MASKELER

0
2001
views
MASKELER - Büt Dergisi

Sinema tarihinde binlerce duygu ve düşünce onları yine bize en iyi aktarabilecek şey olan insan objesi ile anlatılmaya çalışıldı. Ancak bazen öyle şeyler anlatılmak istendi ki hiçbir insan yüzü ve mimiği bunu başaramadı…

Müge Gül / muugegul@gmail.com

Bunun üzerine gerçek hayatta çevremize karşı kullandığımız maskeler devreye girdi. Kimi karakter bunu içinde ki karanlığı gizlemek, kimisi ise tam tersi içinde ki şiddeti ortaya çıkarmak için kullandı. Ve öyle bir zaman geldi ki sinemada maskeler pek çok karakterin önüne geçerek birer kimlik haline geldi.

Bu ay ki yazımda sizlere beyaz perdede kendine farklı bir yer edinen maskeleri hatırlatmak niyetindeyim. Zihninizin en karanlık köşesine korku, şiddet ve en temel içgüdüleri arkasına gizlemiş bir dünyaya; Maskelerin dünyasına hoş geldiniz.

Loki Maskesi; The Mask-Stanley Ipkinss

1994 yılının yaz aylarında tüm dünyayı etkisine alan komedi türünde ki tartışmasız en iyi örneklerden biri olan “Maske” filminde haşır neşir olduğumuz maskedir Loki maskesi. Hemen hemen herkes tarafından hor görülen hatta görülmez olan bankacı Stanley Ipkinss’in her şeyden yorulduğu bir anda karşısına çıkan ve tüm hayatını değiştiren maske oldukça çirkin ve tuhaftır aslında. Stanley ve maskesinin arasında ki bağ güçlendikçe olaylarda kızışmaya başlar. Loki maskesini ilk başlarda bilinçsizce kullanan kahramanımız zamanla onu kullanmaktan keyif almış, ancak bir süre sonra bunun kendine yabancılaşmasına mal olduğunu anlamıştır. Maskeyi takan insanın yapabildiği doğaüstü şeyler, her ne kadar başta cazip gelse de zamanla Loki’nin güçlerinin hiçte masum olmadığını görebiliriz.

“Kontrolsüz güç güç değildir”i derinden hissettiren bu maske, sinema tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip olmaya devam ederken acaba benim elime geçse neler yapardım demekten alıkoydurmuyor bizi.

Zorro Maskesi; Don Dieago De La Vega

Zorro, 1919 Yılında Johnston McCulley tarafından yaratılan hayali bir kahramandır. Onu, beyaz perdenin büyüleyici sahnesinde Antonio Banderas ile bütünleşmiş olarak izledik. Aslında Zorro’nun maskesi oldukça klasik bir maskeli balo maskesi gibidir. Burun üstünde biten ve göz çevresini saran siyah maske aslında çok gizemli bir hava vermemektedir. Ancak aynı zamanda maske altında parlayan iri kahve gözlere normalde olduğundan çok daha fazla bir çekicilik yansıtmaktadır. Çekicilikle ortaya çıkan hava birde uzun siyah pelerinle buluşunca Zorro, hayalleri süsleyen bir kahramana dönüşmektedir. Beyaz perdeye uyarlanan hikayede Anthony Hopkinsin canlandırdığı Zorro yaşlanmış ve yarım kalan işini tamamlamak için bir hırsızı kendisi gibi yetiştirerek İspanyollara korku salmaya karar vermiştir. Antonio Banderas maskesinin altında tutkulu bir aşık, geçmişinden saklanan genç bir adam ama her şeyden önemlisi halkının yanında olan bir savaşçıya dönüşür.

