Hepimizin Başına Gelebilecek Bir Hikaye: Nereye Gitti Bütün Çiçekler

0
606
views

‘Nereye Gitti Bütün Çiçekler’ oyununu, acaba tiyatroya gidip hangi oyunu izlesek diye size danışan ya da karar vermede sıkıntı yaşayan tüm tiyatroseverlere tavsiye edebilirsiniz. Oyun, Mam’art Tiyatro tarafından Sevgili Tuğrul Tülek yönetmenliğinde sahnede. Eva Ensler’in Bosna Savaşı’nın ardından yazdığı oyunun serbest bir yorumu. Oyunda savaş mağduru kadınların mülteci kampındaki durumu yer yer duygusal ve komedi esaslarını da barındırarak sahneleniyor. Televizyondan aşina olduğumuz başarılı oyuncular da oyunun kadrosunda. Bizler de bu yedi güzel tiyatro sevdalısı kadınla buluşarak oyun öncesi harika bir röportaj gerçekleştirdik. Etrafı tiyatro kokusu sardı desek yeridir. Çok samimi ve güzel cümleler ortaya çıktı. Aynı keyfi alarak okumanız dileğiyle… Unutmadan, oyunun son şarkısı buraya not etmeye değer güzel bir cümleyle bitiyor ”Yarın hala bizimdir”…

Oyun, savaş mağduru kadınların mülteci kampında yaşadıklarından yola çıkıyor. Oyundaki bütün oyuncular rollerine çok iyi oturmuş. Bu güzel ekip nasıl bir araya geldi?
Feri Baycu Güler: Oyuncuların rolleriyle bu kadar iyi örtüşmesi yönetmenimiz Tuğrul Tülek’in bir başarısı. Biz oyuna karar verdikten sonra, Tuğrul bana kafasındaki isimleri söyledi. Ekip ruhu çok iyi oluştu. Üç buçuk aylık uzun bir prova sürecimiz oldu ve biz birbirimizi eleştirerek iyi anlaşan bir ekip ruhu ve güzel bir oyun ortaya çıkardık.

Oyuna hazırlık aşaması nasıl geçti? Savaş mağduru kadınlarla görüşebilme imkânı buldunuz mu?
Melisa Doğu: Birebir görüşme şansımız olmadı ama telefon bağlantılı konuşmalarımız çok oldu. İçinde bulunduğumuz durumdan dolayı da hepimizin hâkim olduğu bir konu. Oyun, belgesel kıvamında yazıldığı için bizim oynadığımız onun uyarlaması olarak düşünülebilir. Biz işin dramatik kısmıyla değil daha çok anlatım tarafıyla ilgilendik. Oyundaki şarkılar da bazı anonim savaş şarkılarının Türkçeye uyarlaması ve bunların hepsini de yönetmenimiz Tuğrul Tülek yazdı.Bu oyunun dramatik kısmı da o şarkıların sözlerinde. Sokakta görüp de üzüldüğümüz savaş mağduru kadınlardan ve çocuklardan öte, bizim gibi yaşayan, kahve içip alışveriş yaparken ertesi gün bu kampa düşen kadınlar da bunların içinde. Yani bu oyun hepimizin başına gelebilecek bir hikâye.

Bu oyunun dramatik kısmı da o şarkıların sözlerinde. Sokakta görüp de üzüldüğümüz savaş mağduru kadınlardan ve çocuklardan öte, bizim gibi yaşayan, kahve içip alışveriş yaparken ertesi gün bu kampa düşen kadınlar da bunların içinde.

BU OYUNDA KADIN KALBİNİN YUMUŞAKLIĞI VAR
Savaş mağduru kadınların yaşadığı korku ve çaresizlik anlatılıyor. Duygusal sahneler sizlerde duygusal bir etki bırakıyor mu?
Melisa Doğu:Kendi adıma işin profesyonel kısmında o duyguyu taşıyarak hayatıma devam etmiyorum. Oyun da hikâyeyi dramatize etmekten öte, başımıza gelebilir bir durum olduğu için çok gerçek. Ayrıca gerçek şu ki seyirci fark etmeyebilir ama biz oyundaki arkadaşımızın teknik olarak mı orada, yoksa gerçekten hissederek mi oynuyor kısmını sahnede yaşıyoruz. Biz yedi kadın oyun esnasında hep o mülteci kampındayız.

