FARKLI BİRİ: SLAVEN BİLİć

0
541
views
FARKLI BİRİ: SLAVEN BİLİć - Büt Dergisi

Euro 2008 sonrasında, o zamanlar Hırvatistan’ın teknik direktörü olan Slaven Bilić, hep aklımızın bir köşesinde oldu. Hırvat Milli Takımı’nı bıraktıktan sonra Beşiktaş ile çalışmak istediğini söyledi, Beşiktaş’ta onu istedi ama bu birliktelik henüz nasip olabildi. Split’ten İstanbul’a uzanan bir hikayenin baş kahramanı olan bu karizmatik adam bir teknik direktörden daha da fazlası… 

 Efe Karasu / efekarasu@gmail.com

Ali Ece, Slaven Bilić’in Beşiktaş ile anlaştığı duyurulduktan sonra ‘Deli mi Dahi mi?’ isimli bir yazı kaleme almıştı. Benim bu soruya cevabım her ikisi de. Biri bir şey söylese de onu güzelce çarpıtsam diye bekleyenlerin bulunduğu bir medyada, Beşiktaş’ta sosyalist takım düzenini oturtmaya çalıştığını söylemek delice, bu düşünceye sahip olmak ve bunu uygulamaya koymak ise dahice geliyor bana. Slaven Bilić, hayal edebileceğimiz bir teknik direktör profillerinden çok daha farklı bir noktada.

O, hukuk fakültesi mezunu bir rock yıldızı. Rawbau adlı bir müzik grubunda elektro-gitar çalıyor. İngilizce, İtalyanca, Fransızca, İngilizce dillerini akıcı bir şekilde konuşabiliyor. Şimdilerde öğrenmeye çalıştığı dil ise doğal olarak Türkçe. Türkiye’de çalışmaya kısa bir süre önce başlamış olmasına rağmen ülkemizde sempatizanları azımsanmayacak kadar fazla olan bu sıradışı teknik adamı daha yakından tanıyalım.

Futbolculuk Kariyeri

Futbola doğduğu şehir olan Split’in Hajduk takımında başladı. 1987 yılında profesyonel oldu ve NK Primorac takımına kiralandı. Ertesi sezon HNK Sibenik’te kiralık olarak forma giydi. Yeterli maç tecrübesini kazanan Bilić, sezon sonunda Hajduk’a dönerek takımının değişilmez oyuncularından biri oldu. Buradaki performansıyla dikkat çekerek Almanya’nın köklü kulüplerinden Karlsruher’e transfer oldu. Almanya’daki ilk sezonunda takımıyla birlikte UEFA Kupası’nda yarı final oynama başarısını gösterdi. Bundesliga’da geçirdiği 2.5 sene boyunca 1 kez yılın en iyi defans oyuncusu seçildi ve Almanya Bundesliga’nın ilk yabancı takım kaptanı oldu. Daha sonra İngiltere Premier Ligi’nde mücadele eden West Ham kulübüne transfer oldu.  Başarılı performansını burada da devam ettiren Bilić, İngiltere’de oynanacak olan ve Hırvatistan’ın ilk defa katılmaya hak kazandığı 1996 Avrupa Şampiyonası’nda milli takım kadrosuna çağırıldı. 1997 yazında Everton kulübü ile anlaştı. Bilić’i transfer eden Howard Kendal’ın takımdan ayrıldı ve yerine gelen Walter Smith onu orta sahada oynatmayı tercih etti. Bu tercihi eleştiren Bilić, daha sonra ”Beni stoper yerine orta sahada oynatarak daha az gol yiyeceğimizi zannetti. Ama neredeyse her maç gol yedik ve bizden güçlü olduğunu düşündüğü takımlara karşı çaresizce geriye gömülüp sürekli yenilmeye devam ettik.” diyerek eski hocasını eleştirecekti. Fransa 98’de efsane Hırvatistan Milli Takımı’nın bir parçası oldu ve Hırvat futbolcular bu turnuvada 3. olarak ülkelerini onurlandırdılar. Bilić, 2000 yılına kadar Everton kariyerine devam etti ve daha sonra evine, Hajduk Split takımına geri döndü. 2000 – 2001 sezonunda futbola başladığı kulüpte şampiyonluk yaşayan Bilić, bu sezonun ardından 33 yaşında futbolculuk kariyerini sonlandırdı.