Çığlık Maskesi; Ghostface

1996 yılında Sidney’in hikayesi ile hayatımıza giren maskedir. Küçük ve sıradan bir kasabaya musallat olan bir seri katilin ardına saklandığı Scream maskesi, o kadar popüler oldu ki pek çok insanın dolabında hali hazırda yer alıyor. Tamamen siyah giyinen katilin yüzünde ürkütücü bir beyaz maske olarak hayat bulan koskocaman bir çığlık. Maskenin katille bütünleştiği anlar genellikle kurbanla yüz yüze geldiği zamanlarda ortaya çıkıyor. Kurbanın son gördüğü şey katilinin içindeki vahşeti gizleyen mimiksiz ve duygusuz o maske oluyor. Etraf kararırken ve ruhu bedeninden çekilirken son anı kıpkızıl bir nehrin ortasında bembeyaz bir çığlık oluveriyor. Maskenin ardındaki içinse sadece dindirdiği bir acı. Ghostface’yi kullanan her katil için durum aynıdır aslında. Kendi ruhunda affedemediği bir lekeyi temizlemek için kan kullanır Ghostface maskesi katilleri. Kendilerince son derece haklı olan bu kişiler için intikam almak istedikleri kişiler ölmeyi hak etmişlerdir. Avını kovalamaktan hoşlanan Ghostface, bir hayaletin ardına saklanıp içindeki çığlıkları kurbanların haykırışları  ile bastırmaya çalışan bilince göre hasta ancak doğdukları içgüdüye göre gayette normal insanlardır.

Michael Myers’ın Maskesi; Halloween

Halloween (Cadılar Bayramı) yine Slasher filmler içerisinde en uzun soluklu serilerden biridir. 1978 yılında vizyona giren filmde henüz 6 yaşında ablasını öldüren Michael Myers’ın, 15 yıl sonra kaldığı hastaneden kaçmasını konu almaktaydı. Yapımcıları arasında 2005 yılında ölen Çağrı filminin yönetmeni Suriye asıllı Mustafa Akkad’ında olduğu filmi John Carpenter gibi bir deha çekince filmin etkisi inanılmaz oldu. İlk cinayetinde erkek arkadaşı ile cinsel ilişki yaşayan kız kardeşini öldüren küçük Michael, bunu yaparken yine kız kardeşinin sevgilisine ait olan bir palyaço maskesi takmıştı. Hastaneden kaçıp kendine başka bir yüz bulan Myers’ın maskesi o kadar donuk ve ifadesizdir ki ona bakarken kanınızın donduğunu hissedebilirsiniz. Michael’in iç dünyasında günah ve cinsellik iç içe geçmiş iki kavram olmaktan bile fazlasıydı. Ablasını cezalandıran Myers içindeki kin ve nedeni belirsiz olan kızgınlığı bitene kadar öldürmeye devam etmiş ve bundan gram pişmanlık duymamıştır.  Ancak bir cellat rolüne soyunan bu korkunç kişilik kurbanlarıyla yüzleşmekten kaçmış ve o karanlık dünyasından dışarıya o unutulmaz maske ile bakmıştır. Maskenin ardındakini, kendilerini izleyen 2 dipsiz kuyuyu andıran karanlık oyukların ardına gizleneni merak edenler ise hiçbir zaman ona yeterince yaklaşamamışlardır. En azından canlı olarak.

Jason’un Hokey Maskesi; 13. Cuma

13. Cuma serisi tam 12 filmden oluşan oldukça büyük hayran kitlesine sahip yüksek tansiyonlu bir seridir. 1986 yılında ilk filmle dikkatleri üzerine çeken serinin şüphesiz en önemli yanı katilimiz Jason’ın taktığı Hokey maskesidir. Henüz küçük bir çocukken yanlışlıkla boğulan Jason Voorhees, insanların anlık hatalarının bedelinin çok ağır olabileceğini gösteren bir katile dönüşür. Seri boyunca katil olduğu bölümleri daha çok benimsense de belli bir yerden sonra cinayetlere sebep olarak biçimlenmiştir Jason. Maskesi son derece ürkütücü olan Voorhess, onu öldüğü güne dek ezen ve dalga geçen insanlardan intikamını çok acı bir şekilde alarak ruhunu huzura kavuşturmaya çalışır. Onu acımasızca incitenler artık basit birer avdan başka bir şey değildir. Merhamet duygusunu maskesinin ardına gömen Jason, kimimizin de merhametine sığınmış garip bir karakterdir. Kim bilir belki de içimizden ona hak verdiğimiz yerde bizimde benzer bir acıyan yaramız olduğundandır bu tuhaf durum. Öyle veya böyle Jason ve maskesi 28 senedir bizimle ve ardına sakladığı yalnızlıkta gizlenmekte.

