GELECEĞİN YILDIZLARI TÜRKİYE’DE PARLADI

0
132
views
GELECEĞİN YILDIZLARI TÜRKİYE'DE PARLADI - Büt Dergisi

FIFA U20 Dünya Kupası bu sene ülkemizde oynandı. Geleceğin Zidane’ları, Pirlo’ları, Messi’leri bizim topraklarımızda sahne aldı. Favorilerden Fransa kupaya uzanırken İspanya ise çeyrek finalde elendi. Milli takımımızın, ev sahipliği yaptığı turnuvaya erken vedası belki de sadece ülkemizde hayal kırıklığı yaratırken, turnuvanın en renkli takımı Irak ise tüm dünyanın taktirini kazandı. Öne çıkan ve hayal kırıklığı yaratan takımlarıyla yaz aylarında futbol dilencilerini doyuran bu kupayı takip etmeyenlerse gerçekten de çok şey kaçırdı. 

Efe Karasu / efekarasu@gmail.com

Kimi 30 yaş üstü, kulüplerinde efsaneleşmiş isimlerin kariyerlerinin yüksek lisanslarını takip etmeyi seçerken kimisi de futbolun megastarlarını izlemekten zevk alır. Bu yıl ülkemizde düzenlenen U20 Dünya Kupası, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı ilk FIFA organizasyonu olma özelliğini taşırken, genç yetenekleri keşfetmeyi sevenler için de eşi bulunmaz bir nimetti. Ancak futbola aç olduğumuz yaz aylarında geleceğin yıldızlarını canlı izleme imkanına sahip olma fırsatı bizi pek heycanlandırmamışa benziyor.

Öyle ki bundan önce 2011 yılında Kolombiya’da düzenlenen bu turnuvayı toplamda 1.309.929 biletli seyirci izlerken ülkemizde düzenleneni (final ve 3.’lük maçları hariç) 261.509 kişi izledi. FIFA  Asbaşkanı Jim Boyce, turnuva başlamadan önce verdiği röportajda bu organizasyonun Türkiye’nin 2020 Olimpiyatlarına ev sahipliği için önemli bir referans olacağını söylemişti. FIFA’nın en önemli 2. organizasyonu olarak nitelendirilen U20 Dünya Kupası, Trabzon, Rize, Kayseri, İstanbul, Gaziantep, Bursa ve Antalya şehirlerinde oynanırken tribünlerin büyük ölçüde boş kalması bizim için iyi bir referans olmadı. Bunun dışında saha dışında herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması ve saha içinde gözlenen güzellikler artı hanemize yazıldı.

Olmadı Çocuklar…

Ev sahipliği yaptığımız bu turnuvadaki gizli hedefimiz finaldi. Gruplarda ilk maçını futbolda 3. sınıf bir ülke olan El Salvador ile yapan milli takımımız rahat bir galibiyet aldı. Bunun yanı sıra ilk tanışma da olumlu izlenimler de almış olduk. Sağ açıkta harikalar yaratan Cenk Şahin daha önce kendisini tanımayanları selamlarken, Hakan Çalhanoğlu’nun yeteneği ise dilden dile dolaşıyordu. Salih Uçan’ı, Okay Yokuşlu’yu ve Kerim Frei’ı ise yakından tanıyorduk zaten. Sonraki rakibimiz Arjantin’de düzenlenen U20 Güney Amerika Kupası’nda şampiyon olduktan sonra ülkemizdeki turnuvaya katılan ve teknik direktörümüz Feyyaz Uçar’ın grupta favori olarak gördüğü Kolombiya idi. Kolombiya’nın yetiştirdiği en önemli yeni nesil yeteneklerden olup performansıyla Porto’ya transfer olan Quintero’nun ayakta alkışlanacak golüyle 1-0 yenildiğimiz bu maç sonrası grup birinciliği iddiamız oldukça zayıfladı. Güney Amerika ekibi, El Salvador karşısında kazanıp gurubu lider tamamlarken, Türkiye geriden gelip  Avustralya’yı 2-1 mağlup etmesine rağmen grubu ikinci olarak tamamladı. Avustralya karşısında Hakan Çalhanoğlu’nun attığı golün önemi ile güzelliği kıyasıya kapışırken, Okay Yokuşlu’nun attığı gol ise bize 2003 yılında Nouma’nın Dinamo Kiev’e attığı o enfes aşırtma golünü hatırlatarak hafızalarımızı tazeledi. Ancak grup ikinciliği hiçte işimize gelmedi. 2. turdaki Fransa eşleşmesi sonun başlangıcı oldu.

