KAĞIDIN ÖLÜMÜ

0
324
views
Kağıdın Ölümü - Büt Dergisi

Sabahları herhangi bir toplu taşıma aracına büyük yığılmalar halinde binmeye çalışan ya da beyaz bir servis aracının avını bekleyen yılan edasıyla yavaş yavaş sokularak köşe başlarında bekleyen insanları şehir merkezlerine dağıttığı görüntü bana cehennemden bir kare gibi gelir. Hemen her yerde rastlayabileceğiniz bu sıradan görüntü bir nevi çağımızın özeti gibidir.

Uğur Ugan / uganugur@gmail.com

Gündelik yaşamı şekillendiren başat unsurun geçim meselesi olması ve buna yönelik gelişen tüm algı ve yorumlama disiplinlerinin belirleyicisi olduğu aşikar. Bugün ‘sabah sekiz akşam yedi’ gibi bir mesaisi olup da akşam evine gidip farz edelim ki roman okuyan bir insan bana çağımızın en erdemli insanıymış gibi gelir. Benim bu durumda anlatmak istediğim ise bütün bu yaşam koşulları içerisinde bilginin sunumu, genel geçerliliği, söylemi ve etkileri üzerine.

İnsanların büyük çoğunluğunun uzun mesailere kapatıldığı bir zaman diliminde yaşadığımız göz önünde bulundurulursa buna yönelik bilgi edinme süreçlerinin dozu, şiddeti, değeri ve niteliği bugün ciddi bir önem arz ediyor.

Öncelikle yeni bir oluşumla yola çıkan bu dergide bir ilk yazı olması hasebiyle şu sorunun altı çizilmesi kanısındayım: “Neden insanlar bir başkasının fikrine ihtiyaç duysunlar?” Neredeyse gün 24 saat, dört bir yandan tüm iletişim araçlarıyla bilgi, haber ya da yorum bombardımanına tutulan insanlar için bir başkasının fikri ne ölçüde değerli ya da gereklidir. Birinin çıkıp size kendi dilinin döndüğünce bir şeyler aktarmasının gündelik hayata katkısı nedir. Tüm bu sorulara yanıt aramak için bilgi edinme süreçlerinin gelişimi açısından meseleyi irdelemek gerekiyor.

Yakın tarihe bakacak olursak 19. Ve 20.yy’ın insanoğlunun fikirler uğruna dünyayı kasıp kavurduğu, bilginin günümüze oranla daha fetişleştiği görülecektir. Uygarlığın ve kapitalizmin gelişimiyle birlikte çoğalan bu unsurlar beraberinde moderniteyi getirmiş ve teyellenen birbirinden farklı bir çok düşüncenin ifade ediliş biçimi kendine yazılı, sözlü, görsel, işitsel platformlar yaratmıştır. Şöyle bir analize girişecek olursak; 19.yy insanı kağıtla kurduğu ilişki üzerinden yaygınlaşarak sorular sorarken, 20.yy insanı kağıdı çeşitlendirip göze, kulağa ve bir çok duyuya hitap ederek bir önceki yüzyılın yanıtlarını ararken, 21.yy insanını ise toplu taşıma araçlarında eline yapışmış i-phone’larıyla tüm bu enformasyonların kirliliği ve sıkışmışlığı içinde hayal edebiliriz. Bu noktadan hareketle tüm değer yargılarının, ahlak biçimlerinin ve inanç ritüellerinin yeniden yorumlanıp şimdiye kadar biriktirdiği geleneği bir yönüyle reddederek bunu değişip, dönüştürdüğü görülecektir.

Sosyal medyanın adeta yeni bir ilah gibi hayatımıza girdiği son yıllarda ise insanların olaylar ve durumlar karşısında kendini daha soyut ve simülatif bir söyleme kaptırdığı göze çarpıyor. Sosyal medya kullanımında hemen herkesin kendini bir yolla ifade ediş biçiminin toplumsal yaygınlığı bir çok şeyi domine ettiği söylenebilir. Gerek siyasi, gerek güncel ya da felsefi durumlar üzerine aforizmalardan beslenen, sloganlarla konuşan ve kolay anlaşılır basit argümanlara sığınan bir dilin yanı sıra günü birlik ve çok hızlı değişen gündem karşısında ise takınılan tutumlar aynı oranda hızla değişebiliyor ve bu internet söylemini yaygınlaştırır biçimde gündelik hayata sirayet ediyor. Kimselerin artık detaylarla ilgilenmediği, bir meselenin veya olayın derinini kurcalamaksızın kendini yaygın olan söyleme ve konjoktürel bir algıya hapsetmesi; bu hızına yetişilemeyen gündemde bilginin etkisinin ve şiddetinin azalmasına, habercilik alanında ise haber alma kaynaklarının bu kadar çoğalmasına rağmen bununla doğru orantılı olarak manipülatif hatta daha tehlikelisi provakatif bir haber dilinin oluşmasına sebebiyet vermesi belki de son yıllarda gözle görülür biçimde hissediliyor.

Tüm bu internet söyleminin şekillendirdiği algıyla oluşan insan tipi ise özellikle toplumsal meselelerle kurduğu bağını genel bir duruş -ki bu ahlaki, vicdani, siyasi bir tutum da olabilir- edinmek yerine, söz söyleme ihtiyaçlarını mevcut konjonktürün sunduğu dil üzerinden giderme yolunu tercih ettiği söylenebilir. Herkesin kendini soyut bir biçimde de olsa tatmin etme biçimi olarak kullandığı bu internet söylemi birbirinden farklı bir çok duygu ve düşünceden yana sanal anlamda bir tarafgirlik getirse de günümüz modernlerine sağlam bir bakış açısı ya da bir duruş kazandırmıyor. Madem ki aforizmaların bu kadar etkili oluşu yadsınamıyor öyleyse benim de bu durum karşısında bir alıntı eklemem sanırım göz çıkarmaz; Terry Eagleton’ın dediği gibi: “Modern zamanlarda inançlar çoktur ama iman yoktur”

Yazının başında da bahsettiğim günlük çalışma hayatının kimseye düşünme fırsatı bırakmadığı yaşam koşullarında şu anki mevcut dil adeta sistematik olarak düşünülmüş ve bugünün insanının düşünsel ihtiyacını giderebileceği yegane söylem tarzı olarak ‘tweet atar gibi’ tüm yaşam alanlarına siniyor. Bir bilgi kirliliği çağında yaşadığımız ve sözün hacminin yok olmaya yüz tuttuğunu kabullensek bile tarih boyunca her düşüncenin kendi mütekabilini doğurduğunu bilmek şahsen beni rahatlatan en etkili unsur. Tabii ki teknolojinin gelişimiyle yeni enformasyon biçimlerinin çoğalması kaçınılmaz her ne yapılacaksa da çağın koşularına göre gerçekleşecek. Yine de insanın iyimser tarafı kelimelerin değiştirdiği dünyayı özlemek de çok haksız sayılmaz. Kağıdın yerini ışıklı monitörün aldığı günümüzde kağıtlarda yazanların çağını beklemekten şaşkın ve yorgun düşmüş ama bir o kadar da cevval bir savaşçı gibi dirayetini koruduğuna inanmak umudu diri tutuyor.

Önceki İçerikBİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELEN SOSYOLOG DR. ALİ ŞERİATİ
Sonraki İçerikİÇİMİZDEKİ İRLANDALILAR
Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi. Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi... haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.
TEILEN