Hannibal Lecter Maskesi/Ağızlığı; Kuzuların Sessizliği

Seri katiller içerisinde gelmiş geçmiş en zeki yamyamlardan biri olan Hannibal Lecter’ın taktığı maske belki de listedekiler içinde en farklı maske. Öncelikle gizlenmek için değil tam tersine diğer insanları ondan korumak amaçlı takılan bir maske. Dr. Hannibal’ı tanıdıysanız kendini asla bu şekilde saklamayacağını da bilirsiniz zaten. Onun içindeki vahşet ve bitmek bilmeyen açlık gizlenmek için oldukça güçlüdür. Lecter’ın bu içgüdüsü o kadar merak konusu olmuştur ki onun derinine inen filmler yapılmıştır. Zarif zevkleri olan Hannibal güzel bir akşam yemeğinde sıcak kırmızı şarabın yanında kesinlikle ince dilimlenmiş rosto ve patates değil, iyice marine edilerek hafif pişmiş beyin tercih etmektedir. Sir Anthony Hopkins’in hayat verdiği ve zorla bir maskeye mahkum edilen Hannibal Lecter aslında buna ihtiyaç bile duymayan bir canavardır. O içindeki ile yüzleşmiş ve onunla yaşamaya alışmış delilik ile dehalık arasındaki ince çizgiye sıkışıp kalmış bir karakterdir.

V’nin Maskesi ; V For Vendetta

‘’Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var ve fikirler kurşun geçirmez.’’ Repliği ile izleyen hatta izlemeyen on binlerce insanın hafızasında özgürlük ile bütünleşen maskedir V’nin maskesi. Beyaz bir zemin üzerinde siyah kaş, bıyık ve sakal ile manidar bir tebessümden oluşan maske, 5 Kasım 1605 yılında düzene karşı devrim yapmak amacı ile İngiliz parlamento sarayını havaya uçurmak isteyen Guy Fawkes’a gönderme yapıyor. V’nin maskesi ardındaki kişi maskenin taşıdığı ideolojinin altında adeta yok oluyor. Film boyunca maskeyi görüyor adeta onunla sonu özgürlüğe, daimi bir özgürlüğe giden bir yolda yoldaş oluyorsunuz. Maske size fikirlerinizin ve isteklerinizin nasıl göründüğünün değil neyi ifade ettiğinin önemi olduğunu vurguluyor. Sosyal paylaşım sitelerinde önemli günlerde binlerce kişinin profil resmi olan V’nin maskesi; fikirleri söylemek, özgür olana ve hiçbir insan bunun için cezalandırılmayacağa dek bu fikirlerin arkasındaki kadın ve adamların simgesel yüzü olmaya devam edecek gibi görünüyor. Bunu yaparken arkasındaki yüzü git gide eritip yok edene dek. ‘’İnsanlar ölür ancak fikirler asla’’ gerçeği kabul edilinceye dek.

Pennywise; IT

Stephan King‘in aynı isimli romanından uyarlanan ve 3 saatlik süresi ile unutulmaz bir film olan ‘’It’’de ki Pennywise bu listede ne arıyor diyebilirsiniz. Ancak Derry’de terör estiren bu yaratık palyaço gibi görünerek küçük çocukları yiyen bir karabasandı. Yani bu korkunç kötülükte palyaço simasını bir maske gibi takınarak emellerine erişiyordu. 1990 yılında benimde içinde bulunduğum pek çok çocuğun korkulu rüyası olan bu İblis’in tek derdi, lezzetli birer yemek olarak gördüğü çocukları yemekti. Bugün hala nerdeyse 30’larını süren bir neslin Koulrofobi ile boğuşmasını sağlayan korkunun zihnimizdeki efendisinin; rengarenk rüyaların ardına sakladığı zifiri kabuslardan fırlayan Pennywise bembeyaz yüzü kıpkırmızı burnu ve saçları, bir süre baktığınızda sizi hipnoz eden gözleri ve sahte bir gülücüğün ardına sakladığı sivri dişleriyle herhangi bir yerde karşınıza çıkabilir gibi bir his yaratarak sizi ölümüne rahatsız edebilir. Onun sevimli bir palyaçonun ardına sakladığı kötülük hiçte görmezden gelinebilecek türde bir şey değildir.