Fransa karşısında fiziki açıdan oldukça zayıf olduğumuz ikili mücadelelerde çok bariz belli olurken, güven vermeyen defans kurgumuz turnuvaya edilen erken vedanın mimarı oldu. Stoperimiz Hakan Çinemre’nin rakip oyuncu Kondogbia ile futbolun dışında sürekli uğraşması, etrafa savurup durduğu küfürleri ile en içten dualarımızla futboldan silinmesini dilediğimiz Emre Belözoğlu modelinin alt yaş grubunda yeniden türediğini ve dualarımızın kabul olmadığını gördük. Feyyaz Uçar’ın bizim için önemi çok büyük olan bu karşılaşmada Salih Uçan’ın yerine ilk 11’de şans verdiği Okay Yokuşlu, sahada bizim adımıza ayakta kalabilmeyi başaran ender oyunculardan biri oldu. Fiziği, tekniği, siması ve forma numarasıyla bize Kaka’yı anımsatan Kayserispor’un genç yıldızı Okay’a ‘Yerli Kaka’ denmesinin kimse tarafından yadırganacağını düşünüyorum. Fransa’nın kulesi Sanogo’nun ağlarımıza gönderdiği 3. gol biz bu turnuvadan neden elendik sorusunun tam olarak cevabı oldu. Bu kadar düzensiz bir defansif anlayışı 2-0 geride olmamız ve dakikanın 67 olması bile açıklayamazdı. Bu ders niteliğindeki golün, turnuvada takımımızın oynadığı tüm maçların tamamında görev olan İlkay Durmuş’un bölgesinden gelmesi oyuncumuzun şanssızlığı oldu. Öyle ki İlkay turnuva boyunca sol bek mevkisinde umut vaadeden bir performans sergilemişti. Sonuç olarak 2. tur mücadelesini 4-1’lik skorla farklı kaybedip turnuvaya veda ettik. Belki de tek tesellimiz şampiyona elenmek oldu.

Tecrübe farkı büyük…

Fransa ile Türkiye arasındaki fark sadece fiziki değildi. Aynı zamanda uçurum niteliğinde bir tecrübe farkı da vardı. Fransa savunma ikilisinden Umtiti, 2012-2013 futbol sezonunda, Lyon adına 26 lig, 6 Avrupa Ligi karşılaşmasında görev alırken,  Kurt Zouma ise Saint-Étienne adına 18 lig karşılaşmasında takımının formasını terletti. Milli takımımızda aynı mevkilerde görev alan Hakan Çinemre, takımı Fenerbahçe’nin lig karşılaşmalarında hiç forma şansı bulamazken, Ahmet Çalık ise Gençlerbirliği adına ligde 5 karşılaşmada görev aldı. 2013 U20 Dünya Kupası’nda ülkemiz adına tüm maçlarda forma giyen sol bek İlkay Durmuş, takımı Gençlerbirliği’nde hiçbir lig karşılaşmasında şans bulamazken, mevkidaşı Fransız Lucas Digne ise Lille adına 33 lig ve 5 Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında görev aldı. Fransa’nın as forvete Sanogo, Auxerre  formasını 13 lig maçında, yedeği Bosetti, Nice formasıyla 27 lig maçında görev alırken, ülkemizin as forveti Sinan Bakış, Leverkusen adına Bundesliga’da hiç forma şansı bulamadı. Turnuvanın en değerli oyuncusu seçilen Fransa’nın kaptanı Paul Pogba, Seria A şampiyonu Juventus’ta 27 lig ve 8 Şampiyonlar ligi karşılaşmasında görev aldı. Kaptanın en yakın destekçisi Kondogbia ise La Liga’da Sevilla adına 31 lig maçında oynadı. Dünyanın en büyük liglerinin kafaya oynayan takımlarının as oyuncuları olan Fransa’nın gençleri artık yıldız adayı değil bizzat yıldızlar. Bizim en büyük yıldız adaylarımızdan Hakan Çalhanoğlu’nun Almanya 3. Ligi ekiplerinden Karlsruher’de görev aldığı 36 maçta sergilediği ve takımını şampiyonluğa ulaştıran 17 gol 12 asistlik performansı, Salih Uçan’ın Fenerbahçe’de forma şansı bulduğu 10 lig, 7 Avrupa Ligi karşılaşması ve yerli Kaka’mız Okay Yokuşlu’nun Kayserispor’un ligde oynadığı 24 maçta takımının formasını terletmiş olması en büyük övünç kaynaklarımızdan.