Feri Baycu: Sahnede işimizi yapıp hayatımıza devam ediyoruz; çünkü bu bir matematik işi.

Gözde Kansu:Oyunun son şarkısı hep birlikte söylediğimiz ‘Yarın Hala Bizimdir’ şarkısı olduğundan üzerimizdeki etki de umut dolu bir etki oluyor.

Ece Yüksel: Cümleler bize çok dokunduğu için tabii ki üzerimizde bir etki bırakıyor. Birlikte olmamızın gücünü de bu gerçekçilik yaratıyor.

Goncagül Sunar: Bu oyun içi çok doldurulması gereken bir oyun. Boş olan hiçbir oyun da zaten seyirciye geçmez. Ayrıca hepimizin bütün bir ruhla oynaması gerektiği bir etki tepki oyunu olduğu için ben kendimi tamamen kalbini açmış hissedince oyuna kapılıyorum. Biz oyuna birbirimize sarılıp el ele giriyoruz. Bu duygu bizi bir anda güçlendiriyor. Ayrıca ben bu oyunda kadınlarla birlikte olmanın güzelliğini yaşadım. Çünkü bu oyunda kadın kalbi yumuşaklığı ve kadın kalbinin birlikteliği var ki ben hayatımda ilk defa böyle bir şey hissediyorum. Bu cümle ayrımcı bir dil olarak da algılanmasın ama bu oyunda bu güzel birleşimin yapıcılığını ve gücünü gördüm. Oyundaki arkadaşlarımın o esnada kafasındaki düşünceleri ya da oynarken neler hissettiklerini anlar hale geliyorum.

Şenay Gürler:Oyunun bizde bıraktığı etkinin duygusal sonucu, oyun sonrası ilişkimizin perçinlenmesini sağlaması. Tamam ben oyundaki arkadaşlarımı prova sürecinde tanıdım ama oyunda bana hissettirdiği duygu onlara kalben de dokunmak oluyor ki bu en önemlisi…

 İçi boş bir şeyi değil güncel bir konuyu işliyoruz. Yedi kadın birlikte güzel bir duygu alışverişi ve dostluk sağladık. Bu durumda da şanslıyız; çünkü her yedi kadında bu olmayabilir.

Hale Akınlı: Çok mutluyum çünkü böyle bir ekiple çalışıyorum ve şanslıyım çünkü işimi sağlıklı bir şekilde devam ettiriyorum. İçi boş bir şeyi değil güncel bir konuyu işliyoruz. Yedi kadın birlikte güzel bir duygu alışverişi ve dostluk sağladık. Bu durumda da şanslıyız; çünkü her yedi kadında bu olmayabilir. Kimse sahnede kimsenin önüne geçip çelme takmaya çalışmıyor. Görev alanı ne kadarsa onu hakkıyla yapabilmenin derdinde.

Savaş mağdurlarının ne yazık ki giderek arttığı, ülkemizde de fazlalaştığı bir çağda oyununuz çok gerçek kalıyor. Sizler bununla ilgili nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Melisa Doğu: İnsanlar etkileniyor çünkü bunun olma korkusu herkeste var. Ama bizim oyunda çok dramatik bir oyun değil. Eğlendiren yerleri de bol. Hayatta böyle değil midir? Cenazeye gideriz ama sürekli ağlamayız. Kaybettiğimiz kişiyle ilgili güzel bir anımızı anlatırken gülümseriz. O sebeple bu oyun çok iç içe. Güzel tepkiler alıyoruz.

Hale Akınlı: Günümüz Türkiye’sinde yaşanan olaylarla bir paralellik kurdukları için, bazı seyircilerde de gözlemlediğim kadarıyla fazlaca etkileniyorlar. Oyunun değil de yaşadığımız günlerin dramatikliğinden dolayı etkilenme yoğun oluyor. Normal koşullarda izlese ”Mülteci olmak kötü bir şeymiş vah vah” deyip geçebilir ama bu şartlarda daha gerçekçi hissedebiliyorlar.

