpkı giriş kısımda olduğu gibi çıkış kısmında da kolyelerin asılı olduğu kapalı bir cam çerçeve bulunmakta. Bunlar Ev’in içerisinde sembolik olarak bırakılmış. Ev’in orta kısmına geldiğinizde tabiri caizse salon kısmına, sağlı sollu ufak taburelerin olduğunu göreceksiniz. Ziyarete gelen insanların ibadet ederken oturmaları için konulmuş olsa gerek. Direk karşıya baktığınızda ise Meryem Ana’nın bronzdan yapılmış heykeli bulunmakta. Bu bronz heykel İncil’den tasvir edilerek yapılmış. Meryem Ana heykelinin alt kısmı ayakları dünyanın üzerinde olarak yapılmış. Yani Meryem Ana dünyanın üzerindeymiş gibi. Bu yuvarlağın üzerinde İncil’de de yer alan şu sözlere ait simgeler bulunmakta:

Heykel’de ilk bakışta görünmeyenler

Heykele ilk baktığımda göremediğim ancak daha sonra güvenlik görevlisi söyleyince fark ettiğim bir durumu aktarayım. Meryem Ana heykelinin elleri bulunmamakta. Bu heykel 1.Dünya Savaşı sırasında buradan çalınmış ve daha sonra evden aşağı kısımda bir derenin orada bulunmuş ve geri getirilmiş. Heykel elleri dışında zarar görmemiş. Ev’in çıkış kısmında ise solda bir cam çerçevenin içinde Papa XVI. Benedictus’un inci ve altından yapılmış olan, orta kısmında Meryem Ana, uç kısmında Hz. İsa motifinin bulunduğu haç kolyesi yer almakta. Sağ tarafta duvarda ise Meryem Ana kucağında Hz. İsa ile duvara motif edilmiş. Üzeri bir cam ile kapanmış.

Görevlinin söylediğine göre Meryem Ana Evi yapısal olarak hiçbir değişikliğe uğramamış. İçerisinde sadece dekor olarak değişiklik yapılmış. Meryem Ana Evi’nin olduğu yerde her Pazar saat 10.30’da ayin yapılmakta. Yazları dışarıda, kışın ise içeride yapılmaktaymış.

Meryem Ana Evi’nin yüzyıllar sonra tekrar bulunup, keşfedilmesini görevli şu şekilde anlattı: “Almanya’da yaşayan bir kadın varmış. Burayı rüyasında görmüş, birilerine anlatmış. Daha sonra bu anlattıkları birisi tarafından kitaba yazılmış. Bu kitap okunurken kilise görevlileri tarafından dikkatlerini çekmiş. Yazılanların doğruluğunu araştırmak için yola koyulmuşlar ve Efes’e gelmişler. Kitapta tarif edilen yere. Dağın yüksek kısımlarına çıkmışlar, yorgunlar ve susamışlar. Yukarıda bir tarlada çalışan kadınları görmüşler. Onlardan su istemişler. Kadınlar sularının kalmadığını ama aşağıya manastıra inerlerse su bulabileceklerini söylemişler. Su içmek için gittiklerinde orada ağaçların arasında eski bir kalıntının olduğunu fark etmişler. Kitapta anlatılan yerin burası olduğunu anlamışlar. Böylece yüzyıllar sonra tekrar keşfedilmiş Meryem Ana Evi.” Dedi görevli. Görevlinin anlattığı bu durumu size daha detaylı anlatabilmek için birkaç kaynaktan bilgi topladım. Şimdi kaynaklardan edindiğim bilgileri aşağıda sizlere aktaracağım.

Meryem Ana Evi’nin yapılan araştırmalar neticesinde genel yargıya göre birinci yüzyıla ait olduğu söylenmekte.

MERYEM ANA EVİ’NİN TARİHÇESİ

Meryem Ana’ya ilişkin modern tarih, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Ren’in Alman Kıyıları’nda, Vestfalya’nın bir kasabasında, Dülmen yöresinden bir köylü kadın olan Anna Katharina Emmerick’in (1174-1824) hasta yatağında başlar. O, şifa bulunamayan bir hastalığa yakalanmış, ıstırap içinde on iki yıldır yatalaktır. Fakat Mesih İsa’nın ve Meryem’in hayatı hakkında sahip olduğu özel görümler sayesinde teselli bulmuştur.

Emmerick’in rüyalarının devam etmesi ve hiç tanıyamayacağı kişileri ayrıntılı şekilde bilmesi kamuoyunun merakını çekmiş. Öyle ki Clemens Brentano isimli alman romantizm akımı şairi, 1818’e doğru Emmerick’in “sekreteri” olarak Dülmen’e yerleşir. Gün geçtikçe, Emmerick’in söylediklerini not almaya başlar. Daha sonra topladığı bu materyalleri gözden geçirir ve “Rabbimiz Mesih İsa’nın Çilesi” adlı bir kitap yazar. Onun ölümünden sonra da (1842) “Anna Katharina Emmerick’in görümlerine göre Meryem’in Hayatı” basılır.

