HOŞÇA KAL İKİ GÖZÜM HOŞÇA KAL…

0
565
views
HOŞÇA KAL İKİ GÖZÜM HOŞÇA KAL İnönü Stadyumu - Büt Dergisi

Nesilleri büyüttü İnönü Stadyum’u. Nesiller onu kalbine kazıdı. Filmlerde bile göremeyeceğimiz büyük sevdalara, sevinçlere, hüzünlere, kavgalara ev sahipliği yaptı. İnönü’ye veda etmek hiçbir futbol sever için kolay olmadı. Işıklar kapanınca anladılar ki ayrılık vakti geldi. Tribünleri dolduranlar sadece bir stadyuma değil anılarına da veda ettiler.

Efe Karasu / efekarasu@gmail.com

1936 yılında İstanbul’un imar planlarını hazırlaması için görevlendirilen Paris Şehircilik Enstitüsü profesörlerinden Henry Prost’a, hazırlanan plan içerisinde bir de şehir stadyumunun yer alması gerektiği söylenmiştir. 1938 yılında tamamlanan raporda yeni şehir stadyumunun yapımı için Harbiye Mektebi’nin arkasındaki alanların ve Yenibahçe civarındaki alanın uygun olduğu belirtilir. Zamanın İstanbul valisi Muhittin Üstündağ, Henry Prost’un planına uygun olmayacak bir şekilde yeni stadyumun Dolmabahçe Sarayı’nın karşısındaki alana yapılmasına karar verdiğini açıklar.

10 Kasım 1938 tarihinde Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hayata gözlerimi yumar ve ertesi gün oy birliği ile İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığı görevine getirilir. Muhittin Üstündağ’ın İstanbul valiliği görevine son verilerek yerine Lütfi Kırdar getirilir. Lütfi Kırdar yeni stadyumun en güzel biçimde inşa edilmesi için uluslararası bir yarışma yapacaklarını duyurur. Yapılacak stadyumun ismi belirlenmemişsede gazetelerde geçen ve halkın ağzında dolanan isim Dolmabahçe Stadyumu’dur. Daha sonra stadın inşası için yapılacak olan yarışmadan vazgeçilerek projeyi İtalyan Mimar Vietti Violi‘nin hazırlayacağı ilan edilir. İtalyan mimara, Türk mimarlar Fazıl Aysu ve Şinasi Şahingiray eşlik edecektir.

Eylül 1939 tarihinde Alman birlikleri Polonya’ya saldırarak İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmış oldu. Ankara hükümeti dünyayı saran bu savaşlarda tarafsızlığından ödün vermedi. Türkiye bu savaşa girmese de halk savaştan nasibini aldı. Önlemler ve yasaklar ardı ardına ilan edildi.  Ekmek haricinde diğer unlu yiyeceklerin yapımı yasaklanmış, gelir vergisi %50 oranında artmış, temel besin maddelerinin neredeyse tamamı karneye bağlanmış, yerden mantar gibi türeyen karaborsacılar halkın nefes almasını zorlaştırmıştı. Böyle ekonomik zorlukların bulunduğu bir ortamda yeni stadyumun yapımı için 1.5 milyon liralık bir bütçe ayırılır ve 19 Mayıs 1940’ta temel atma töreni gerçekleştirilir. Tören Vali Lütfi Kırdar’ın nutkuyla başlar:

“Aziz Türk genci; senin isminle anılan bu büyük bayramımızda, bu şerefli yıldönümünde, sana mahsus en kıymetli mekteplerden birinin temelini atmakla derin bir inşirah hissediyorum. Milli şefimiz stadyumların nasıl telakki ve tarif lazım geldiğini şu veciz cümle ile ifade buyurmuşlardır: “Türkiye’yi idare edenler; stadyumu en kıymetli mektep gibi her yerde kurmaya çalışacaklardır. Türkiye’nin istikbalini idare edecek olan genç nesil açık havada, açık meydanlarda yetişecektir.” İşte ben de Milli Şefimiz Büyük İnönü’nün stadyumlar hakkındaki bu irşadlarından ilham alarak şehrin asri bir stada ihtiyacı olduğunu anladım. Milli Şefimiz Büyük İnönü memleket müdafaasının sportif bir gençlikle daha mükemmel yapılabileceğine, gençliğin bu statta kabiliyetlerini daha müsait şartlarla ispat edeceğine emindir. Sizlere müjdeliyorum ki, Milli Şefimizden yapılacak bu şehir stadımıza “İnönü Stadyumu” ismi verilmesine müsaade verilmesini şehir namına rica ettim. Milli Şefimiz Büyük İnönü’nün bu ricayı kabul buyurmaları dolayısıyla stada “İnönü Stadyumu” ismi veriyorum. Hayırlı olmasını dilerim”

