Ego tatmin etmek için sanatçı olunmamalı

Sinan Söyler'in kendinizden de bir şeyler bulacağınızı düşündüğümüz bu güzel sohbetini keyifle okumanız dileğiyle…

0
325
views

Sinan Söyler, müziğe gönül vermiş genç bir neyzen. Küçük yaşlarda maddi sebeplerle başladığı marangoz atölyelerinde de müziğe olan bağlılığı son bulmamış. “Müziği hayatım olarak görüp, hep hayatımın içinde olsun istiyordum” diyen başarılı neyzen, “Mevlana ya da Şems-i Tebriz-i sözleri paylaşarak ya da söyleyerek gönül işi yapmış olmuyoruz. Bu işi yaparak, daha fazla insana nasıl sevdiririm diye düşünerek ancak gönül işi yaparız” diye ekliyor ve yetiştirdiği öğrencilerle, katıldığı konserlerle müziğin hayatında nereden nereye geldiğini anlatıyor. Sinan Söyler’in kendinizden de bir şeyler bulacağınızı düşündüğümüz bu güzel sohbetini keyifle okumanız dileğiyle…

Sinan Söyler kendisini nasıl anlatır?
15 Ağustos 1991 İstanbul doğumluyum. Ortaokul yedinci sınıfa kadar okudum. Bazı maddi sıkıntılardan dolayı işe girmek zorunda kaldım. Babamın açtığı dükkanlarda ve marangoz atölyelerinde çalıştım. Bağcılarda Türk Tasavvuf Kültürü Musikisini Tanıtma ve Yaşatma Derneği var. Bizim de müziğe başlamamıza vesile olan yerdir. Ağabeyim Bağcılar’dayken hem derslerini idare edip hem de camide ezan okuyordu. Caminin imamı izinliyken yerine gelen imam musikiyle çok ilgiliymiş. Ağabeyimin sesini çok beğendi ve sesini geliştirmemiz lazım dedi. Dernekte ritim çalmaya başladık. Bu aşamaya gelmemizde onların yardımları çok önemlidir. Biz, her şeyin vesile olduğuna tesadüf olmadığına inanan insanlarız. Ağabeyim müzik yolunda kanunu seçti. Ben de ilk olarak ud, sonra ney seçtim. Daha sonra da İSMEK’in Fındıkzade’deki kursuna eğitim almaya gittik. Tabii bu esnada hem marangoz atölyesinde çalışıp hem de müziğin peşinden koşuyoruz. Bu uğurda ustamızdan müzik yapmamamız için dayak yemişliğimiz bile vardır. Tabii ağabeyim için sevindirici olan şu ki o şimdi İTÜ’de kanun ve ses eğitimi okuyor.

MÜZİĞİ, HAYAT GİBİ GÖRDÜM

Marangoz atölyesinde çalışırken müzik yapmak zor olmuştur…
Tabii hem de nasıl. 18 yaşıma kadar marangoz atölyesinde çalıştım. Öğle molalarında vakit bulup müzik yapıyordum. Askere kadar da müziği maddiyata dökmek gibi bir düşüncem olmamıştı. Para amacında değildim. Müziği hayatım olarak görüp, hep hayatımın içinde olsun istiyordum. 18 yaşında tekstille ilgili bir işe girdim çünkü marangoz atölyesinde parmaklarımı kesmiştim. Tekstil işinde yabancı diller öğrendim. Oradaki müdürümüz Emin Eminoğlu da müzikle çok ilgiliydi ve açık öğretime yazılmama vesile oldu. Bu işlerin benim için bir basamak olduğunu söylerdi. Konserlerim, derslerim olduğunda maaşımdan eksiltmeden izinler verdi ve müziğe yolumu açtı. 

Konservatuarı, siz neden düşünmediniz? Halen içinizde böyle bir istek var mı?
20 yaşında askere gittiğimde, mesleğimi müzisyen olarak yazdırdım. Acemi birliğim Ankara’ydı. Sonra müzisyen elemelerine katıldım. 70 kişiden üç kişi seçtiler. Ben de içlerindeydim. TSK Armoni Mızıkası Komutanlığı’nda usta birliğine seçilerek askerliğimi Ankara’da devam ettirdim. Orası benim için konservatuar gibi oldu. 15 ay boyunca günde 14 saat müzik yapmak zorundaydık. Spor yasaktı. Askerden sonra da Başakşehir Belediyesi Bilgi Evleri nasibime geldi. İTÜ’ye de gidiyorum 5 yıldır. Oradada hocam var Yardımcı Doçent Ali Tüfekçi. Ondan eğitim alıyorum. Ama henüz o uzun vakti göze alıp akademik düşünceye giremedim.