Türkiye A Milli Takım teknik direktörü Abdullah Avcı, şimdilerde ligimizdeki yabancı oyuncu sayısının fazlalığından dert yanarken yanlış hatırlamıyorsam kulübü İBB’yi kendinden sonraki teknik direktöre 9 yabancı oyuncuyla bırakmıştı. Aynı şekilde Beşiktaş Kulübü Başkanı iken yabancı oyuncu sınırının kaldırılması yönünde görüş bildiren şimdiki TFF Başkanı Yıldırım Demirören, şimdi ise yabancı oyuncu sınırını düşürme gayretinde. Yukarıda verdiğimiz örneklere bakıp Fransız liginde neredeyse yabancı sınırının olmadığını düşünürsek kafamızda net bir tablo oluşacaktır. Fransasız takımları yabancı sınırı sorunları olmamasını rağmen altyapılarına yatırım yapıp bunun meyvesini ülkelerine şampiyonluk kazandırarak toplarken, Türk futbolunun en çok göze çarpan sorunu malesef alt yapıya verilen önemin sıfıra yakın olmasıdır. Bununla birlikte 2005 yılında İtalya’da düzenlenmiş olan U17 Avrupa Şampiyonası’nda şampiyon olan Türk Milli Takımı futbolcularından Nuri Şahin, Onur Kıvrak, Aydın Yılmaz ve Caner Erkin’in dışındakilerin varlık gösterememesi ya da bir başka deyişle onlara şans tanınmaması futbolumuzun utanç kaynağıdır.

İspanyolların süpriz vedası

Kupaya erken veda eden İspanya, iyi bir başlangıç yaparak ölüm grubu olarak nitelendirilen A grubundan lider olarak çıkmayı başarmıştı. Sarı kırmızılılar,  Amerika ve Gana’yı mağlup ettikten sonra gruptaki son maçlarında kupanın şampiyonu Fransa ile karşılaştılar. Kalite bakımından herhangi bir Şampiyonlar Ligi maçından farkı olmayan, erken final olarak nitelendirilen bu karşılaşmada seyir zevki oldukça yüksekti. İspanyol Milli Takımı’nda eksik olan Messi modelini  tamamlayacağını öngördüğüm 16 numaralı Oliver Torres’in ve Real Madrid’li Jese’nin 1 gol 1 asist ile ülkesine katkı sağlayarak damga vurduğu karşılaşmayı İspanya 2-1 kazandı. Jese’nin bu maçta oynadığı sol açık bölgesinde, tek santrafor oynadığı karşılaşmalardan daha etkili bir performans gösterdiği görüldü. Fakat Jese’nin sol açıkta oynamasının en kötü yanı turnuvanın en parlak oyuncularından biri olan Deulofeu’nin yedek kalması olacaktı. İspanyol teknik direktör Julen Lopetegi, buna soruna geçici bir çözüm bularak, 2. turda Meksika karşısında Jese’yi sağ kanatta başlatıp, Alcacer ve Deulofeu’yi çift forvet olarak sahaya sürdü. Lopetegi’nin bu kumarı tutmadı. Takımının maçın hemen başında 1-0 yenik durumu düşmesi ve teknik olduğu kadar hataya yatkın olan İspanyol savunmasının büyük açıklar vermesi takımın genelinde paniğe yol açtı. İkinci yarıda gelen taktiksel değişikliklerle birlikte Meksika karşısında 90 dakikanın son çeyreğinde 2-1 öne geçip çeyrek finale çıkmayı başardılar.

