GEÇMİŞTEN TANIDIK BİR SES : TARİH

0
241
views
Geçmişten Tanıdık Bir Ses Tarhi - Büt Dergisi

Başlığı okuyunca ilk okul yıllarına gittik sanırım hepimiz, üzerine onlarca isim kazınmış tahta sıramızda oturuyoruz ve önümüzde Sosyal Bilgiler kitabımız. Tahtaya kocaman harflerle yazılan şu tanım : Tarih geçmişteki olaylara ait bilgilerin keşfi, toplanması, bir araya getirilmesi ve sunulması bilimidir. Hard diskci boş gençleri başlıyoruz yanlış bilgilerle doldurmaya.

Efe Polat / efecanpolat@windowslive.com

Nasıl mı? Örneğin şu cümleyle : Tarih, ülkelerin savaşlarıdır, barışlarıdır. Bunlarla başladık tarih hakkında yanlış düşünmeye. Aslında bize düşünme fırsatı bile verilmedi . Kitaplardaki sayfaları ezberlemekle yükümlü olduk, biz genç beyinler olarak. Lozan Antlaşması tarihi sen söyle, denildi. Öğretmen anlattı, öğrenci dinledi. Bu böyle devam edince yıllarca ne öğretmende heyecan kaldı; çocuklara Tarih bilimini ve disiplinini benimsetecek, bunun hakkında zaman harcayacak…

Ne de öğrencide; ciddi bir şekilde dinleyip olaylara vakıf olma, savaşın içindeki bir asker olup, savaşı anlama isteği kaldı. Bu savaşta kaybeden biz olduk anlayacağınız. Hepimiz. Genç bir Tarihçi olarak bir arkadaşıma, yeni tanıştığım birine ya da sokaktan geçen bir insana sorarak edindim bu tecrübeyi. Ve tabi ki bu söylediklerim kişisel tecrübemle de sabittir. Buyurun birde 3 kıtada 600 yıl yıldan fazla hüküm sürmüş bir devlette, Osmanlı Devleti’nde ki Tarih yazıcılığına bir bakalım.

Osmanlı Devletinin kuruluşundan itibaren eğitim, öğretim ve bilime çok değer verildiği görülür.. Eğitim Medrese ve Enderun’da verilmiştir. Tarih yazıcılığını ise bu konuda çok az araştırma yapılmasından dolayı dönemin yazarlarından öğrenebiliyoruz. Bu yazarlar aynı zamanda devlet görevlisi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Özellikle II. Bayezid döneminde İdris-i Bitlisi, Kemal Paşazade ve Şemsettin Ahmet birer Osmanlı Tarihi yazmaya memur edilmişlerdir. İlk tarih yazıcılığı Vaka tarihi gibidir. Olaylar anlatılıp, bırakılmıştır. Fakat daha sonraları yazarlar tarihi doğru öğretmek ve yazmak için Osmanlı denetimindeki coğrafyalardan (Şam, Mısır, İran, Macaristan vs.) eserler çevirmiş ve arşivlerinden yararlanılmıştır. Bu konuda en güzel örneklerden biri Müneccim başı Ahmet Dede Efendi’nin Türkçe, Farsça ve Arapça 130 kaynaktan yararlanarak yazdığı Cami’üd Düvel adlı kitabıdır. Medrese ve Enderun’da öğrenciler birinci kaynak olan yani ya olayı yaşayan ya da yaşayanlardan bizzat dinlenerek yazılan bu kitaplardan tarih eğitimi almışlardır.

Bu tarihe yolculuğun ardından konumuza geri dönmemiz gerekirse ; Tarih, aslında sihirlidir. Öyle ki insanı göremeyeceği günlere götürür ve böylece yaşadığı dönemdeki gelişmeleri daha iyi anlamasını sağlar. Hafızasını yitirmiş birini düşünü. İlk önce geçmişte neler olduğunu hatırlamaya çalışır, düştüğü duruma bir kez daha düşmemek için geçmişi düşünür. İşte tarihte böyledir. Ülkelere, içinde yaşayan her insana ayrı ayrı dersler verir ve sorumluluk yükler. Ve sorumluluğu yerine getirmeyen her insan, kurum için kaçınılmaz sonlardan örnekler sunarak onları sürekli uyanık tutar. Unutmadan konuyu desteklemesi açısında şu meşhur hikayeden de bahsetmek isterim; Japonlar küçük yaşlardaki okula başlayacak çocukları Hiroşima ve Nagazaki’ye götürerek onlara eğer dallarında en iyi olup ülkenin gelişmesine katkıda bulunmazlarsa, Tarihin tekerrür edip bir Hiroşima ve Nagazaki faciası daha yaşanılacağını anlatırlar. Yani Tarih’in ta kendisinden örnekler verilerek Japon çocukları motive edilir. Bu Tarihi terbiye ile büyüyen Japon çocuklarının Japonya’sı, bugün Dünya’nın en önemli teknoloji devlerinden birisi konumundadır.

Tarih süreklidir. Birbirini takip eden olaylar arasında kesinlikle bir kopukluk yoktur. Basit bir örnek vermek gerekirse; II. Dünya Savaşı’nı anlamak için I. Dünya Savaşı’nı iyi bilmek gerekir. Çünkü Tarihte her zaman ilk olay ikincisinin sebebidir.

Tarih, öğreticidir. Geçmişteki bilimsel gelişmeleri, ülkelerin değişen sınırlarını ya da hangi yüzyılda hangi mesleğin revaçta olduğunu dahi öğrenebiliriz. Tarih, bunu bize o dönemde yazılmış eserleriyle öğretir. Bu eserler büyük politikacıların günlükleri ya da sağ kollarının onların hayatını anlatan eserleri, yine dönemin gazeteleri, basılan kitapları, mahkeme kayıtları, antlaşmalar ve devlet içindeki kurumlar arası yazışmalar gibi arşiv belgeleri olabilir.

Velhasıl Tarih bilimini genç beyinlere, geleceğimize iyi bina etmek gerekir. Geleceğin Tarih konusu olacak bugünde yaşayan bizler Tarih Biliminin önemini ve gerekliliğini küçük yaşlardan itibaren gelecek nesillere kavratarak, bilinçli, kendisi ve ülkesi için yararlı Tarihçiler yetiştirebiliriz. Önemli olan doğru yöntemleri kullanmak ve gençlere Tarih bilimini sevdirmektir.

Unutmayalım ki tüketen değil üreten, teknoloji satın alan değil teknoloji satan ve gelişmekte olan değil gelişmiş bir ülke olmak istiyorsak, Tarih bilimine daha çok değer vermeliyiz.

Önceki İçerikKRALIN UYKU TULUMU
Sonraki İçerikTÜRK SİNEMASINDA BİLİNMEYEN ADAM: MUHSİN ERTUĞRUL
Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi. Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi... haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.
TEILEN