KARDEŞÇE #GEZİ’NENLER

0
141
views
KARDEŞÇE #GEZİ’NENLER - Büt Dergisi

Doğasını, ağaçlarını korumak ve anayasal ödevlerini yerine getirmek isteyen insanlar 27 Mayıs’ta Gezi Parkı’nda toplandı. Kitap okuyup, şarkı söylerek yasal eylemlerini gerçekleştirenlere polis tarafından kullanılan orantısız güç bir halk tepkisine dönüştü. Bu tepki ile gelen dayanışma ise görülmeye değerdi. Tüm takım taraftarları omuz omuza verdi. Şeref Beylerden, Metin Oktaylardan, Lefterlerden sonra futbol camiasında böyle bir hoşgörü ortamı hiç görülmemişti.  

Efe Karasu / efekarasu@gmail.com

İstanbul’da 1919-1929 yılları arası yayımlanan Spor Âlemi isimli spor dergisinin sahibi Çelebizâde Said Tevfik, o yıllarda halkın futbola karşı artan ilgisini gördü ve İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan, dönemin zorlu koşullarından dolayı bir Fransız bankasına satılmış olan Halil Paşa Topçu Kışlası’nın boş avlusunu kiralayarak 1921 yılında o alana Taksim Stadı’nı kurdu. Bu stad İstanbul’un ilk stadyumu olma özelliğini taşıyordu. Stadın kurulduğu yıllarda İstanbul düşman işgali altındaydı. Türk takımları, bu stadyumda İngiliz ve Fransız askerlerinin oluşturduğu takımlarla futbol maçları yapıyordu.

Bu maçlarda işgalci güçlere karşı alınan galibiyetler halkın moralini bir nebze de olsa yükseltiyordu. Türk Milli Takımı, ilk milli maçını 26 Ekim 1923 tarihinde Romanya ile bu statta yaptı. 1933’te Taksim Stadı’nda Sait Çelebi’nin anlatımıyla radyodan ilk naklen yayın gerçekleşti. Futbol harici diğer spor dallarının icra edilmesine da  ev sahipliği yapan Taksim Stadı, İstanbul’un imar planlarını hazırlaması için görevlendirilen Paris Şehircilik Enstitüsü profesörlerinden Henry Prost’un raporuna uygun olarak 1940 yılında yıkıldı ve yerine 1942 yılında açılışı yapılan ”İnönü Gezisi” isimli bir şehir parkı kuruldu. Park zamanla ”Gezi Parkı” adını aldı.

Herşey nasıl başladı?

Recep Tayyip Erdoğan, 2012 yazında Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı’nın yerine Topçu Kışlası’nın aslına uygun olarak yeniden inşaa edileceğini açıkladı. 2012’nin Kasım ayında Taksim Dayanışması grubu Taksim’de bulunan PTT binası önünde nöbet tutmaya başladı ve projenin olumsuz yönlerini şöyle özetledi, ” Kutlama veya gösteriler için Tarlabaşı ve Harbiye’den meydana kitlesel olarak çıkılamayacak. Tünelde otobüs beklerken egzoz dumanı soluyacağız. Tünele vatandaşın vergileriyle 50 milyon lira masraf yapılacak. Yayalaştırma küçük ve masrafsız müdahalelerle yapılabilirdi. Topçu Kışlası yapılırsa Taksim’deki tek yeşil alan olan Gezi Parkı da betonlaşmış ve kamuya kapatılmış olacak.”  Taksim Dayanışması grubu, ilerleyen tarihlerde İstanbul 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun Gezi Parkı’nın yerine Topçu Kışlası inşaatına onay vermediğini belirterek bir imza kampanyası düzenledi. Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği, 14 Nisan 2013 tarihinde Gezi parkının yıkılmasını protesto etmek amacıyla  1. Taksim Gezi Parkı Festivali’ni düzenledi. 27 Mayıs 2013 tarihinde Gezi Parkı’nda yıkım başladı. Taksim Dayanışma grubunun üyeleri iş makinalarının önüne geçerek yıkımı engelledi. Daha sonra parka çadırlar kurarak Gezi Parkı nöbetine başladılar. 28 Mayıs cuma günü haberin duyulmasıyla Gezi Parkı biraz daha kalabalıklaştı. Yeniden harekete geçen iş makinalarını durdurmak isteyenlere polis biber gazıyla müdahale etti. Direnişin simgelerinden biri olan BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, iş makinalarının önünde durarak yıkım çalışmalarının ruhsatını görmek istediğini belirtti. Ruhsatı bulunmayan yıkım ekibi durmak zorunda kaldı. 29 mayısta çevik kuvvet ekipleri sabaha karşı Gezi Parkı protestocularına biber gazlı müdahalede bulundu. Protestocuların çadırları yakıldı. 30 mayıs akşamı Okan Bayulgen Gezi Parkı’nda eylemcilere kitap okuyarak eyleme destek verdi. Sabaha karşı çevik kuvvet ekipleri bu sefer daha sert bir müdahalede bulunarak biber gazı bombaları ve joplarla eylemcilere müdahale etti. Yasal bir eylem gerçekleştiren insanlara yapılan bu sert müdahaleler tüm Türkiye’de halkın sokaklara dökülüp protesto gösterileri yapmasına neden oldu.  Yazın gelmesiyle beraber futbola ara verildiğinden tribünler boştu. Sokak karma bir tribün oldu. Gezi Parkı tüm tribün çocuklarını birleştirdi, omuz omuza verdiler.

