DOWN CAFE

1
1058
views
DOWN CAFE - Büt Dergisi

Bu ayki yazımda sizlere bir kafeden bahsedeceğim. Ama sıradan bir kafe değil. Çok özel ve güzel bir kafe. Samimiyetin, saygının, sevginin, dürüstlüğün, doğruluğun, sıcaklığın hiç eksik olmadığı bir kafe burası. Neresi mi? Mecidiyeköy Down Cafe.

Kafenin isminden de anlaşılabileceği üzere bu kafenin özel bir yer olmasının sebebi; kafede çalışanların, down sendromlu, çok az kısmının otistik ve mental hastalığı olan çocuklardan oluşması. Çalışan çocukların çoğu down sendromlu. Bu kafenin neden özel olduğu konusunda şimdi daha açıklayıcı olmuşumdur. Her biri birbirinden iyi, saygılı, güler yüzlü, sıcakkanlı ve cana yakın çocuklar bunlar.

Böyle bir kafenin varlığından geçen yıl haberdar olmuştum. Ancak gitmek bir türlü kısmet olmamıştı. Geçen gün birden aklıma geldi. Hemen kafenin adresini buldum ve düştüm yola. Burası yazılması gereken, insanların böyle bir yerin varlığından haberdar olması gereken bir yer. Kafenin yerini buldum ve önüne geldim. Kapıyı açıp içeri girdiğim andan itibaren o güzel havayı pozitif enerjiyi almaya başladım. Önünden geçerken bile sizi içeri çağıran bir sıcaklık var. İçeri girer girmez güler yüzle ‘hoş geldiniz, buyurun’ diye karşılandım.

Kapıdan içeri girdiğinizde sol tarafınızda cam kenarında üç tane, orta kısımda iki tane ve karşı tarafta duvar kenarında üç tane masa var. Yemeklerin servis edildiği tezgah orta kısımda bulunan masaların ucunda yer alıyor. Mutfakta hemen oranın arkasında. Kapıdan girdiğinizde sağ tarafta birkaç masa üstü bilgisayar olduğunu göreceksiniz. İşi olan müşteriler bu bilgisayarları kullanabiliyor. Cam kenarında yukarıda asılı olan resimler, tablolar var. Bunlar Türkiye’deki bazı ressamlar tarafından yapılmış ve kafeye verilmiş. Bunların satışı gerçekleştirilerek kafeye destek sağlanıyor. Bilgisayarların üstündeki duvarda asılı birkaç resim, tablo var. Bunlar ise çocukların yapmış olduğu tablolar. Bilgisayarların olduğu yerde birde basın köşesi var. Kafe ile ilgili basında yer almış olan yazılar burada sergileniyor. Orta kısımdaki masaların arkasında bir dolap var. Dolabın raflarında kafe yararına eşyalar satılıyor. Mutfak kısmının sağ tarafındaki duvarda, çalışanlar bölümü var. Kafede çalışan çocukların fotoğrafları çerçeve içerisinde duvarda asılı. Kafe geniş ve ferah bir yapıya sahip.

Kafede 25 çocuk çalışıyor. Çalışan çocukların hepsi İZEV’de okurken otelcilik okuluna giderek iki buçuk üç ay bir eğitim almışlar ve sertifikaları var.  Her gün işe 5 çocuk geliyor. Çocuklarla birlikte her gün iki tanede gönüllü anne geliyor. Kafede gönüllü, yarı gönüllü esası ile çalışanlarda var. Bunlar kafe sorumlusu Sibel Hanım, aşçı Aynur Hanım ve onun yardımcısı. Aynı zamanda bu 25 çocuğun aileleri 17-18 yıldır birbirini tanıyan insanlar. Buda çok büyük avantaj. Sabah 08.30 civarı 5 çocuk ve 2 gönüllü anne kafenin kapısını açıyor. 12.00’a kadar çocuklar kafeyi temizleyip, düzenliyorlar. Hepsinin kendine göre vazifeleri var. 12.30 civarında çocuklar kırmızı renk önlüklerini giyip, misafir diye tabir ettikleri gelen müşterilere garsonluk hizmeti veriyorlar. Gönüllü annelerde kafede çocuklara yardımcı oluyorlar. Gelen müşterileri her biri güler yüzü ile karşılıyor, selamlıyor. Çok titiz ve özenli bir servis yapıyorlar. Gelen müşterilere önce servis açıyorlar. Daha sonra verilen siparişleri özenle masalara getiriyorlar. Aralarında güzel bir iş paylaşımı var. Siparişler masaya konurken çocuklardan biri tepsiyi tutuyor diğeri tabakları masaya bırakıyor. Aynı şekilde masaların toplanması sırasında da birisi tepsiyi tutuyor diğer çocuk boşları tepsiye koyuyor. Arkasından bir başka çocuk gelip masanın üzerini siliyor. Toplanan boşları da mutfakta güzelce bulaşıkları akıtılarak makineye diziyorlar. Saat 15.30-16.00 gibi çocuklar yıkanan tabakları, bardakları yerlerine yerleştiriyorlar. Çatal, bıçak ve kaşıkları kâğıtlarının içine koyuyorlar. Yani anlayacağınız kafenin her bir köşesinde çocuklar çalışıyor. Severek, isteyerek ve özenle yapıyorlar işlerini. Kafe dışındaki yakın yerlere de servis hizmeti veriyor çocuklar.