İspanya’nın, kimi futbolseverler tarafından çok eleştirilen ekolleşmiş futbol sistemini alt yaş gruplarına da enjekte ettiği bariz olarak Uruguay’a karşı oynadıkları çeyrek final maçında görüldü. Karşılaşmanın tamamında %65’lik bir topla oynama oranını yakalayan sarı kırmızılı ekip, rakip kalede bir kaç net pozisyon yakalasa da Uruguay savunmasının göz kamaştırıcı performansı onların önündeki en büyük engeldi. İspanya’nın en etkili oyuncularından Deulofeu ve Oliver Torres’i maçın genelinde etkisiz hale getiren bu savunma,  tek santrafor oynayan Jese’nin de gole giden yollarını kesmiş oldu. İspanyol teknik direktör bunu görmüş olacak ki gol umudu olarak oyuna aldığı Alcacer, sahaya girer girmez Jese’ye seslenip kanada geçmesi gerektiğini söylüyordu. Buna karşılık orta sahadan Cristoforo’yu çıkarıp 1.96’lık forvet Avenatti’yi sahaya süren Uruguaylı antrenör, tam bir taktik savaşı olarak geçen çeyrek final mücadelesini bileğinin hakkıyla kazanmış oldu. Avenatti,  de Arrascaeta’nın kullandığı köşe vuruşunda topu İspanyol savunmasının üstünden yükselerek ağlara bıraktı ve İspanya’yı kupanın dışına itti. Orta sahanın emniyet supayı olan kaptan Campana’nın bile çeki düzen veremediği, geride Casillas, Ramos ve Puyol güvenilirliğini bizlere hissettiremeyen İspanyol savunması ile birlikte teknik direktörleri bana göre erken vedanın baş mimarları oldular.

Irak mucizesi!

Turnuvada, Fransa’dan sonra beni en çok heyecanlandıran takım olan Irak, İngiltere ile 2-0 geriden gelip 2-2 berabere kaldıktan sonra, Mısır ve Şili’yi 2-1’lik skorlarla geçerek kimsenin ön görmediği şekilde E grubunu 7 puanla birinci olarak tamamladı. Her oynadıkları maçtan sonra kendilerine olan inançları arttı ve herkesi kendilerine inandırdılar. Irak, grup birinciliğinin ardından 2. turda Paraguay ile eşleşti. Futbolu gelişmekte olan iki ülkenin takımları, karşılaşmanın normal süresi golsüz sona ermesine rağmen bizlere heyecanlı bir maç izlettirdiler. Bu karşılaşmada turnuvanın en genç 8. futbolcusu olan 17 yaşındaki Iraklı Humam’ın göz kamaştırıcı performansı dikkat çekti. Uzatmalara giden maçta fırsatçılığını konuşturan Farhan Shakur’un attığı golle maçı 1-0 kazanan Irak, çeyrek finalde Kore Cumhuriyeti ile oynamaya hak kazandı. Kore karşısında Mert Nobre’nin Irak şubesi olan Farhan Shakur, attığı 2 gol ile maça damgasını vururken gerçekten de ilginç bir maç izledik. Karşılıklı gol düellosu halinde geçen maçta Irak’ın maçın son bölümlerinde konsantrasyon kaybı yaşadığını gördük. Uzatmalarda golü bulup skoru 3-2’ye getirdikten sonra bu durum kendini iyice açığa çıkardı ve Kore cezayı kesti tabii. Son penaltı vuruşundan sonra Irak’ın tur atlamasıyla ağlamaklı olan Arap spikerin duyguları Iraklı gençlerin neyi başardığını özetliyor gibiydi. Irak resmen yarı finaldeydi.

Iraklı gençlerden mesaj var: ”Futbol yıldızlarını yokluklardan yaratır.”

Uruguay-Irak karşılaşması, Asya temsilcisinin yarı finale kadar gelmesinin açıklaması niteliğindeydi. Bu açıklamanın hiçbir bölümünde ise şans faktörü yoktu, her harfinde inanmışlık vardı. Irak’ın şifresini çözmek için kaleci Hameed’e bakmak bizi aydınlatacaktır. Hırslı, inanmış, kendisini adamış… Orta sahadan ve kaleye uzak çeşitli bölgelerden vurulan rövaşatalar ise bize yol gösterir. Bu röveşatalar profesyonellikten uzak ama bir istek barındırıyor, savaşçıları andırıyor. Raket gibi bir sol ayağı olan sol bek Ali Adnan’ın takımını 1-0 öne geçiren golünden sonraki verdiği asker selamı istemesekte Irak’taki savaşı hatırlattı bize. Sahiden Irak yarı final oynayan bu 20 yaş altındaki çocuklar bu savaşın getirdiği acıları iliklerine kadar hissetmişti. Emperyalizm’i ilk defa yenen Irak’ın altın çocuklarına bu turnuvada bize yaşattıkları heyecan için onlara bir şükran borcumuz var. Kendilerine denk ülkelere oranla daha sistematik ve cesur futbol oynayan Irak’ın bu başarısı seyirciler için bir süpriz olsa da sanırım bunu başaranlar için hiçte süpriz değil. Pozisyon bilgisinden yoksun oldukları kadar  yürekli ve yetenekliydiler.