Joker; Batman The Dark Knight

Yine bana göre bir psikopatın ardına gizlenebileceği en sevimsiz şey kesinlikle şeytani bir palyaço maskesidir. Bu maskenin de listede ki farkı, yüzü boyamak sureti ile yapılmış olmasıdır.  Joker Batman’ın en büyük düşmanı ve Gotham Şehri için bir suç makinesidir. Son derece zeki bir karakterdir. Ağzının 2 kenarından yanaklarına doğru olan ve film boyunca nedeni ile ilgili farklı hikayeler dinlediğimiz yaralarını bir palyaço ağzı gibi kırmızı boyayan Joker yüzünün geri kalanını beyaz, göz çevresini ise siyah boyayarak hüzünlü bir pandomimci ile palyaço arası karmaşık biri halini alır. Sürekli böyle gezen Joker dünyada yüz binlerce hayrana sahip kötü bir karakter olarak kendine farklı bir yer edinmiştir. İçindeki şiddeti, acımasızlığı ve umursamazlığı bize doğrudan aktaran karakter aynı zamanda gözü kara biridir. Açıkçası onu izlerken Batman’nin yer yer zayıf kaldığını düşünebilirsiniz. Joker kelimelerle oynamayı seven, sosyopat tanımını son harfine kadar hak eden; kötülerden oluşan bir dünya da liderliğe oynayabilecek acımasız bir adam, görünürde ise hassas ve mutsuz bir palyaço gibidir.

Ve işte Maskeler; Karanlık yüzünüzü saklayabileceğiniz bir başlık, incinmekten korktuğunuz zamanlarda siper aldığınız bir kalkan, cesaretsiz zamanlarınız da korunmak için bir mızrak olabilir. Ancak sebep ne olursa olsun kendinize bile yabancılaşmanızı sağlayacak kadar sahte olanların ardında benliğinizi yok ettiğinizi unutmayın ve eğer başarabilirseniz onlardan kurtulmaya bakın.

FİLM TANITIM

ŞEYTAN GEÇİDİ

Vizyon Tarihi: 06 Eylül 2013

Yapım: ABD, Rusya, İngiltere

Yönetmen: Renny Harlin

Oyuncular: Gemma Atkinson, Richard Reid, Matt Stokoe, Luke Albright, Holly Goss

Tür: Gerilim

Süre: 100 dakika

Senaryo: Vikram Weet

Filmin Konusu:

28 Ocak 1959 günü 10 genç dağcı 15 günlük eğlenceli bir yolculuk yapmak için Ural dağlarına seyahat etmeye başladı. Yury Yudin, ani bir rahatsızlık nedeni ile gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Böylece tecrübeli dağcı Igor Dyatlov önderliğindeki ekip 9 kişiyle yola devam etti. 2 şubat akşam üstüne kadar her şey yolunda görünüyordu. Ekip ormanlık alandan 1,5 km uzağa Holat Syahl tepesine kamp kurdular.

Dyatlov, yolculuk başında 12 şubat gibi durumlarını bildiren bir telgraf çekeceğini söylediğinden ne aileler ne de arkadaşları onların durumundan endişe etmedi. Ne var ki 20 şubat gününden itibaren herkes 9 genç dağcıyı bulmak için seferber oldu. Bilir kişilerden oluşan ilk grup gençlere ulaştığında takvimler 26 şubatı gösteriyordu. Tam bir vahşetin ortasına düşen insanlar gördüklerine inanamıyorlardı.