Bu kitabın sondan bir önceki bölümünde şöyle yazılıdır: “İsa’nın göğe yükselmesinden sonra Meryem, üç yıl Sion’da (Kudüs), üç yıl Beytanya’da ve dokuz yıl da Efes’te yaşadı. Sen Jean, Yahudilerin Lazarus ve kız kardeşini denizde terk etmelerinden sonra O’nu buraya getirmiştir. Meryem, tam Efes’te değil; az civarında, bazı dostlarının yerleşmiş olduğu yerde oturuyordu. Evi, bir dağın tepesinde, Kudüs’ten gelen yolun solunda, Efes’ten 3,5 mil uzakta bulunmaktaydı. Bu kentin güneyinden, bir takım dar patikalar, yabani bitki örtüsü kaplı bir dağın tepesine ulaştırır. Zirveye doğru engebeli bir yayla vardır. Burası da bitki örtüsü ile kaplıdır ve yaklaşık yarım mil genişliğindedir. Meryem Ana’nın ikametgâhı işte burada kurulmuştur. Söz konusu bölge oldukça ıssızdır, şirin ve bereketli tepeler ile süslenmiş, küçük toprak aralıklarında mağaralar görülebilir; düzenli ama el değmemiş tepeleri, piramit biçiminde, gölgeli ve düzgün gövdeli seyrek ağaçlarıyla güzeldir.

MERYEM ANA EVİ’NİN TEKRAR KEŞFEDİLMESİNİN HİKÂYESİ (1891)

Meryem Ana’nın evinin tekrar bulunuşu, bir manastırın kayıtlarında anlatılan olaya bağlıdır. Bir gün İzmir Fransız Hastanesi’nde “Meryem’in Hayatı” adlı kitabın yukarıda sözü edilen bölümü, topluca okunurken, Efes’teki eve dair ayrıntılar, aynı yerde görev yapan Karitas Kızları’nın müdiresi Rahibe Maria de Mandat Grancey’in dikkatini çeker. İzmir Sacre Cocur Koleji’nde öğretmenlik yapan ve ayin yönetmek için hastaneye gelen Lazaı isl l’edeı Jung ve Peder Poulin’den söz konusu “Vahiylerin” doğru olup olmadığını araştırmalarını ister.

İlk olarak buraya, en ateşli muhalif olan Peder Jung ve yanında kendisi gibi 1870 savaşlarından dönmüş olan ve Emmerick’in vahiylerine kuşkuyla bakan başka bir din adamı gider. Aziz Yusuf’a adanmış, Azize Martha Bayramı’na denk gelen 29 Temmuz 1891 Çarşamba günü bu küçük grup, elde pusula, kitabın işaret ettiği yöne doğru ilerledi ve dağ ile karşılaştı. Araştırmacılar sabah saat 11’e doğru bir açık alana vardılar. Orada gayretler içinde tütünle uğraşan birkaç kadın gördüler. Yorgunluktan ve güneşten perişan olmuş ve bitmiş bir halde hep bir ağızdan “Su… Su…” diye bağırdılar. Kadınlar “Suyumuz hiç kalmadı. Ama manastıra inerseniz bulursunuz” cevabını verdiler. Kafile derhal o yöne doğru hareket etti.

Devam eden araştırmacılar, su kaynağının yanı başında, ağaçlar altında yarı saklı bir evin, daha doğrusu bir kilisenin kalıntılarını görünce hayretlerini ifade etmekten kendilerini alamadılar.  Düşünceleri hemen Emmerick’in kitabına yöneldi. Emmerick diyordu ki: “Evin bulunduğu dağın tepesinden, bir yandan Efes’in bir bölümü ve diğer yandan da daha yakında bulunan deniz görünür”. Yorgunluklarını, sıcağı ve susuzluğu unutan kafile, derhal yamaca tırmanıp tepeye ulaştı. İşte orada, sağda Ayasuluk (Selçuk), Panayır Dağı ve Efes’i nal şeklinde çevreleyen ova, solda deniz ve çok yakında Sisam Adası görünüyordu. Bu keşfin sonucunu iletmek amacıyla, komite İzmir’e döndü.

On beş gün sonra, 13 Ağustos’ta ilk çalışmayı denetlemek üzere aynı yere doğru ikinci bir grup yola çıktı. Daha sonra 19-23 Ağustos tarihleri arasında üçüncü bir keşif gezisi sırasında grup başı olan Peder Jung’un yanı sıra, dört ya da beş kişi daha vardı. Orada bir hafta kaldılar. İlginç olabilecek her şeyi, eksiksiz ve doğru olarak inceleyip ölçtüler, resmini çizdiler, fotoğrafını çektiler.

1 Aralık 1892’de İzmir (ve Efes) Episkoposu Mons. Andrea Timoni, kendisine nakledilenleri bizzat yerinde değerlendirme arzusuyla, aralarında din adamlarının da bulunduğu grubu ile birlikte Bülbül Dağı’na çıktı. Böylece gördüğü evle Emmerick’in tanımlamaları arasındaki benzerliği bizzat kontrol etme olanağı buldu. Şaşkın ve hayran bir halde hemen resmi bir belge hazırladı. Bu belgede; “Olayı Hıristiyan dünyasına açıklama vakti gelmiştir. Meryem’in Efes’te yaşadığı süre boyunca ikamet ettiği evin, gerçekten o ev olup olmadığı değerlendirmesini bizzat sizler yapacaksınız” diye yazıyordu.

Önceki İçerikŞAHİKA FERAYE
Sonraki İçerikCENNETİMDEN BAKARKEN – CEHENNEM – KARDEŞİMİN HİKAYESİ
emreceylan_91@hotmail.com'
1991 İstanbul doğumlu. Orta öğrenimini Gazeteciler Cemiyeti İlköğretim okulunda tamamladıktan sonra lise eğitimini Sefaköy Lisesi’nde bitirdi. Üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde okudu. Marmara İletişim Haber Ajansı’nda (MİHA) 1 buçuk yıl muhabirlik yaptı. Yazdığı yazılar ve yaptığı haberler birçok değişik haber sitesinde yayınlandı. Büt Dergisi’nde yazı işleri sorumlusu ve dergide “Yaşamın İçinden” bölümünün yazarı.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here