Gana ile oynadıkları 3.’lük karşılaşmasının başlarında adeta hücum defans anlayışıyla rakibine nefes aldırmayan Irak, yan toptan gelen golle yenik duruma düştü. Gana karşısında geriye düştükten sonra da baskısını sürdüren Irak, Assifuah’ı durduramayarak ilk yarı bitmeden 2. golü de kalesinde gördü. Bu gol Asiffuah’a turnuvanın gol krallığını getirirken, 3.’lüğü de Gana’ya getirmiş oldu. Ülkesinin üçüncülük koltuğuna oturmasının baş aktörü olan Gana’nın teknik direktörü Tetteh’i özellikle kutlamak gerekir. Ancak ben bu mücadeleyi kaybeden takımın hocası Hakim Şakir için ayrı bir parantez açmak istiyorum.  Irak’ta kendisine  ‘El Hakim’ yani ‘Bilge’ lakabı takılan Şakir, günümüzde görmeye alışık olmadığımız idealist bir teknik direktör. Irak’ın alt yaş gruplarında teknik direktörlük yapan Şakir, Zico’nun Irak A Milli Takımı’ndan ayrılmasından sonra bu göreve getirildi. A takımda gençlere yer açmak için bazı yaşlı futbolcuları kadro dışı bırakan Şakir, karşısında medya baskısını gördükten sonra görevinden istifa edip ideallerini gerçekleştirmek adına tekrar Irak U20 Milli Takımı’nın başına geçti. 50 yaşındaki teknik adam bu hareketiyle Iraklıları gözünde daha da büyüdü.  Şakir, ” Takımı bir aile gibi kurduk. Aile başarılı olursa herkes mutludur. Elbette temelde her ailede olduğu gibi kurallar ve disiplin yatar. Ancak biz eğlenceli insanlarız ve spontane yaşamayı da severiz. O yüzden saha içi ve dışındaki coşkumuz böylesine renkli.” diyerek aslında herkesi heyecanlandırmayı başaran gizemli formüllerini de açığa çıkarmış oldu. El Hakim’in öğrencileri Mustafa Denizli’nin de dediği gibi dünyaya eski ve unuttuğu bir mesajı tekrar hatırlattı: “Futbol yıldızlarını yokluklardan yaratır.