Gelenlerle konuşup sohbet ediyorlar. Onlarla konuştuğunuzda ne kadar samimi ve sıcakkanlı olduklarını anlıyorsunuz. Ayrıca Saruhan Beyin dediği gibi onların en büyük özelliklerinden biriside ‘yalanı’ bilmezler. Onların hayatında yalan yoktur. Hepsi samimi ve dürüst çocuklar. Onlar yalan kavramının ne olduğunu bilmezler esasında. Kafe 17.00’a kadar açık. 17.30 gibide çocuklar evlerine gidiyorlar. Ertesi gün ise farklı 5 çocuk ve farklı 2 tane gönüllü anne işe geliyor. Aynı düzen işlemeye devam ediyor. Ancak kafe 17.00’a kadar açık diye sakın yemek yemeğe bu saatte gelmeyin zira yemekler erkenden bitebilir. Yemekler günlük olarak aşçı tarafından taze yapılıyor ve gün içerisinde tükeniyor. Ay sonunda da çocuklar çok güzel bir şekilde zarf içinde maaşlarını alıyorlar. Saruhan Bey “Çocukların maaşlarını aldıklarında yüzlerinde oluşan o mutluluk görülmeye değer. Emeklerinin karşılığını alıyorlar. Haklı olarak çok seviniyorlar. Şahane bir olay, anlatılabilecek gibi değil.” diyor.

Çocukların bu kafede çalışması onlar açısından elbette çok yararlı. Toplumla bir arada sürekli etkileşim halindeler. Ve en önemlisi de onlar toplumda farkındalık yarattılar. Burada çalışan çocuklarda yaşanan güzel gelişmeler olduğunu söylüyor Saruhan Bey “Konuşmalarında değişiklik oldu. İnsanlarla etkileşimleri değişti. İnsanlarla oturup rahatça konuşup, dertleşebiliyorlar. Bir zaman sonra evlerine tek başına gidip gelmeye başladılar. Artık toplu taşıma araçlarını kullanıyorlar.” diyor.

Çocuklar bu işin yanı sıra, gönüllü öğretmenler tarafından resim, dans, müzik ve tiyatro gibi eğitimler alıyorlar. Yaptıkları resim çalışmalarından bir sergi açılacağını öğrendik. Daha önce dans gösterisi ve tiyatro performansı sergilemişler. Bu çocukların en büyük olayı; başardıkları, yapabildikleri şeyi en iyi şekilde yapmaları. Anlayacağınız gerekli eğitimi aldıkları takdirde bu çocuklar her şeyi yapabiliyorlar.

Down Cafe iki yıl önce, Saruhan Singen’in öncülüğünde Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün girişim ve katkıları ile açılmış. Şuan kafenin bulunduğu yer Sarıgül tarafından temin edilmiş. Kafenin iç kısmı toplanan yardım ve bağışlarla yapılmış. Şüphesiz kafenin bugün ki halini almasını sağlayan kişide asıl mesleği mimarlık olan ve bu kafenin öncüsü olan Saruhan Singen.

