INISHMORELU YÜZBAŞI

0
204
views
INISHMORELU YÜZBAŞI Tiyatro Oyunu - Büt Dergisi

Dünya tiyatrolar gününde seyretme fırsatı bulduğum bu şahane oyunu dergimizin aylık bir yayın olması sebebiyle ancak anlatma fırsatı buluyorum.

Elif CENGİZ / cengizelifelif@gmail.com

Seyredeli çok zaman geçmesine rağmen etkisini üzerimden atamadığım Inıshmore’lu Yüzbaşı; kedisi kim vurduya gitmiş Deli Padraic’in kedisi Arap’ı ararken katlettiği canları anlatıyor görünürde. Terör örgütü lideri olan Deli Padraic bu hayatta en çok kedisi Arap’ı sever. Sözgelimi  ‘dünyayı kurtarırken’ kedisini babasına emanet eder. Padraic’in en değer verdiği şeyin kedisi olduğunu bilen eski yoldaşları ve arkadaşları Arap’ı katlederler. Bunu yapmalarındaki temel sebep Padraic’in kendilerinden ayrılıp başka  bir terör örgütü kurmasıdır ve bu örgüt arkadaşlarının geçimlerini sağladığı uyuşturucu satıcılığı işini sekteye uğratmaktadır. Kedisini babasına emanet eden ve onu öldüreninde babası olduğunu düşünen Padraic babasının peşine düşer. Tam kedisi için babasını öldüreceği sırada aslında katilin eski arkadaşları olduğunu öğrenir. Arkadaşlarını öldürüp terörist sevgilisi Marierad ile yeni bir terör örgütü kurmaya karar verirler.

Ancak Marierad kendi kedisi Cabbar’ın Padraic tarafından öldürüldüğünü anlayınca o da Padraic’i öldürür. O kedi o kadar çok şeyi temsil ediyor ki. Olaylar gelişirken patlayan silahların neden patladığını, öldürülenlerin neden öldürüldüğünü unutur hale geliyoruz. Tıpkı gerçeklikte olduğu gibi.

Oyunda en dikkat çeken noktalardan biride insanların kişisel zaaflarını siyasi ideolojiler üzerinden ortaya koymaları olmuş. Bu durum ancak bu kadar açık ve net anlatılabilirdi. Deli Padraic kedisi öldü diye önüne geleni kılıçtan geçiriyor deyim yerindeyse. Oysaki kedisi ölmeseydi de aynı şiddeti içinde barındırıyordu.  Sevgilisi Marierad özgürlükler için savaşıyor güya. Onun için eylemler kutlamalardan, partilerden farksız.  Oyunda verilen en anlamlı mesajlardan biri de bu olmuş.  Adolf Hitler ‘de zamanında zaaflarını, otoritesini ve gücünü kullanarak gözler önüne sermemiş miydi? Ne farkı var Hitler’in, Kaddafi’nin, Mussolini’nin Deli Padraic’ten.

Oyunun yazarı Martin Mcdonagh bu denli şiddet içeren bir oyunda espri yapabilmesi ve cidden güldürüyor olabilmesiyle hayranlığımı kazanmış durumda. Çok ağır olabilecek bu oyunu tekrar görme isteğimin uyanmasında yazarın payı büyük.  Martin Mcdonagh’ın diğer eserlerine bakıldığında da aynı bünyenin çalışması olduğunu anlayabiliyorsunuz. In Bruges filmi Mcdonagh’ın tarzını anlamakta yardımcı olacaktır.

Sahne dekoru ve kullanılan maketlere (cesetlere) gelecek olursak, fazlasıyla gerçekçiydi. Film izler gibi seyrettik bu oyunu tüm salon. Yönetmeni kutlamak gerek. Zaman zaman bu kadar kana dayanamayacağımı hissedip kaçmak istediysem de tam ortada oturmam buna engel oldu. Diyebilirsiniz ki kaçmak isteyecek kadar ne olabilir bu oyunda. O zaman gidip görün derim.  Kostümler sağladığı uyumla hiç gözümüzü tırmalamadı. Dekorlar kadar müzikte oyunun içine girmemize yardımcı oldu. Bu müzikler olmadan eksik kalabilirdi oyun.  Ses açısından rahatsız edici tek şey silah patlamalarıydı. Yersiz hiçbir patlama olmamasına karşın salon çok yoruldu her patlama sesinde sıçramaktan.  Gidecekler hazırlıklı olsun derim.

Oyunculuklara diyecek tek bir laf yok. Kimse beni bu saatten sonra Deli Patraic’in Reha Özcan, Mairead’ın Deniz Elmas, Donny’nin Cengiz Baykal olduğuna inandıramaz. Hiç biri diğerinden daha ön planda değildi sahnede. Kime başrol deseniz odur denebilir

İstanbul Devlet Tiyatrolarının yeni sezon oyunlarından Inıshmore’lu Yüzbaşı  hikayesiyle, kurgusuyla, oyunculuklarıyla gidilmesi gerekenler listemin başını çekmekte şu an. Pişman olmazsınız, benden söylemesi. İyi seyirler.

Önceki İçerikALDATMAK – AHMET ALTAN
Sonraki İçerikŞEHİRDEKİ KÖY
Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi. Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi... haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.
TEILEN