İNSANLARIN SU ÜSTÜNDE KALMA MÜCADELESİ

0
559
views
İNSANLARIN SU ÜSTÜNDE KALMA MÜCADELESİ - Büt Dergisi

İnsanoğlu denizlerde hakim olabilmek için çok çalışmış ve çeşitli yöntemler denemiş. Eski çağlardan günümüze kadar insanlar ağaç kavuklarından, dallardan, sazlardan ve çeşitli araçlar kullanarak su üstünde kalmayı başarabilmişlerdir. Dallarla başlayan su üstü mücadele şu anda tonlarca demir yığınlarıyla devam etmekte. Peki insanların su üzerinde kalmasını sağlayacak aşamalar tam olarak nelerdir? Dünden bugüne insanların su üstü mücadelesi….

Vedat Taşkınvdttskn@gmail.com

İnsanoğlu karada yaşam mücadelesi verirken denizler, göller ve akarsular; önlerinde engel ve sınırlayıcı bir unsur teşkil ediyordu. Zamanla artan ihtiyaçlar sudan faydalanma konusunda icatlara ve kabiliyetlere yöneltmiştir. Kendilerini su yüzeyinde ve içinde uzun süre tutmaya yarayacak arayışlara girişilmiştir. Bu girişimler sonucu Yeni Zelanda yerlileri, saz demetlerine ata biner gibi oturarak gölleri geçer. Iraklı çobanlar, şişirilmiş keçi postları üzerinde ırmakları aşarlar. Tamil yerlileri kollarının altında bir kütükle kıyı boyunca sürüklenerek balık avlarken, Sindliler ise bunu geniş ağızlı küplerin üzerine yatarak yaparlar. Yukarıda saydığımız cinsten araçlar su taşımacılığının ilk örnekleridir ve hiç kukusuz göl ve nehir kıyılarında yaşayan ilkel halklar tarafından kullanılmıştır. Bunlar basit, uygun ve kolayca elde edilebilir olduklarından, gelişmemiş bölgelerde hala tercih edilmektedir.

Atılan bu adımlar bireysel olarak iyi bir başlangıç sayılırdı. Yalnız toplu insan ve mal taşımacılığında ve açık denizlerde yol alma konusunda oldukça yetersiz kalacakları kaçınılmaz bir durumdur. Bu eksiği gidermek için yeni arayışların olacağı tahmin edilebilir.

Gezginler kendilerini sadece su üzerinde değil; fakat su dışında da tutacak, hatta açık denizlere açılmalarını sağlayacak araçların arayışına girdiklerinde; kullanılan yöntemler artık yeterli olmamaya başlamıştır. Bu yönde ilk adım, söz konusu gereksinimleri tam anlamıyla karşılayan ve birden fazla kişiyi taşıyabilen salların yapımı olmuştur. Ağaçların yetiştiği yerlerde salların biçimi, bizim aşina olduğumuz şekilde, bir araya getirilmiş kütüklerden oluşmaktaydı. Ağacın az, sazlıkların bol olduğu Nil kıyılarında ya da Dicle ve Fırat’ın aşağı kısımlarındaki bataklıklarda, sallar yığınlar halinde bağlanmış sazlardan yapılıyordu.

Gemi yapımında teknikler gelişirken, gemiyi hareket ettirme yolunda suyun kaldırma kuvveti, akıntı ve kürekler aracılığıyla insan gücünün yanında rüzgârdan faydalanmayı başararak büyük bir atılım yaptılar. “… Mısırlılar, yeni bir çığır açan adımı atarak, insan ya da hayvan gücü dışında bir güç kaynağından yararlanan ilk halk oldular ve gemilerini hareket ettirmek için rüzgârın nasıl dizginleneceğini keşfettiler. İlk önce yakın zamana kadar basit denizcilerin uyguladığı yöntemi izleyerek, kayığın ön kısmına eğreltiotu ya da hurma yaprağı yerleştirdiler. Bu sadece rüzgâr arkadan estiği zaman işe yarıyordu ve çok da etkili değildi; … MÖ. 3500 civarında Mısırlılar bu eğrelti yelkeni, saz veya yapraklardan örülerek, kayığın ucuna yerleştirilmiş bir direğe takılan gerçek bir yelkenle değiştirdiler.”

Hiç şüphesiz Mısırlıların geliştirdikleri bu yelken, Nil Nehri’nin sakin suyunda ve fırtınasız ortamında iyi bir işlerlik göstermiş olmalıdır. Açık denizlerde ise daha sağlam gövdeli ve yelkenli gemilere ihtiyaç duyulacaktır.

Yelkenli Gemiler

Yelkenli gemileri ilk kullanan milletin Mısırlılar olduğunu görmüştük. Yelken ilk olarak kadırgalara uygulanmıştır. Bu gemiler yelken ve forsaların çektiği küreklerle yol almaya başlamıştır. Yelkenler kürekçilerin işini hafifletmeye yarıyordu. Bir süre sonra kadırga mürettebatı, telaş içinde olmadıkları zamanlarda rüzgârın kaprisleriyle uğraşabildiklerini, yelkenin tek başına işin altından kalkabileceğini fark ettiler. Akıntının tersine kürek ekmelerine gerek kalmıyordu; çünkü rüzgâr nehir akıntısının tersine esiyordu, tek yapmaları gereken yelkeni kaldırmaktı. Sonuç olarak kadırgaların yanında sadece rüzgârla hareket eden teknelerde ortaya çıktı.