Aynı oyunda yedi kadın. Gördüğüm kadarıyla herkes birbirini çok seviyor ve ekip bir aradayken çok mutlu. Tüm yoğun programlara rağmen birlikte bir şeyler yapabiliyor musunuz?
Gözde Kansu: Kulise hiç son dakika gelenimiz yoktur. Çay kahve içip muhabbet etmek bile bizi mutlu ediyor. Tabii yedi kişi olunca doğum günleri de arka arkaya geliyor. (Gülüyorlar)

Melisa Doğu: Alışveriş merkezlerinde oynuyorsak alışveriş yapıp yemek yiyoruz. Kahve ve hatta fal gibi hiç tiyatroculara yakışmayan şeyler var. (Gülüyorlar)

Özel bir tiyatro olmasından dolayı çok imkan dahilinde olmasa da böyle kadın kadına bir oyunu Anadolu Kadınları ile de paylaşmayı, köylere de gitmeyi ister miydiniz?
Feri Baycu: Biz bu sene Kırklareli’ne, Girne’ye ve büyük ihtimalle Ankara ve İzmir’e gideceğiz. Biz elimizden geldiğince gişemizi açıp insanları getirmek istiyoruz ama ödenekli bir tiyatro değiliz ve maliyetler de çok yüksek çıkıyor. Bu durumda da iki seçenek var. Ya belediyeler destek olup oyunları satın alacak, insanları ve sanatı oraya götürecekler. Bu Türkiye’de bu şekilde olabiliyor. Ya da Anadolu’daki seyircinin parası olacak ki gidip gişeden bilet alabilecek. Bizim ülkemizde eğlence ve tiyatro birbiriyle çok iç içe durumlar değil. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum yanlış anlaşılmasın ama özellikle Anadolu’da ve hatta İstanbul’da da tiyatroyu güldürmece unsuru ya da oyalanabilecek tatlı şakaların olduğu bir durum gibi algılıyorlar. Özel tiyatrolara baktığımızda tiyatro bileti 50tl. İki kişi giderse 100tl. Asgari ücretin durumunda da bu çok kolay bir şey değil. O yüzden gelememelerini de çok iyi anlıyorum. Bizde bu iş devlet destekli olmak zorunda. Devlet ”Gelin görün buradaki sanatı izleyin” derse, o zaman bizim gibi pek çok tiyatronun da önü açılacaktır. Bunun yanı sıra şu da var ki insanlar bazen bizim görmeyi bile reddettiğimiz sinema filmlerine mısırlarını da alarak 100lira harcayabiliyorken, canlı performansın olduğu tiyatrolara gitmemeyi tercih edebiliyorlar.

TİYATRO, KEYFİ BİR BİÇİMDE AKSATILMAZ
Tiyatro sevgisiyle yaşamını sürdüren tiyatrocu yedi güzel kadını bir arada bulmuşken, tiyatronun sizler için ne ifade ettiğini dinlemek isteriz?

Ece Yüksel: Birtakım gerçekleri seyircinin önüne sunarak onları düşündürüp bir hale sokabilmek ve onlarda çeşitli duygular uyandırabilmek tabii ki bizim için zevk aldığımız bir şey. Ayrıca bunu bir ekiple yaparak birlikte zevk almak da harika bir duygu yoğunluğu ortaya çıkarıyor. İnsanlarla buluşarak bir ilişki içerisinde olmak bizim mutluluğumuz…

Özellikle Türkiye’de sahnenin çok önemli bir yeri var çünkü televizyonda o tat biraz yavanlaştı. O yüzden sahnede nefes alıyoruz ve iyi ki var.

Goncagül Sunar: Tiyatro bana bir delilik gibi geliyor; çünkü bu kadar insanın karşısına çıkarak bir iki saatlik performanslar sergilemek, bir oyuncu için de en güzel adrenalin olsa gerek. Özellikle Türkiye’de sahnenin çok önemli bir yeri var çünkü televizyonda o tat biraz yavanlaştı. O yüzden sahnede nefes alıyoruz ve iyi ki var.