Gökten zembille inmedi

Futbolu bıraktıktan hemen sonra 2001-2002 sezonunda Hajduk Split’te teknik direktörlük görevine getirildi. İlk teknik direktörlük deneyimini burada yaşayan Bilić’in bir sonraki adresi Hırvatistan U21 Milli Takımı oldu. Hırvatistan Milli Takımı, Slaven Bilić’in kendisinin de yer aldığı Davor Suker’li, Zvonimir Boban’lı, Robert Prosinecki’li, Marijan Mrmiç’li altın jenerasyondan sonra duraklama dönemine girmişti. Bilić, öğrencilerini Hırvat Milli Takımı’na hazırlayıp bu jenarasyonu tekrardan canlandırmak istiyordu. Bilić’in takımı, 2006 yılında oynanan U21 Avrupa Şampiyonası elemelerinde grubunu lider olarak tamamlasa da, o dönemin güçlü takımı Sırbistan Karadağ’a elenip turnuvanın dışında kaldı. Hırvatistan U21’de 2 yıl teknik direktörlük yaptıktan sonra 2006 Dünya Kupası’nda hayal kırıklığı yaratan Hırvatistan A Milli Takım’ının antrenörlüğüne getirildi. Onun gibi U21’den a takıma yükselen Danijel Pranjic, Darijo Srna, Niko Kranjcar, Eduardo, Corluka ve Modric ile yıkılması zor bir takım yarattı. Bilićli Hırvatistan, 2008 Avrupa Şampiyonası elemelerinde grubunu lider tamamlayıp turnuvaya doğrudan katılma hakkını kazandı. Grupta İngiltere’yi hem Zagrep’te hem de Wembley’de devirmeleri büyük yankı uyandırdı. Elemelerden sonra takımda yer alan birçok oyuncu Avrupa’nın popüler kulüplerine transfer oldu. Bu performans IFFHS’ye göre Bilić’i Dunga’nın ardından en iyi 2. milli takım antrenörü yapıyordu. 2008 Avrupa Şampiyonası’nda grup aşamalarını geçip Türkiye ile eşleşen Bilić’in takımı, bu unutulmaz maçta milli takımımıza elenmekten kurtulamadı. Bir kaç sene öncesine kadar bu mağlubiyetin getirdiği hüzün o günkü kadar olmayacaktı. Öyle ki Bilić’in Hırvat Milli Takımı’na getirdiği hava, Hırvatlara takımlarının Euro 2008’de final oynayacağına yürekten inandırmıştı. O, maç esnasında agresif görünse de maçtan sonraki dönemlerde Türkiye’nin bu karşılaşmayı dürüstçe kazandığını söyleyerek milli takımımıza hakkını teslim edecekti. Hırvatistan 2010 Dünya Kupası’na katılamadı, ancak Bilic takımının başında görevine devam etti. 2012 Avrupa Şampiyonası elemeleri play-off karşılaşmasında yine Türkiye ile eşleştiler. Hırvat teknik adamın intikam olarak görmediği bu eşleşmenin galibi olan Hırvatistan, turnuvaya katılmaya hak kazandı. 2012 Avrupa şampiyonasında ise grup aşamasında elendiler. Bilic, özellikle İspanya’ya karşı takımına haddinden fazla ofansif bir futbol oynattığı gerekçesiyle Hırvat basınında oldukça eleştirildi. Bilić, bu eleştirilere şiddetle karşı çıkarak, takımını defansif bir kurgu ile sahaya sürmesi halinde daha farklı bir şekilde de yenilebileceklerini, hakem eğer o maçta adil davranmış olsaydı yenilmez denilen İspanya’yı bile yenebileceklerini iddia etti. Bu, onun Hırvat Mili Takımı ile çıktığı son şampiyona oldu. Artık bir kulüp takımı çalıştırma hayalinin peşinden gidecekti.