Rüzgârın ilerlemede yeterli görülmesi özellikle acelesi olmayan ticari gemilerde yaygın olarak kullanıma geçmiştir.

Yelkenler aracılığıyla rüzgâr gücünün gemilerde kullanılması; zamanla yaygın bir hal alarak; buharın gemicilikte kullanılmasına dek tüm denizlerde hâkim duruma gelmiştir.

Savaş Gemileri

İlk olarak savaş gemileri küçük, uzun ve hızlı hareket eden gemiler olarak kullanılmışlardır. Denizde oluşabilecek bir çatışmada ise oklar ön plana çıkmıştır. Savaş gemilerinde insan gücünün yanında mahmuz ekleyerek; düşman gemisine hızla çarpıp ona olağanca zarar verme amaçlanmıştır. Zamanla bu geliştirilerek savaş gemileri birçok vasıf kazanmıştır.

Devletler arasındaki rekabet, denizde de kendini göstermiştir. Denizde siyasi denetimi eline geçirmek isteyen güçler; güçlü donanmaya sahip olmak zorundaydı. Rakiplerine karşı üstünlüklerini kurabilmek için güçlü donanmanın yanında gelişmiş gemilerin sahibi olmak çok büyük bir ayrıcalık yaratabilirdi.

  • Pentekonter:  Mahmuza sahip olan bu savaş gemisi hızlı çarpma ile etkiliydi. Her iki tarafında da 25’er kürekçiden toplam elli kürekli gemiler, savaşlarda en çok tercih edilenler olmuştur. Antik yazarların bu gemilere verdikleri isim ellili anlamına gelen Pentekontoros’tar ya da Pentekonter asıl yararı korsanlık ve kıyı saldırılarında gösteriyordu. Bilinmeyen sularda ilerleyen gemilere yönelecek saldırıları önlemek için gereken insan gücünü taşıyordu.
  • Triakonter: Pentekonterlerle işlev bakımından birbirlerine yakın gemilerdir. Bu gemilerin farkı otuzlu olmasıdır. Pentekonter’de olan bir tarafta yirmi beş kürekçiye karşı onbeşlidir. Mahmuzlar eskisi gibi sivri değil de hayvan yüzü şeklinde yapılarak düşman geminin tamamına zarar verme hedeflenmiştir.
  • Triere ( Trireme ): Trireme, üçlü anlamına gelmektedir. Burada bahsedilen üçlü kelimesi üç katlı kürekçi bölmesine sahip olduğunu göstermektedir.

Trireme MÖ 500 – MS 300’ün hemen öncesine kadar ki iki yüzyıl boyunca denizlerin hâkimi olacak ve Roma İmparatorluğunun görkemli zamanlarında bütün filolardaki en önemli gemi olarak hizmet vermeye devam edecekti.

İlk triremelerini Korintos kenti MÖ 7. Yüzyılın ortalarında yapmıştır. Bunun için Thukydides: “Yunanistan güçlenip gelirleri artınca, donanmalar inşa etti ve denize daha çok önem verdi. Korintoslular şimdiki usulde gemi yapan ilk halk olmuştur ve ilk triremeler de Korintos’ta yapılmıştır.

I.Constantinus ile Licinius’un Çanakkale Boğazı’nda yaptıkları savaşta ise; Licinius 350 triremelik bir donanma oluşturmuştur. Constantinus ise otuzlu ve ellili hızlı gemilerden oluşan 200 gemilik bir donanma ile karşısına çıktı. Constantinus galip çıktı. Bu zafer triemelerin ölüm haberi oldu. Deniz mühendisliği halkayı tamamlamıştı; Geleceğin kadırgaları bin yıl önce Fenike ve Yunanlılara hizmet eden gemiler gibi inşa edilecekti.

Günümüzde gemicilik alanında teknikler ve teknoloji oldukça yol kat etmiştir. Bu evreye varıncaya kadar yaşananlar ise daha da ileri seviyelere erişilebileceğini bize göstermektedir. Bu çalışma ile insanoğlunu su dünyasına iten ve bu alandaki günümüz gelişmelerine ilham olan ilk izlenimlere değinmeğe çalıştım. Umarım yeterince açıklayıcı olur.

Önceki İçerikESKİ BİR DOST: MIRCEA LUCESCU
Sonraki İçerikKURTULUŞUN TEK TANIĞI: “YOLCU”
vdttskn@gmail.com'
3 Kasım 1990 tarihinde Küçükçekmece/İstanbul’da doğdu. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tarih Bölümünü bitirdi. Daha çok Eski Çağ tarihine ilgi duymaktadır. Kitap okumak, spor yapmak gibi çeşitli hobileri vardır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here