Konservatuarla ilgili düşünceniz nedir?
Bir işi yapıyorsanız kesinlikle okulunu bitirmek gerekiyor. Okuldan ne alacağınızı bildiğiniz zaman okula bahane bulmaya da gerek kalmıyor. Konservatuarlardan herkes şikayetçi; çünkü çok rahat buluyorlar. Rahatlık şu ki müzikle uğraşıyorsun. Alınılan dersleri gereksiz bulanlar bunu okula mal ediyorlar. Ama okulda öyle hocalar var ki, yanında oturup çay içmesi bile hayal olması lazımken, hocayı tanımıyorlar. Maddiyatı ya da herhangi bir şeyi düşünmeden gerekirse her şeyden fedakârlık yaparak müziğe yoğunlaşabilirim. Bu beni çok mutlu ediyor. Bazen yoruluyoruz tabii ama o da bizim şükürsüzlüğümüz.

Maddiyatı ya da herhangi bir şeyi düşünmeden gerekirse her şeyden fedakârlık yaparak müziğe yoğunlaşabilirim.

Sosyal medya ile aranız nasıl?
Sosyal medyadaki şu anki paylaşımlar özenilmiş olarak gidiyor çünkü albüm hazırlığına gireceğim. Saygı çerçevesi içinde eleştiriye de her zaman açığım. Müziğimi beğenenler sayesinde de özgüvenim tazeleniyor. İnsanlara ulaşmaya çalışmak ve bunu başarmak mutlu ediyor. Tabii insanlara ulaşmak sosyal medya sayesinde artık çok kolay ama onlara değebilmek zor. Önemli olan bunu yapabilmek.

Emek verdiğiniz bir işi yapmak güzel olmalı…
2 yıl boyunca Ereğli’de ney eğitimi verdim. Aldığım para yol parasına ve yemeğe ancak yeterdi. Haftada bir gün günübirlik yedi saat gidiş, yedi saat dönüş yolum vardı. Altı gün çalışırken, izin günümde de gece yola çıkıp Ereğli’ye gidiyordum. Bunu da övgü için değil, müziğe olan emeğimi belirtmek için anlatıyorum. Mevlâna ya da Şems-i Tebrizi sözleri paylaşarak ya da söyleyerek gönül işi yapmış olmuyoruz. Bu işi yaparak, daha fazla insana nasıl sevdiririm diye düşünerek ancak gönül işi yaparız. Ben müziğe hiçbir zaman iş olarak bakmadım. Allah bana bu yeteneği nasip etti. Ben de severek yapıyorum. Bugün şuradaki yolda düşsek kolumuz kırılsa bir daha ney üfleyemem. Her şey insan için sonuçta…

Mevlâna ya da Şems-i Tebrizi sözleri paylaşarak ya da söyleyerek gönül işi yapmış olmuyoruz.

Beste yapıyor musunuz?
Beste yapıyorum ama sosyal medyaya henüz eklemedim. Albümde inşallah olacak.

EGO TATMİNİ İÇİN SANATÇI OLUNMAMALI

Müzisyenlerdeki müzik algısı sizce nasıl?
Müzisyenler de bazen şu algı olabiliyor: “Ben paramı alıyorum parama bakarım.” Aslında yapabileceğimiz çok şey var. Ego tatmin etmek için sanatçı olunmamalı. Ama bu işi daha ileri seviyelere götürmek için de sanatçı kimliğinin olması gerekiyor. Benim kanaatimce ben de sahnemde tek olmak istiyorum; çünkü yapacağım işin kendi başına ön planda olmasını istiyorum.

Çalışmalarınızı nasıl devam ettiriyorsunuz?
Grup Sezgiler isimli Başakşehir Belediyesi çalışanlarından kurulu bir grubumuz var. Zekeriya Özberk önderliğinde kurulmuş bir grup. Onlarla çalışıyorum. Her gün düzenli çıkabileceğim yerler de var; ama hedefim yalnızca para kazanmak değil.

Boş zamanlarımda ney yapıyorum. Bu benim için marangozluğu da devam ettirmek anlamına geliyor. Ve ben marangozluğu seviyorum.
Boş zamanlarımda ney yapıyorum. Bu benim için marangozluğu da devam ettirmek anlamına geliyor. Ve ben marangozluğu seviyorum.

Günlük yaşamınızda neler yaparsınız?
24 yaşında evlendim. 18 aylık bir oğlum var. 25 bin kişi takip ediyor. Eşim de bazen oğlumuzla ilgili bir şeyler paylaşmak istiyor ama ben nazardan korkuyorum.
İnsanlar artık sosyal medyada mutlu görünüp, özel hayatında sıkıntı yaşıyorlar. Bu da benim yaşam tarzıma aykırı bir durum. Evlilik başka bir dünya. İnsanın özeli. Eşim de benim için özel ve o zaman neden her yerde olsun. Benim profilime baktığınız zaman ‘sadece müzik’ yazar. Fotoğraflarım da yüzümü yansıtması için koyulmuştur. Onun haricinde özel hayatımı paylaşmayı tercih etmiyorum. 25 bin insanı kontrol edemem. Oğlumun bir fotoğrafını paylaştım. 3000 küsur kişi beğendi ve 1000’e yakın yorum aldı. İki gün sonra çocuğum hasta oldu ve iki hafta iyileşemedi. İster istemez ‘acaba’ diyorsunuz.