Kafe projesinin gelişimine de değinmek lazım. Çocuklar 18 yaşına kadar zihinsel engelliler okulundaki eğitimlerini tamamladıktan sonra diplomalarını alıyorlar. Saruhan beyin dediğine göre çocuklar diplomayı aldıktan sonra evlerine dönmeye başlamışlar. Böyle olunca aldıkları eğitimler heba olacak. Bunun üzerine Sarıyer’de yeni bir yer kiralayıp orada da 18-35 yaş arası olanlara eğitime ve rehabilitasyona başlamışlar. Çocukların aldıkları eğitimin yanı sıra toplumla iç içe olup, adapte olmaları lazım. Bunun en iyi yapılacağı yerler korumalı yerler. Bu çocukların topluma kazandırılması lazım. Bu düşünceler ışığında kafe projesi ortaya çıkmış.

Kafenin ayakta durabilmesi ve yürütülebilmesi için farklı uygulamalara başvurmuş Saruhan Bey. Türkiye’deki bütün ressamlara mail atarak durumu anlatmış ve onlardan resimler, tablolar istemiş. Ressamlarda duyarlı bir şekilde ücretsiz olarak resim ve tablolar göndermişler. Hala da göndermeye devam ediyorlar, istenildiği takdirde. Bu resim ve tablolar kafe yararına satılıyor. Hatta bundan feyiz alınarak burada resim atölyesi şeklinde bir çalışmada başlamış. Üç tane gönüllü ressam öğretmen bulmuşlar. Cumartesi günü belirli saatlerde gelerek çocuklara resim dersi veriyorlar. Kafenin içinde çocukların yaptığı resimlerde duvarda asılı. Hatta yapılan bu resimlerle bir sergi açılacakmış. Bir diğer uygulama ise 15 günde bir kafede dünya mutfağı günü yapılıyor. Saruhan Bey otellere gidip otel müdürleri ile görüşerek bir günlüğüne onların kafeye gelmelerini sağlıyor. Otellerinde hangi dünya mutfağı varsa, Japon, Çin, İspanyol, İtalyan vs bir günlüğüne onların kafeye getirilip satışı sağlanıyor.

Down Cafe ilk açıldığında insanlar çekingen davranmışlar. Buraya gelmekte tereddüt etmişler. Ben bunun sebebini, çocukları yakından tanımadıkları için böyle olduğunu düşünüyorum. Kafenin dışındaki down çocuklu resim, kafenin isminin down olması tepki çekmiş. Buradan gelip geçen insanlar kapıdan kafalarını uzatıp burası acaba ne, içeride çocuklar ne yapıyor gibi tepkilerde bulunmuşlar. Daha sonra çocukları kapının önüne çıkarıp gelip geçen insanlarla tanıştırmaya başlamışlar. Böylelikle insanlarda bir bilinç ve farkındalık oluşmuş. Çocuklara karşı bir ön yargı oluşuyor insanlarda. İnsanlar tam olarak bu çocukların rahatsızlıklarının ne olduğunu bile bilmiyorlar. Ama onları yakından tanıyıp, iletişim kurduktan sonra bütün ön yargılardan kurtuluyorsunuz. Nitekim şuanda da durum böyle. Kafe ilk açıldığından bu yana müşterileri artmış durumda ve sabit müşteriler kazanılmış durumda.

İki güzel yeni proje yolda

Bu yeni iki projeyi bizim vasıtamız ile sizlere duyuralım. Bunlardan ilki ‘Mobil Cafe’ projesi. Bu proje için iki sponsor bulunmuş. Bir faytonun kapalı halini düşünün. İç kısmı mutfak olarak dizayn edilecek ve waffle mutfağı olacak. Faytondan yapılacak bu waffle aracı kıpkırmızı bir renkte olacak. 2 ya da 3 çocuk bunun içinde waffle satacak. Çocuklar gene değişimli olarak çalışacaklar. Mustafa Sarıgül’ün desteğiyle bu proje gerçekleşecek. Projenin yazılı izni alınmış durumda. Çok yakında Metrocity’nin önünde ayarlanan yerde çocukları kıpkırmızı bir waffle mutfağında satış yaparken göreceksiniz.