Neler oldu, neler…

Ezeli rakip olan İstanbul’un üç büyük kulübünün taraftarları yan yana Gezi Parkı mücadelesi verdiler. Dolmabahçe’den Köyiçi’ne doğru yürürken hep beraber ” Beşiktaş sen bizim herşeyimizsin!” diye tezahurat yaptılar. Mayıs başında bu olanları biri böyle böyle olacak diye anlatsaydı ağzıyla kuş tutsa da kimseyi inandıramazdı. Mayıs sonu geldiğinde bu toz pembe hikaye gerçek oldu. Galatasaraylı biri, sinir krizine giren bir Fenerbahçeliye ” Dayan kardeşim daha bizi Kadıköy’de yeneceğiniz çok maç var. ” derken görüldü. Baba Hakkı kadar babacandı Çarşı, Fenerliyi Cimbomluyu yeri geldi Beşiktaş’ta misafir etti. Yeri geldi hep beraber Taksim’e çıktılar, Gezi’de ağaçların gölgesi altında soluklandılar. Bazen de Gümüşsuyu’ndan, Harbiye’den öteye geçemediler ama yan yana dimdik durdular. Metin Oktay gibi ellerini kalplerinin üzerine koydular ve Lefter gibi hepberaber yaşadıkları bu ülkeye olan sevgilerini bağırlarına bastılar.

Nasıl bitiririz diye yıllarca düşünülen ancak ortak bir payda da buluşulup bitirilemeyen Bursasporlu ve Beşiktaşlı taraftarlar arasında yıllardan beri süre gelen husumetin gidirilmesi yönündeki tohumlar Gezi Parkı protestoları sürecinde ekildi. Bursa’da Beşiktaş formalılar, Beşiktaş’ta Bursaspor formalılar kol kola gezdi. İki takım taraftarlarının aralarında deplasman yasağı olmasına rağmen birbirlerini kendi semtlerinde kardeşçe misafir ettiler. Rahmetli İbrahim Yazıcı’nın dileğini  gerçekleştiriyorlardı farkında olmadan.  Yeşil, beyaz, siyah birbirine karışsın istiyordu Yazıcı. Tam olarak öyle oldu.

Geride bıraktığımız şike soruşturmasından bu yana birbirlerinin yüzüne bakmaya bile tahammül edemeyen Trabzonsporlular ve Fenerbahçeliler yan yana geldi. Ne kupa vardı akıllarda ne de şampiyonluk… Bedenler dayanışma içindeydi, akıllarda Gezi Parkı vardı. Sanki yan yana gelip hepberaber selam gönderiyorlardı Kazım’a. Ayrılık Şarkısı’nı gitmeden önce yazmıştı şair ceketli çocuk, eğer izliyorsa gökyüzünden bu olanları bu aralar kardeşlik türküsünün sözlerini yazmakla meşgul olmalı üzerinde bordo mavi formasıyla…Lefter’in, Baba Hakkı’nın haşmetinden çekinip Beşiktaş yerine Fenerbahçe’ye transfer olmasını sağlayan yüreği şimdilerde daha iyi anlaşılıyor olmalı.

Ezeli rakipler, Adanaspor ve Adana Demirspor taraftarı omuz omuza verdi. Arjantin’de Boca Juniors – River Plate rekabeti ne ise , İtalya’da Milan – İnter rekabeti ne ise bizim Çukurova’nın çocuklarının rekabeti de o manaya geliyordu.  Güçlerini birleştirip sezonun son omuz omuzası için kilometreleri aşıp Gezi Parkı prostestoları için diğer taraftar kardeşlerine desteğe geldi.  ‘Adanalıyık Allah’ın adamıyık’ diye bir söz kalıbı vardır ya şimdi de tabuları yıkıp hepberaber halkın adamı olduklarını göstermeye geldiler.