Hale Akınlı: Beni sahnede olmaktan daha fazla mutlu eden bir şey yok. Beni oraya attığınızda ben Hale oluyorum. Onun dışında süregelen anlamsız bir hayat. Tiyatro hem çok insani bir sanat hem de benim içimdeki çeşitliliği ortaya çıkarma olanağı veren bir meslek. Ben bazen bu iş için bize neden para ödediklerine şaşırıyorum. Çünkü çok eğleniyoruz ve oyun oynuyoruz. Ama bunun içinde ağır bir sorumluluk da var. Mesela bir oyununa gitmemenin karşılığı Allah korusun ya büyük bir kaza ya da ölümdendir. Keyfi bir biçimde bu işi aksatamazsın. Bu iş size bir ömür bir şeyler öğretir. Her akşam aynı şeyi oynuyorlar bıkmıyorlar mı diye düşünülebilir. Ama inanın her akşam aynı şey olmuyor. Mesela çok enteresandır yıllardır çözemedim, tiyatroda şu an hatırlamadığım belli bir gece vardır. O gece sözleşmiş gibi gelen tüm seyirci inanılmaz buz gibi bir seyircidir. Patlasanız değiştiremezsiniz.

Şenay Gürler: Nefes alabileceğimiz alanlar o kadar kısıtlı ki ben oyunculukla nefes alıyorum. Ben oyunculuk sayesinde akıl sağlığımı koruyorum. Hayatın dayatmalarını, zorluklarını ve insanların yaşadıklarını düşündüğümde, çok içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ben de yaşanan her şeyi kendi yorumumla birlikte tiyatro sayesinde ifade ediyorum.

Gözde Kansu: Hem yaşadığım hayattan hem de kendi içimden çıkıp başka bir dünyaya geçiyorum. Haftanın belirli günlerinde ama her seferinde bir farklılıkla oynadığımız ve kurduğumuz bu yalanı her seferinde keyifle alkışlayarak onurlandırmaları acayip bir şey. Çünkü orada bir üretim ve birliktelik var ve alkışla taçlandırılıyor. Başka dünyaların ve başka ailelerin oluyor. Bir de bu işin pazartesi sendromu yok ben ondan seviyorum.

Melisa Doğu: Oyunculuk benim için bir meslek değil benim yaşam şeklim. Örneğin bir doktor hem bir doktor hem de bir anne olabilir. Ama ben oyunculuğa öyle bakamıyorum. Çünkü oyuncu bir anne olmak da başka bir durum. Her insan bir şeyleri ifade edip ailesinde, işinde, ilişkisinde kendini karşı tarafa kabul ettirmeye uğraşıyor. Biz de bunun etiketlenmiş tarafını yapıyoruz. Yeşillikler içinde gökyüzünü izleyerek maviliği görmek beni nasıl mutlu ediyorsa, şu sahne üzerinde olmak da evimin diğer odasına gitmek kadar basit ve olası. Tiyatro benim bütün dünyamın bir odası. Dizi yapmadan film yapmadan durabilirim ama tiyatro yapmadan durabileceğimi sanmıyorum.

Feri Baycu: Ben tiyatroya çok uzun bir süre ara vermiştim ve hayatıma başka bir işle devam ediyordum. Hayatımdan bir şikâyetim olmamasına rağmen duramadım ve Mam’art Tiyatro’yu kurdum. Tiyatro sahne üzerindeyken birçok şeyi unutturan çok büyük bir aşk. Provalardaki zorluklardan tutun da hayat içersindeki ağlamalar, sıkıntı çekmeler gibi her şeyi sahnede unutuyorum. Mesela bu oyunu ilk izleyen seyirciye şu an yeniden izlediğinde sorun, çok çok farklı geldiğini söylüyor. Oyuncuların o sahnedeki alışma süreci geçip hissetme süreci başlayınca biz birbirimizin gözlerine bakarak oyunu yukarı çıkartıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here