Moskova soğuk, İstanbul Sıcak

Milli takım antrenörlüğünü bıraktıktan sonra adı Avrupa kulüpleri ve Beşiktaş ile anılsa da bir sonraki adresi Rusya’nın Lokomativ Moskova takımı oldu. Bilić’in Lokomativ’i sezona iyi bir başlangıç yaptı ancak sonrasında yaşanan puan kayıpları takımı puan sıralamasında aşağıya doğru çekecekti. Buna rağmen Moskova takımının başkanı teknik direktörlerinin arkasında olduğunu açıkladı. Lokomotiv’i kalkındırma planını hazırlayıp yönetime sunan Bilić’in bu raporu olumsuz karşılandı. Takımı ligi 9. sırada bitirdikten sonra Bilić’in Rusya macerası sonlandı. En son 2004-2005 sezonunda şampiyonluk yaşayan Lokomotiv Moskova takımı ile Bilić’in birlikteliği son dönemlerde Rus ligindeki Zenit ve Cska Moskova hegomonyasını yenemedi. Bir sonraki takımı Rusya’ya gelmeden önce de açıkça beyan ettiği üzere çalıştırmayı çok istediği ve kendisine çok uygun gördüğü Beşiktaş olacaktı.

Sevipte kavuşamayanlar kavuştu…

Beşiktaş, 2013 yazında Feda sezonunun teknik direktörü Samet Aybaba ile yollarını ayırmıştı. Kamuoyunda yeni teknik direktör adayı için yüksek sesle söylenen isim Bilić’in Hırvatistan Milli Takımı’nda beraber görev yaptığı, Kayserispor’un teknik direktörü Robert Prosinecki idi. Hatta bu konu yüzünden Kayserispor ve Beşiktaş kulüpleri arasında kısa süreli bir kriz yaşandı ve daha sonra bu transferden vazgeçildi. Beşiktaş’ın sportif direktörü Önder Özen, bir basın toplantısında yeni teknik direktörlerinin ya bir şeyleri başarmış ya da başarma potensiyeli olan bir teknik direktör olacağından söz etti. Geçen zaman diliminde ikinci tanıma uyan Slaven Bilić, Beşiktaş’ın teknik direktörlüğüne getirildi. Hırvat teknik adamın ismi, daha kendisi İstanbul’a gelmeden Beşiktaş taraftarlarının umutlarını yeşertmeye yetti.  Bilić, 2012 yılında kendisiyle röportaj yapmaya gelen TRT Spor programcısı Serhan Asker’e, Avrupa Şampiyonası sonrasında yeni sezon için Rusya, İtalya, Almanya ve İngiltere’den teklifler aldığını ama aklının Beşiktaş’ta olduğunu açıkça beyan etti. Nitekim, Beşiktaş’ta Bilić’i istiyordu ancak o dönemin Beşiktaş Futbol Şubesi Sorumlusu İbrahim Altınsay’dan Hırvat teknik adama onay çıkmayınca bu birliktelik sağlanamamıştı. Bilić’in, 2013-2014 sezonu başında Beşiktaş ile imzaladığı mukavele, sevipte kavuşamayanları kavuşturan bir belge oluvermişti. İstanbul’a geldikten sonra Bilić bu hikayeyi kısaca şöyle anlatıyordu, “Türkiye’deki statları, atmosferi, taraftarları gördüğümde gerçekten etkilenmiştim ve kendi kendime ‘Türkiye’de bir takımı çalıştırmak isterim’ demiştim. Lokomotif Moskova’dan ayrıldıktan sonra belirli bir süre dinlenmeye karar vermiştim. Ama Beşiktaş’ın teklifiyle her şey değişti. Benim için reddedilemezdi.”