İçerden parçalanarak açılan çadırlar, arkada bırakılan ayakkabılar, kampın yakınında olan ancak ormanlık alana doğru aniden yok olan çıplak ayak izleri…

İlk cesetlere ulaşıldıktan sonra 5 kişinin(Georgy Krivonischenko-24, Yury Doroshenko-21, Igor Dyatlov-23, Zina Kolmogorova-22,Rustem Slobodin-23) hipothermiden öldüğü anlaşıldı.  Ancak toprak yerine kara gömülü 4 kişi bulunduğunda bunların travmetik ölümler yaşadığına kanaat getirildi. 24 yaşındaki Thibeaux-Brignollel başına aldığı bir darbe sonucu kafatası kırılmış şekilde bulundu. Ludmila Dubinina’nın dili kopmuştu. Alexander Zolotaryov ve adaşı Alexander Kolevatov’un gögüs kafeslerinde kırıklar vardı. Ancak yine olayın ilginç yanı 4 metre kar altından çıkartılan cesetlerin dışlarında bu darbelerin neden olduğuna dair bir kanıt bulunamadı. Yani içten olmuştu. Ayrıca cesetler üzerinde yüksek oranda radyasyona rastlanıldı. Araştırmalar her ne kadar derinleştirilse de akıl almaz olay aydınlatılamadı. O sıralarda olanlardan 50 km uzaklıkta başka bir grup gökyüzünde turuncu ışıklar gördükleri ile ilgili rapor verdiler. Bazı askerlerinde gökyüzünde hızla hareket eden küreler gördüğünü söylemesi üzerine hızla üstü  kapanan dosya 1990’a kadar tozlu raflara kaldırıldı. Yazar Anatoly Guschin kaybolan ve bir şekilde yok edilmiş bazı doküman ve raporlar olduğunu kanıtlayınca ‘’Sırlar Dokuz Hayata Maloldu’’ isimli bir kitap yazdı. Onun tezine göre tüm bu olanların sebebi o sırada Rus hükümeti tarafından yürütülen gizli bir silah denemesiydi. Ve bu insanların tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde olmaktı. Olay hala çözülemedi.

Sinema yaşanmış hikayelerden beslendiğinde tahta kurusunun ısırdığı yeri terk etmesinden sonra neden olduğu sancı gibi bir acı etkisi yaratabiliyor zihinlerde. Hikaye ne kadar gerçek ve sıra dışı ise rahatsız edici boyutu da o derece fazla oluyor. Buna bağlı başarı oranı da tabii.

Yapımcılar Renny Harlin ve Sergei Bespalov geçmişe gömülen bu hikayeyi 55 sene sonra yönetmen koltuğunda yine Renny Harlin ile beyazperdeye taşıyor. Film bu konuyu takıntı haline getirmiş 2 arkadaşın yanlarına 3 kişi daha alarak olayın olduğu yere Dyatlov Geçidine olan yolculuklarını ele alıyor.

Başrolde Gemma Atkinson’u izliyoruz ki kendisini 13 Hrs’tan hatırlayanlar bilir, hiç de boş bir oyuncu değildir. İngiliz asıllı oyuncu beyaz teni, renkli gözleri ve sempatik tavırları ile oldukça ilgi çekici bir hal alıyor. Ona eşlik edenlerden Richard Reid’te İngiliz bir oyuncu. 1984 doğumlu yakışıklı aktör daha pek çok projede rol alacağa benziyor. Tiyatro kökeni de olan oyuncu, 2001 yılından beri sanat camiasının içinde. Onu pek çok kişi ülkemizde “İyi Günde Kötü Günde” ismiyle gösterilen 2011 yapımı Dermot Mulroney filminde “Lan” rolüyle sevdi. Aktör 2014 yılında vizyona girmesi beklenen filmi (Haunted) ile sinemaseverlerin karşısında olacak.

Luke Albright ise yine yönetmen Renny Harlin’in “Savaşın 5 Günü” filminde Andy Garcia, Val Kilmer ve Heather Graham gibi usta oyuncularla kamera karşısına geçmiştir. Oyuncunun ayrıca Senaryo ve yapımcılığını Gary Cairns ile paylaştığı Monumental isminde bir filmi de bulunmaktadır.