Diğer proje ise daha kapsamlı. Bunu Saruhan Beyden dinleyelim. “ Bu projemi yine Sayın Sarıgül sağa olsun destekleyecek. 3-4 katlı bahçeli bir yer edinmek istiyoruz. Bahçeli olmasını istememin sebebi bahçenin bir bölümünde organik tarım yapacağım. Böylece bir takım ihtiyaçlarımızı buradan sağlayabileceğiz. Belki yazları çocuklar araba yıkama projesini geliştirecekler, araba yıkayacaklar. Hem çocukların el becerileri gelişmiş olacak ve toplumla iç içe olacaklar. Alt katı kafe ve pastane olacak. Üst katında çalışmalarımdan elde edilen resim ve sanat ortamı kuracağım. Aynı zamanda bir jimnastik alanı oluşturulacak. Çünkü çocukların vücutlarının da gelişmesi gerekiyor. Onun üstündeki 2-3 kat misafirhane olarak kurulacak. Bu belki Türkiye’de olmayan bir yer olacak. Bu misafirhane şu; aileler tatile gittikleri zaman ya da bir yere gittikleri zaman çocuklarını rahatça güven içinde bırakabilecekleri bir yer olacak. Saatliğine, iki üç günlüğüne neyse bırakabilecekler. Böyle 5 yıldızlı bir yer olacak. Eğitimli rehberler eşliğinde çocuklar burada kalacaklar. Bu projeyi böyle bir hotel gibi hostel gibi bir şey olarak düşünün. Böyle bir yer düşünüyorum. Sağlık ocağı olacak. Aileler gelecekler çocuklarını buraya çok cüzi bir fiyata gönül rahatlığı ile bırakabilecekler. Alınacak bu ücretlerle masraflar karşılanacak, döner sermayeye katkı niteliğinde. Böyle güzel bir projemiz var. Bunu da sizin aracılığınız ile duyurmuş olalım.”

Son olarak Saruhan Beyinde dediği gibi, Türkiye bu tür çalışmalarda daha alfabenin a harfinde. Bugün bu çocuklara aldıkları eğitim ve rehabilitasyon için devlet tarafından 380 Tl ücret verilmekte. Ancak bu ücretin yeterli olmadığı düşünülmekte. Çünkü yapılan araştırmalar sonucunda çocukların almış oldukları eğitim ve rehabilitasyonlardan tam olarak randıman elde edilebilmesi için minimum 1000-1500 TL gibi ücretlerin verilmesi lazım. Nitekim bu çocuklara gerekli eğitimi verecek yeterli sayıda öğretmende yok. İşveç, İşviçre, İsrail gibi ülkeler bu çalışmalarda alfabenin ortalarına gelmiş durumda. Oralarda yaşam evleri var. Yaşam evleri çok önemli. Ülkemizde de, bu çocukların ileride ailelerini kaybettikleri zaman güven içerisinde sürekli kalabilecekleri yerlerin olması çok önemli. Bu tür yerlere de Yaşam Köyü deniyor. Ancak ülkemizde henüz böyle bir yer yok. İnşallah zaman geçtikçe yeni yeni projeler ile bu çalışmalara gereken önem fazlasıyla verilebilir.

Unutmayın onlarda toplumun bir parçası ve onlara gereken önemi her zaman verelim. Onların dediği gibi “Sadece Farklıyız”

Önceki İçerikTELEVİZYONDA OLMAK, ÇIPLAK OLMAK GİBİ BİR ŞEY
Sonraki İçerikKARDEŞÇE #GEZİ’NENLER
emreceylan_91@hotmail.com'
1991 İstanbul doğumlu. Orta öğrenimini Gazeteciler Cemiyeti İlköğretim okulunda tamamladıktan sonra lise eğitimini Sefaköy Lisesi’nde bitirdi. Üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde okudu. Marmara İletişim Haber Ajansı’nda (MİHA) 1 buçuk yıl muhabirlik yaptı. Yazdığı yazılar ve yaptığı haberler birçok değişik haber sitesinde yayınlandı. Büt Dergisi’nde yazı işleri sorumlusu ve dergide “Yaşamın İçinden” bölümünün yazarı.
TEILEN

1 YORUM

  1. Merhabalar;

    Ben de burayı görmüş fakat ziyaret edememiştim. Yazınızla birlikte gezmiş kadar oldum. Anımsattığınız ve farkındalık oluşturduğunuz için çok teşekkür ederim.
    Ülkemizde yararlı işlerin yapıldığını ve sizlerin de gündemde tuttuğunu görmek mutluluk verici.
    İyi Günler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here