Beşiktaş’a heyecan getirdi

Slaven Bilić yönetimindeki Beşiktaş, sezon öncesi hazırlık karşılaşmalarında durgun bir görüntü sergilese de sezona Trabzonspor galibiyetiyle başladı ve ilk 4 haftanın sonunda namağlup olarak zirvede yer aldı. İnönü Stadı’nın yeniden inşa edilme sürecinde Olimpiyat Stadyumu’nda iç saha maçlarını oynayan Beşiktaş takımında Bilić’in getirdiği heyecan tribündeki taraftar sayısına da yansıdı. Beşiktaş’ın Olimpiyat Stadı’nda şu ana kadar oynadığı 3 resmi iç saha maçında tribünde 50 bini aşkın bir taraftar ortalaması yakalanırken, 5. hafta oynanacak olan Beşiktaş – Galatasaray derbisi için, 76 bin kişilik kapasitesi olan stadyumun satışa çıkarılan tüm biletlerininin tükenmesi aynı zamanda bir rekor demekti.

Bilić, Beşiktaş’ta sosyalist bir takım düzeni yaratmak istediğini beyan ederken, “Takım olarak oynuyoruz. Zaten buradaki felsefe güç halkındır. Oyunculara bunu anlatmaya çalışıyorum. Takımda zenginler ve fakirler yok, sınıflar yok. Sınıfları ortadan kaldırarak gücü halka vermeye çalışıyoruz.”  diyordu. Gerçekten bunun sadece sözde kalmadığını, takımın yıldızı Fernandes’in herkesten çok koşmasından, Almeida’nın oyundan çıktıktan sonra yedek kulübesinde hala nefes nefese görüntülenmesinden anlayabiliyoruz. Taktiksel anlamda yıllar sonra bu derece etkili bir teknik direktörü takımlarının başında gören Beşiktaşlı taraftarların bundan sonrası için biricik umudu oldu Slaven Bilić. Ama sadece taktisyen yönü değil centilmenliği de takipçilerinin taktirini toplamakta. O, takımının galip geldiği her karşılaşma sonrasında rakip oyuncuları tek tek gösterdikleri mücadele için tebrik ediyor. Onun samimiyetini sorgulayacak olanlar, Euro 2008 çeyrek finalinde Türkiye-Hırvatistan karşılaşması sonrası takımının aldığı şok edici mağlubiyetten sonra bile Fatih Terim’e sarılıp tebrik ettiği görüntüleri internet üzerinden arayıp bulabilirler.

O iyi bir insan

”Paramı yoksullarla paylaşmadığım gün insanlıktan yoksun olduğum gündür.” diyen Bilić, İstanbul’a geldiğinde bu görüşünü “Ancak elinizdekileri paylaşmayı bilirseniz onurunuzla ve mutlulukla yaşayabilirsiniz.” diyerek açıklıyordu. İstanbul’a geldiğinde halk plajında denize giren Bilić, Hırvat Milli Takımı’nı çalıştırdığı zamanlarda da diğer ülkelerin takımları 5 yıldızlı otellerde konaklarken o takımına köyde kamp kurduruyordu. ”Ben bir sosyalistim ama gerçek anlamda bir sosyalistim. Dünyayı tek başıma kurtaramayacağımı gayet iyi biliyorum. Ancak bir haksızlığa, adaletsizliğe karşı bir mücadele varsa, ben daima en ön saflarda olmayı tercih ederim ve hayata da buradan bakarım.” diyen Bilić’in adaletine inanan Beşiktaşlı futbolcular, her zamankinden daha çok koşmaya, daha iyi performans göstermeye başladılar.

Bilić, futbola olan sevgisini, “Kadınlar alınmasın ama futbol dünyadaki en güzel şey.” diye açıklarken futbolun içindeki kötü olaylara da tepkisiz kalmadı. Hırvat Milli Takımı’nı yönettiği dönemlerde oynanan bir Hırvatistan – İtalya karşılaşmasında, bazı Hırvat taraftarların İtalyan siyahi oyuncu Balotelli’ye yönelik yaptıkları ırkçı tezahuratlar onu oldukça sinirlendirmişti. Bu durumu sahalarda istemediğimiz olaylar şeklinde kibar bir açıklamayla geçiştirmeyi veya ülkemizde de örneğini gördüğümüz üzere muz uzatanları savunmayı tercih etmeyip, “Bu herifleri sevmiyorum, bizi desteklemelerini de istemiyorum. Stadyuma da gelmesinler. Bu salak heriflere uyuz oluyoruz.” diyerek ırkçıların karşısında sert bir kaya gibi durmayı başarmıştı. Bu çılgın adam iyi bir insandı.