Filmin yönetmen ve yapımcı koltuğunda yılların tecrübesini konuşturan Renny Harlin’i görüyoruz. Bu filmi izlemeniz için başlı başına bir sebep olmaya yetiyor da artıyor bile. Usta yönetmenle benim ilk tanışmam 1993 yılında sinemada izlediğim “Dağcı/Cliffhanger” ile olmuştu. O zamanlar 11 yaşında bir çocuk için karlarla kaplı bir dağda, jilet gibi keskin halatın ucunda bir adamın elinden kayan o kadının görüntüsü son derece travmatik olabilecekken benim için heyecan vericiydi. Film o kadar güzeldi ki 110 dakika boyunca kimse konuşmamış, sadece bazı sahnelerde insanlar istem dışı tepkiler vermişlerdi.

54 yaşındaki yönetmen ilk filmi ‘’Born American’’ ile beyazperdeye sağlam bir girişin ardından, 1988 yılında korku filmlerin kültlerinden biri olan “Elm Sokağında Kabus 4”te hem oyuncu hem yönetmen olarak yer almıştı. Ses getiren filmleri içinde aksiyon filmlerinin bir zamanlar vazgeçilmez ismi Bruce Willis’in oynadığı “Zor Ölüm 2”, köpekbalıklarından korkanları son derece zeki ve kurnaz yaratıklarla yüz yüze getirdiği “Mavi Korku”, Şeytan’ın dünyasına göz kırptığı “Exorcist; The Beginning” gibi örnekleri sayabilirken aksiyon ve dram türünde dizi dünyasına fark katan “Graceland” sayılabilir.

Blair Cadısı, Rec serisi gibi el kamerası ile çekilen filmleri çok sevmesem de Şeytan Geçidi’nde bu pek de rahatsız etmedi beni. Ama siz hiç gelemem diyorsanız tercih edeceğiniz bir film olmadığını söyleyebilirim.

Film mekan olarak karlı tepeler kullandığından benim çok hoşuma gitti. Sizde soğuk kış günlerinden, adeta beyaz kadife bir örtü gibi yeryüzünü kaplayan kardan ve ıssızlıktan zevk alıyorsanız, filmin atmosferinden hoşlanacağınızı düşünüyorum.

Yer yer gereksiz diyalogları olduğunu düşündüren filmde hemen hemen 70-75 dakika boyunca çok da hareket göremiyoruz. Ancak son 25-30 dakika boyunca film oldukça hız kazanıyor. Özellikle final bölümü oldukça şaşırtıcı ve sürpriz olan film bu yönü ile göz dolduruyor.

Çözülemeyen bu garip olayı geçmişteki farklı bir olaya bağlayan film bu konuda çok da yetersiz kalmamış. Farklı bakış açısını ve ele alışını sevdiğimi söyleyebilirim. En azından olabilirliğini düşünüyor ve bir fikir olarak olasılıklar içine alabiliyorsunuz.

Film rüyasının peşinden giden bir kadının bu tutkusunun onu ölümün eşiğine getirmesiyle bazen bunun zarar verebileceği anlamını çıkarmanızı sağlıyor. Film bittikten sonra da dünyanın en güvenli yerinin eviniz olduğunu düşündüren Şeytan Geçidi bir kez daha kendinizi sorgulamanızı sağlıyor.

Sakin bir gece, sıcak bir kahve eşliğinde tarihin bu gizemli ve sarsıcı olayına farklı bir bakış atmak isterseniz “Şeytan Geçidi” sizi bekliyor olacak. İyi seyirler…

 