Zor geliyor değil mi inanması? Hayali bile güzel olan birlektelikleri yaşıyoruz, görüyoruz, hissediyoruz. Medyanın nefreti körükleyen yayınları, kulüp başkanlarının ve yöneticilerinin yersiz açıklamaları nedeniyle araları bir hiç uğruna açılan taraftar grupları gördükleri bir haksızlıklağa karşı bütünleşti. Bu bütünlüğün geçici bir ateşkes olmasını değil kalıcı bir barış olması tek temennimiz. İster istemez soruyoruz kendimize ve cevapları meydanlardaki insanlardan anında geliyor. Acaba rüya mı görüyoruz? Hayır… Bitti mi tozpembe hikayeler bu kadar mı? Hayır…

İzmir’in bir türlü kapanmayan iki yakası Karşıyaka ve Göztepe bir araya geldi. Düşman kardeşler diye anılan bu iki takımın taraftarları Ege’den selam yolladılar Marmara’ya…  Senin ağacın bana da hayat veriyor derken bencillikten çok uzaktaydılar. Kambersiz düğün olmazdı elbet atladılar geldiler memleketlerinden Gezi Parkı’na. Sadece Gezi’de değildiler, İzmir’de de çıktılar sokaklara. Bir İzmirli olarak hakim sayılırım Göztepe ile Karşıyaka arasındaki uçuruma ve bu iki yakanın bir araya gelmesi kıyamet demekti bazıları için ama durmadı henüz dünya. Bitmez denilen bu nefret bitti, sağduyu geldi, barış geldi, yardımlaşma geldi.

Partiler üstü bir beraberlikti tüm bu insanların beraberliği. Sadece aralarında rekabet olan takımlar birleşmedi, sokaklarda her renkten her takımdan atkılar görmek mümkündü. Bu protesto gösterilerini anlamlı kılan da buydu zaten. Tek bir ses yoktu, çok sesliydi protestolar ortak nokta ise vicdan idi. Vicdanın temsili tüm takım taraftarlarının formalarındaki renklerdi. Renkler birbirine karıştı, dargınlar barıştı.

Ankara’yı da unutmamak lazım çok çile çektiler. Gezi Parkı’nda çocuklar boyama yaptığı sırada, Ankaralı çocuklar biber gazıyla ağlıyordu. Ankaragücü ve Gençlerbirliği taraftarlarını mücadelelerini beraber verdiler. Ankara’nın bu iki takımı farklı liglerde mücadele ediyordu ama taraftarları aynı yerde kol kolaydılar. Başkentte, Türkiye’nin göbeğinde işçisi, patronu, sarısı, laciverti, siyahı, kırmızısı yanyanaydı. Ankara’da çekilen fotoğrafta kadraja tüm Türkiye sığıyordu.

Rica ile verilmeyen stadlar rıza ile verilmek isteniyor artık. Sosyal medyada rakip taraftarlar, takımlarının stadyumlarının, stadyumu yıkım aşamasında olan Beşiktaş’a ev sahipliği yapması yönünde çağrılarda bulunuyorlar. Farklı renklerdeki kardeşler iki kolunu açmış bekliyorlar Beşiktaşlı kardeşlerini ağırlamayı. Derbilerde karma tribün yaparız yine belki ne dersiniz? Eski günlerdeki gibi…

Kanayan yaramız ise daha demokratik bir Türkiye adına sokağa çıkan ve eylemlerde hayatlarını kaybeden Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük ve Abdullah Cömert oldu.  Bu yaranın kapanması zor, merhemi yok. Yiten üç  fidanın ruhunu temsilen sokaklarda olan, hayattayken onlarla omuz omuza duran çArşı grubu ise tutuklu.  çArşı’nın tanımı şu günlerde ‘vicdan’ olarak yapılırken, vicdanın tutukluluk haline tepkiler büyük.  Paramparça olmuş gönül hırkalarını diken, yamayan Beşiktaş’ın şovalye ruhlu semt çocukları ise şu sözlerle selam ediyor kaybettiklerimize, “Düğün nedir bilemedik; ama cenazelerimizi hep kendimiz kaldırdık.”

Işıldadı Türkiye, bir bütün oldu, bedel ödedi, ağlarken gülmeyi öğrendi. Futbol asla sadece futbol değildir derken Simon Cuper aslında futbolun sevimsiz yönlerini anlatmaya çalışıyordu. Türkiye’de olumlu anlamda gördük ki futbol asla sadece futbol değildi. Bir ağaç, tüm spor camiasını birleştirdi. Tüm takım taraftarlarının dayanışması görülmeye değerdi. Eylem boyunca mertçe bir duruş izlediler. Herkesin temennisi o ki bu hoşgörü ortamı mayıs ve haziran aylarında sıkışıp kalmasın, önümüzdeki sezon arttarak devam etsin. Türkiye bugünlerde Tribün Baharı’nı yaşıyor. Öyle ki 12 Numara’dan Fenerbahçe ile Galatasaray’ın oynayacağı kupa maçı için iki takım taraftarlarının tribünde beraber oturması için çağrı bile yapıldı. çArşı kendisine destek verenlere diğer tribünlerin çocuklarına ”Farklı tribünlerde olsak ta, ortak bir hayat ve daha güzel bir ülke için omuz omuza vermekten geri durmayacağız!” diye seslendi. Ne kadar romantik değil mi?

Önceki İçerikDOWN CAFE
Sonraki İçerikBüt Dergisi’nin 6. Sayısı Çıktı
efekarasu@gmail.com'
Efe Karasu, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun. Şu anda BJK Tv'de çalışmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here