İnsanların niyetlerini artık profiline bakarak az çok tahmin edebiliyorsunuz. Ders isteyenler oluyor onlara yönlendirmeler yapabiliyorum. Müziğimle ilgili anında geri dönüş alabiliyorum. Siz bir işe gönül koyduysanız ve onu da doğru yapmaya çalışarak emek harcıyorsanız, en hayırlısı size veriliyor. Sadece üniversite kazanılarak da nasibimi bekliyorum diyen kişi zaten çok bekler. Harekete geçmek ve emek vermek bu noktada çok önemli.

Müzik dışında vakit ayırdığınız şeyler var mı?
İnsanın kendini güncellemesi lazım diye düşünüyorum. Benim şu an bir kitap çalışmam var. Ney metoduyla ilgili. Başakşehir Belediyesi Bilgi Evleri için. Bu metodun da kalıcı olacağına inanıyorum. Türkiye’nin birçok yerinde öğrencilerim var. Hepsi bu bilgi evlerinde yetişip taşındılar. Mesela Eskişehir’de bir öğrencim var. Orada gönderdiğim bir ustanın yanında ney yapmayı öğrenmiş. Bu çok güzel bir durum.

HAYATI, GÜZEL VE YAŞANILASI YAPMAK SİZİN ELİNİZDE

Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Boş zamanlarımda ney yapıyorum. Bu benim için marangozluğu da devam ettirmek anlamına geliyor. Ve ben marangozluğu seviyorum. Bu meslek çok ayrıntı içeren zor bir meslek. Bir dolap yaparken bile her şeyini tartmak hesap etmek gerekir. Ve sonra kendi yaptığınız bir şeyi kullanmak mutlu ediyor. Genelde satmak için değil kendim için ya da dostlara yapıyorum. Ticari bir iş için girersem atölyeye amaç para olduğu için o huzuru bulamıyorum. Atölyemde kamış temizlerken Bekir Sıtkı Sezgin’i ya da eski Türk Musikilerini dinleyip orada rahatlarım. Bir de yağmur yağıyorsa değmeyin keyfime. (Gülüyor). Ayrıca elimden geldiğince eşime ve oğluma vakit ayırmayı seviyorum. Hayatı, insan kendisi ne kadar güzelleştirirse o kadar güzel ve yaşanılası oluyor.

Türkiye’deki neyzenlerin bu işin maneviyatını kullandığıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Ney ile alakalı sağda solda o kadar çok yazı var ki! Ney, manevi bir enstrümandır. Sadece bir enstrüman olarak kabul edenlere de katılıyorum. Çünkü benim fikrime göre maneviyat neyde değil, kişinin kendisinde olur. Yalnızca ney bunu dile getiriyor. Neyzenlik adı altında insanları duygusal olarak etkileyip popülarite kazanma peşinde olan kişileri maalesef ben de çok gördüm. Yani, ney ve tasavvufu kullananlar ne yazık ki var. Bu sebeple kimsenin bu tür insanlara inanmasını istemem. Önemli olan sizdeki maneviyattır ve bu sizde varsa diğer enstrümanlarla da hissedersiniz. Yoksa iki ilahi öğrenip ney üflemekle gelen popülerlik benim hoş baktığım bir şey değil. İnsanlar sırf neyzen ya da sosyal medyada dini sözler paylaşıyor diye kimseye güvenmesin. Bu duygular kullanılıp ticaret yapılıyor. Türkiye’de de ney dinleyicisi çok fazla. Bu sadece sayısal bir çıkarım değil, insanlar ney dinlemeyi çok seviyor. Bu yüzden art niyetli olanlar bunu kullanmaya çalışıyorlar. Mercan Dede yüzlerce kişiye ney hediye etmiştir, çünkü bu bir gönül işidir. Kendisi gösterişi sevmez ve neyzen olarak bilinmez. Ama besteleri harikuladedir.

Sizce Türkiye’de kadın neyzen sayısı neden az?
Aslında Burcu Karadağ bu konuda çok iyidir. Ve Sühendan Çetin de iyi isimlerdendir. Türkiye’de bence kadın olarak bu işin içine girip tanınmış başarılı insanlardandır. Kadınlar ney üflemekten çok onun duygusal dünyasına girip dinleyici olmayı tercih ediyor olabilir. Ayrıca ben sayılarının artacağına eminim. Popülariteyi kullanarak ünlü olmaya çalışanlar bilineceğine, bu işe emek ve gönül vermiş insanlar bilinmeli.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here