Latin Ateşi finali haketti

F grubunda ilk maçlarında, grubu lider tamamlayan Hırvatistan’a 1-0 kaybedip turnuvaya moralsiz başlayan Uruguay, 2. karşılaşmasında Yeni Zellanda’yı 2-0 ile geçti. Latin ekibi grubun son maçında Özbekistan ile karşılaştı. Hırvatistanla berabere kalmayı başaran Özbekler, sabit ve kapalı bir defans anlayışını tercih ederek Uruguay karşısında ilk olarak gol yememeyi düşündü. Özbek hücum oyuncularının bireysel özellikleri yeteri kadar iyi olmadığından ve Uruguay’ın turnuva boyunca az gol yiyen sağlam bir defans hattı bulunduğundan atakları cılız kaldı. Uruguay, Çanakkale geçilmezi oynayan Özbek defansını 36. dakikada 15 numarayı giyen Gino Acevedo’nun uzaktan çektiği düzgün şutla alt edip 1-0 öne geçince işler değişti. O dakikaya kadar kısır geçen maçın düğümünü Acevedo’nun bireysel yeteneği çözdü. İkinci yarı Uruguay’ın diğer maçlarda da zaman zaman yaptığı efsanevi presi ile başladı. Bu presi takiben golün geleceğini tahmin etmek te pek güç olmadı. Skor 2-0’a gelinceye kadar ‘Çanakkale geçilmezden’ taviz vermeyen Özbek takımı nihayet topu rakip sahadan tutmaya başladı ancak ileride kaptırdıkları iki topun da kendi kalelerine gol olarak dönmesiyle skor 4-0 olarak belirlendi.  Son golü atan Ruben Bentancourt’un ülkesinde yeni Cavani olarak adlandırıldığını belirtmekte fayda var. Turnuva boyunca üst düzey performans gösteren Roma’lı Nicolas Lopezi’in gölgesinde kalan Bentancourt, turnuva boyunca sadece 24 dakika sahada kalarak 1 gol atmayı başardı. Bu skorla grubu 2. bitiren Uruguay, 2. turda Nijerya’yı 2-1 ile geçip çeyrek final vizesini kaptı. Çeyrek finalde kupanın en büyük favorilerinden İspanya ile karşılaşan Latin ekibi kağıt üzerinde büyük bir süprize imza attı. Özellikle kağıt üzerinde ifadesini kullandım çünkü sahada görünen bir süpriz yoktu. Uruguay, İspanya’nın topa sahip olmasına izin verse de daha ileri gitmesine müsade etmedi. Bana göre turnuvanın en başarılı teknik direktörü olan Uruguaylı Juan Verzeri, bir taktisyenin takımının başarısındaki katkısının ne denli büyük olabileceğini bu karşılaşma ile ispatlamış oldu. İştah kabartıcı bir ofansif gücü olan İspanya takımını büyük ölçüde durdurmayı başaran Uruguay savunma hattının başarısını da görmezlikten gelmek haksız olur tabii. Ancak orta saha oyuncularının defansa katkısı bu başarının sırlarından biri. Öyle ki turnuvanın en önemli oyuncularından, performansıyla İnter gibi büyük bir kulübe transfer olmayı başaran Laxalt’ı 87. dakikada görev bölgesi olan sol açıktan defansına yardıma gelip rakip atağını kesmesi oldukça etkileyiciydi. Oyuna sonradan giren Avenatti uzatmalarda attığı golle maça 1-0 noktasını noktayı koyup, İspanyolları ülkesine yollamış oldu. Yarı finalde Irak karşısında bu kez favori olan taraf Uruguay’dı fakat daha önce İspanya maçında olduğu gibi sahadaki oyun favoriyi pek belli etmiyordu. Bu turnuvanın yarattığı yıldızlardan Ali Adnan’ın yine bu turnuvanın en iyi kalecisi seçilen De Amores’e 34. dakikada attığı müthiş frikik golü ile şoka uğrayan Uruguay, teknik direktörün oyuna sonradan soktuğu Avenatti’nin indirdi ve yine sonradan giren Bueno’nun tamamladığı gol ile karşılaşmayı uzatmaya taşıyıp penaltılarla finale kaldı. Irak’a yönelik duygusal yaklaşımımızı bir tarafa bırakırsak bu turnuvada finale Fransa’dan sonra en çok yakışan takım Uruguay oldu.

Bu Fransa bambaşka

Ölüm grubunda Gana’yı 3-1’le geçen ve ABD ile beklenmedik bir şekilde 1-1 berabere kalan Fransa, grubu İspanya’ya 2-1 mağlup olarak ikinci tamamladı. İspanyollara karşı alınan mağlubiyette en çok günahı olan isim Fransız teknik direktör oldu.  Bahebeck, Pogba gibi orta sahanın kilit oyuncularının sahada olmaması Fransa’nın vitesini düşürdü. Teknik ama hataya yatkın İspanyol savunmasının arkasına atılacak olan olası Pirlo’nun stajyeri olan Pogba’nın pasları maçın kaderini değiştirebilirdi. Eksiklerine rağmen başa baş bir oyun sergileyen, zaman zaman net fırsatlardan yararlanamayan Fransa mağlubiyetten kurtulamasa da 2. turda Türkiye’ye karşı oynamaya hak kazandı. Yazının başında da uzun uzun belirttiğim üzere iki takım arasındaki bariz farklar Fransızların, Türkiye’yi 4-1 gibi farklı bir skorla geçmesine neden oldu. Çeyrek finalde Özbekistan’ı da 4-0’lık skorla farklı geçen Fransa, yarı finalde gruplarda daha önce mağlup ettiği Gana ile karşılaştı. Fransa, kamuoyu için İspanya elendikten sonra favori olarak görülmeye başlansa da turnuvanın başından beri benim favorim ve en beğendiğim takım oldu. Oynadıkları futbol ile rakibi boğan ve kendilerini ilk anda farkettiren genç Fransızlar, ilk yarıyı Gana karşısında Thauvin’in harika golüyle 1-0 önde kapattı. İlk yarıda Pogba’nın defansın arkasına attığı paslarla birlikte Digne ve Thauvin’in bindirmeleri, Bahebeck ve Sonago’nun defansın arasına sık sık sızmaları Gana’yı oldukça zor bir durumda bıraktı. Ancak ikinci yarının başından sonuna kadar sahada bariz bir Gana üstünlüğü vardı. Son 45’te Fransız yıldızları geri planda bırakan Acheampong ve Assifuah’ın performansı görülmeye değerdi. Gana 47. dakikada Assifuah ile skoru bir bire getirdi. Thauvin ikinci kez sahneye çıkarak Gana ikinci kalecisini avlayıp skoru 2-1 yaptı. Fransa, Umtuti’nin ikinci sarı kartla oyundan atıldıktan sonra son on dakika içerisinde ecel terleri döktü.  91. dakikada Acheampong’un sert şutunu parmaklarının ucuyla çıkaran Fransız kalecinin de büyük katkılarıyla 20 yaş altında Fransa tarihinin o ana kadarki en büyük başarısını yakalayarak finale kaldı.