FİLM ÖNERİSİ

127 Saat

Vizyon Tarihi; 18 Şubat 2011

Yapım; ABD- İNGİLTERE

Yönetmen; Danny Boyle

Oyuncular; James Franco, Kate Mare, Amber Tamblyn, Lizzy Caplann

Senaryo; Danny Boyle, Simon Beaufoy

Tür; Dram

Imdb Puanı; 7,7

Süre; 92 dakika

Konu; 26 Nisan 2003 tarihinde kışın tembelliğinden yeni yeni uyanan güneş Utah’ın Wayne Country bölgesine yakın Canyonlands Ulusal Parkı’nda bulunan Blue John Kanyon’unu selamlıyordu. İş hayatının sıkıcı tekdüzeliği, yalnızlık ve hayatın tüm sıkıntılarından kanyonlarda gezinti yapıp zirvelerine tırmanarak kaçmayı adet haline getiren Aoron Ralston için her şey olağandı. Eğlenceli başlayan gün anlık bir dikkatsizliği yüzünden geçirdiği bir kaza sonrası adeta cehenneme dönecektir.

350 kiloluk bir kaya

350ml su

Kör bir çakı

Birkaç bisküvi

Soğuk

127 saat

Ve genç bir adamın yaşam ve ölüm arasında ki inanılmaz hikayesi 92 dakika boyunca sizi oturduğunuz güvenli koltuklarınızdan alarak Blue John Kanyon’una götürecek. Film boyunca acaba yerinde olsam ne yapardım demekten kendinizi alamayacak ve bu adamın yaşadıklarından sonra dünyada 54 fourteenere (14.000 fitten yüksek zirveler) kışın tırmanan tek adam olduğunu öğrendiğinizde bir yanınız ona hayran olurken diğer yanınız onun tam bir çılgın olduğunu düşünecek.

 

DEAD SİLENCE

Vizyon Tarihi;16 Mart 2007

Yapım; ABD

Yönetmen; James Wan

Oyuncular; Donnie Wahlberg, Ryan Kwanten, Amber Valletta, Loura Regan

Tür; Gerilim, Korku, Gizem

Imdb Puanı; 6,1

Süre;89 dakika

Müzik; Charlie Clouser

Konu;  Geçmişinde küçük bir kasabanın sırlarını taşıyan Jamie ve eşi tuhaf ve ürkütücü bir hediye alırlar. Bu Billy isminde bir kukladır. Jamie evde yokken sevdiği kadın korkunç bir cinayete kurban gider. Üstelik bunu yapanın Jamie olduğunu düşünen bir de dedektif başına bela olmuşken kader,  genç adamı Ravens Fair’de ki karanlık maziye götürür. Vantrilok Mary Shaw ve onun çocukları gibi olan kuklaları ile ilgili bu eski efsane, en kusursuz kuklayı yaratmak için şeytani güçler ile işbirliği yapan Shaw’un ölümünden sonra gelişen esrarengiz ve dehşet verici olaylara dayanmaktadır. Film boyunca;

Jamie’nin tüm bu olanlarla ne ilgisi var?

Jamie ve kasabanın geçmişinde yatan korkunç sır nedir?

Jamie ve ona yardım edenler Mary Shaw ve kuklalarının ölümcül tuzaklarından kurtulabilecekler mi ?

Kusursuz bir kukla yaratmak derken Mary Shaw neyi kastetmiştir?

Kasabada Kaybolan çocukların başına ne gelmiştir? sorularını soracaksınız.

Öncelikle film 2007 senesine ait,  James Wan, Leigh Whannell yapımı bir film. Özellikle ‘’Saw’’ın unutulmaz ilk bölümünden sonra bu ikiliden beklentinin yüksek olduğunu söylesek yanlış olmaz. Filme gelince kesinlikle türü için bir alın akı. Imdb puanını pek dikkate almayın derim. Sanırım 3 kez izlediğim için benim için özel bir yere sahip bu film. Sizde benim gibi lanetli oyuncaklardan, gizemden ve bulmaca çözmekten hoşlanıyorsanız ve biraz da gerilsek fena olmaz diyorsanız çığlık atmamanız gerektiğini unutmayarak izleyin derim.

Önceki İçerikÇATAL VE KAŞIKTAN HEYKELLER “YILMAZ EMEN”
Sonraki İçerikTÜRK SANAT MÜZİĞİ’NE YENİ SOLUK RACİ AKYAR
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here