İnönü’de ilk gol

Yeni stadyumun temeli atılmıştı atılmasına ama bir türlü devamı gelmedi. Savaş dönemindeki zorlu şartlar stadyum yapımı için ayrılan 1.5 milyon liralık bütçenin başka alanlarda kullanılmasına neden oldu. Lütfi Kırdar, 19 mayıs 1943 tarihinde 2. kez İnönü Stadyumu için temel atma töreni düzenledi. Bu sefer stadyumun yapımı için 2 milyon liralık bir bütçe ayrıldı. İnönü Stadyumu, ismini aldığı Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün de katılımıyla 19 Mayıs 1947 tarihinde hizmete sunuldu. Açılışta futbol sahası henüz hazır olmadığından stadyuma gelenler 19 mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerini izlemekle yetindi. İnönü Stadyumu’nda ilk maç, açılışından yaklaşık 6 ay sonra 23 Kasım 1947 tarihinde Beşiktaş ile AIK Solna takımları arasında oynandı. Harun soldan topu kaptı, açtığı ortayla topu Süleyman ile buluşturdu. Süleyman iki kişiyi çalımlayıp ceza sahasına girdi ve şutunu çekti. Top, deniz tarafındaki kaleyi koruyan kalecinin sağından ağlarla buluştu. İnönü Stadyumu’nda ilk gol böylece atılmış oldu. O zaman dijital tabelalar olmadığından skor tabelasında golü atan adamın ismi yazmıyordu ancak o günden bugüne milyonların kalbine yazıldı o isim: ‘Süleyman Seba’

Endüstriyel Futbol:1 İnönü Stadyumu:0

İnönü Stadyumu’nun ismi 1951 yazında siyasi nedenlerle Mithat Paşa Stadyumu olarak değiştirildi. 1974 yılında İsmet  İnönü’nün ölümünün ardından stadyum yeniden İnönü adını aldı.  2010 yılında isminin başına Fi Yapı eklendi. Sistemin çarkları arasında ezilmemek için bir dayatma gibiydi bu. Daha sonra şirketle anlaşma fesh edildi ve stadyumun kapanışı ilk adıyla yapıldı. Açıldığı günden beri Beşiktaşlıların gönlünde Şeref Bey idi bu mabedin adı. Endüstriyelleşen futbola yenik düştü İnönü Stadyumu… Belki de geniş çaplı bir restarasyon çalışmasıyla orjinal hali korunarak yenilenebilirdi. Ancak daha fazla seyirci daha fazla para demekti. İnönü, belki de boyun eğdi tüm bu dayatmalara ama tribünlerini dolduranlar mücadeleden hiç vazgeçmedi. Bir zamanlar Beşiktaş, Fernerbahçe ve Galatasaray bu stadı beraber paylaştılar. Tribün mücadeleleri oldu kendi aralarında. İnönü tribünleri halkın sesi oldu. Beşiktaş’ın Ermeni asıllı amigosuyla kirli siyasete rövaşata vurdular.  Pascal Nouma’yı bağrına basarak muz uzatanları buz kestirdiler. Van için soyundular, şehitlere ağladılar. Hababam sınıfı Fenerbahçe aşkına okuldan kaçıp İnönü’ye koştu. Mahmut hoca bu tribünlerden topladı öğrencilerini. Bazen de hayatının yarısını siyah yarısını beyaz geçiren Micheal Jackson’u dinlemek için doldu İnönü tribünleri. Metin Oktay attığı şutla deniz tarafındaki kalenin ağlarını delerken ayağa kalktılar. Metin, Ali, Feyyaz selamladı onları. Beşiktaş’ın 100. yılındaki görkemli şampiyonluğuna tanıklık ettiler. Bazen İnönü tribünlerinde değil beleştepedeydiler. 11 mayıs 2013’te Beşiktaş-Gençlerbirliği karşılaşmasıyla veda edildi anılara…

Zor veda

Veda günü de mücadele etmeyi gerektirdi.  Ağlamamak için kendini zor tutan futbol severleri biber gazı ağlattı çarşıda. Stadyuma ulaşıp vedaya tanıklık etmek pek kolay olmadı onlar için. Veda günü orada olmak ise paha biçilemezdi. Son karşılaşma öncesi Beşiktaş’ın efsaneler yad edildi. Efsane olmuş tezahuratlar söylendi. İnönü’de beklenilenin aksine bir matem havası yoktu buruk bir veda vardı sadece. “Bu asla veda değil, biz yine geleceğiz” dedi tribünler ama duygusaldı. Veda karşılaşması başlamadan hemen önce kapalı tribünde açılan “Çocukluğum kavgalarım hüzünlerim sevinçlerim hoşçakal iki gözüm hoşçakal” pankartı vedayı oldukça zorlaştırıyordu. Tribünler, geçen her saniye veda zamanını yaklaştırıdığını unutmak için İnönü’de son kez boğazları patlarcasına bağırıyordu takımları için. İnönü’de son golü, Süleyman Seba’nın ilk golü attığı kalenin karşısındaki kaleye Beşiktaşlı Filip Holosko attı. Maç sonunda tribünler yeşil sahaya inip çocukluklarından, hüzünlerinden, kavgalarından, sevinçlerinden bir anı almak için. Sonra oturdular çimlerin üstüne. Uzun uzun seyrettiler İnönü’yü. Stadın ışıklar kapandığında veda vakti gelmişti. Ve inanın bu yazıyı yazmak benim için hiçte kolay olmadı. Hoşçakal iki gözüm hoşçakal…

 

EFE KARASU DİĞER YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ…

 

Önceki İçerikHABERİN MERKEZİ’NDEN MERYEM ÖZKURT
Sonraki İçerikİNSAN NE İLE YAŞAR
efekarasu@gmail.com'
Efe Karasu, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun. Şu anda BJK Tv'de çalışmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here