Ve final…

Finali hakettiğini favori İspanya’yı eleyerek ispatlayan Latin ekibinin antrenörü Juan Verzeri, Fransa’yı o kadar iyi analiz etmiş ki oyuncuları her ne kadar turnuvanın en önemli oyuncusu seçilen Pogba’yı durduramamış olsa da onun arkadaşları Digne, Sonogo, Bahebeck ve Thauvin’i büyük ölçüde etkisiz hale getirmeyi başardı. Umtiti, Gana karşısında haksız bir şekilde atıldıktan sonra finalde onun yerine görev yapan Sarr ile birlikte Fransız savunmasında bir takım anlaşmazlıklar göze çarptı. Bunu iyi değerlendiren Uruguay, ileride fırsatçı olduğu kadar hızlı olan N.Lopez’i bırakarak hücumda oldukça etkili oldu. Seyir zevkinin oldukça yüksek olması beklenen final karşılaşmasına kilidi ise iki takımın kalecileri vurdu. Uruguay’ın kalecesi De Amores, turnuvanın en iyi kalecisi seçilirken, Fransız kaleci Areola, kupayı Latin ekibinden alıp ülkesine getirdi desek abartmış olmayız.  Artık dünya üzerindeki futbol turnuvalarında kalecisi ve savunması kötü olan takımların final oynaması ancak düşlerde gerçekleşebilecek şeyler. Son Şampiyonlar Ligi finaline bakacak olursak bu tespiti daha iyi anlayabiliriz. Weidenfeller ve Neuer’in özellikle finalde ve daha önceki aşamalarda gösterdikleri performansları göz kamaştırıcıydı ve bu kalecilerin takımlarının futbolu hegomanyaları altına almış İspanyol devlerini eleyerek finale kadar gelmelerindeki payları büyüktü. Bununla paralel olarak golsüz eşitlikle uzatmalara, ardından da penaltılara giden karşılaşmada ilk iki penaltıyı kurtaran Areola finalde unutulmaz bir performans sergileyerek milli takımını zirveye çıkarmış oldu. Hak eden iki takımın oynadığı finalde kupayı hakkıyla kazanan Fransa oldu.

Geleceğin Messi’si geldi, biz izlemeye gitmedik…

Geçtiğimiz yıllarda Luis Figo, Lionel Messi ve Neymar gibi isimleri futbol sahnesine sunan U20 Dünya Kupası, bu sene ülkemizde oynandı ve futbolun yeni yıldızlarını gün yüzüne çıkardı. Biz, Oliver Torres, Messi olduktan sonra niye Türkiye’ye gelmiyor diye üzülüp, geleceğin Messi’si ülkemize kadar gelmişken stadyumda onu canlı izlemeye gitmeyi tercih etmedik. Biz bu organizasyonda tribünleri dolduramayarak kötü bir sınav vermiş olsak dahi sahadaki genç yetenekler bizleri futbola doyurup, kendilerini ispatlayarak sınavlarını en iyi şekilde verdiler. Benim gibi bir çok futbol dilencisi, eminim ki bu çocuklara minnettardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here