Bilić’in gözünden, Beşiktaş ve çArşı

Onun gerçek bir halk adamı olması, bunun yanında takımlarının yeni teknik direktörü olması çArşı grubunu oldukça heyecanlandırdı. Henüz İstanbul’a gelmeden, çArşı’nın onun adına yaptığı  pankart hazırdı. Pankartın tam ortasında Bilić’in gitar çalarken ki resmi ve üstünde kocaman “Halkı takımına hoş geldin Slaven Bilić” yazıyordu. Pankart, onun Beşiktaş’ın başında çıktığı ilk karşılaşmada yedek kulübesinin tam karşı trübününde açıldı. Beşiktaş taraftarları ilk maçında Bilić’e sevgi gösterilerinde bulundu. Hırvat teknik adam Beşiktaş’ı, “Hajduk Split çok büyük ve Avrupa’da söz sahibi bir kulüp değildir ama bulunduğu bölgedeki insanların hayatında çok büyük anlamlar taşır. Tam da bu özelliği ile bir kült kulüptür. Beşiktaş’ta tam olarak böyle bir kulüp. Arması, forması, renkleri, taşıdığı önem Beşiktaş’ı kült bir kulüp haline getiriyor. Ben Beşiktaş’a transfer olduğumda kulübün armasını öpen ve ‘Ben zaten hep bu kulübün taraftarıydım, hep bu kulübü sevdim’ diyen oyuncular gibi hareket edecek değilim. Benim hislerim gerçekten samimi ve buraya gelmeden önce de Beşiktaş’a karşı hislerim böyleydi. Buraya gelince de bu hislerim devam ediyor.” sözleriyle betimliyordu. çArşı hakkındaki görüşleri ise şöyleydi, “çArşı grubunu Beşiktaş’a gelmeden önce tanıyordum. Kült bir grup olduklarını biliyorum. çArşı’nın benim kafamdaki yeri şöyle; Sanki bütün olayları yukarıdan izleyen bir hükümet gibiler. Bütün olayları yukarından izliyor ve akıllıca, eğlenceli bir şekilde tepkilerini gösteriyorlar. Bu da onları farklı kılıyor. Hem eğlenceliler hem de kendi kültürlerini oluşturmuşlar.”

Özel yaşamı

Bilić’in ayrıldığı eşinden Leo ve Alana adında iki çocuğu var. Yürümesindeki bozukluk, 1998 FIFA Dünya Kupası’ndaki sakatlığı sırasında oynamak için maçlara sürekli iğneyle çıkıp, bu nedenle çok geç ameliyat olmasından kaynaklanıyor. 2008’de Unicef’in ‘İyi Niyet Elçisi’ oldu ve yardıma muhtaç çocuklar için düzenlenen faliyetlerin içinde yer aldı. Kendisini gerçek bir sosyalist olarak tanımlıyor. Hukuk mezunu olan Bilić’in bir kitap kurdu olduğunu söylesek yanlış olmaz. Rawbau adlı bir müzik grubunda elektro-gitar çalmasının yanında bir de şarkı sözü yazıyor.

Wenger’in öğrencisi, Ferguson hayranı, bence bir Lucescu

Slaven Bilić, teknik direktörlük kariyerinin başlarında Arsene Wenger ve Marcello Lippi’nin yanında staj yapıp tecrübe kazandı. Ancak onun idolü açıkça da dile getirdiği gibi, Alex Ferguson’du.

İskoçyalı teknik direktör, 1986 yılında Manchester United’ın başına geçtiğinde 45 yaşındaydı. Tesadüf ki Bilić’te Beşiktaş’ın başına 45 yaşında geçti. Futbolun içindeki en güzel insanlardan biri olan Slaven Bilić için dileğim Ferguson’un Manchester kariyeri gibi bir İstanbul kariyeri yaşaması. Ben, Lucescu kadar iyi bir taktisyen ve motivatör olduğunu düşündüğüm Bilić’in Beşiktaş kariyerinin en sıkı takipçilerinden biri olacağım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here