DANS BİZİMLE DOĞDU

0
150
views

Dans insanlığın varoluşuyla ortaya çıkmıştır. Esasında insanların ilk iletişim aracıdır. İlk insanlar başta anlamsız olan hareketlerini seslere kulak vererek anlamlandırdılar. Böylelikle dans, insanlık tarihiyle birlikte doğmuş oldu (Bir sanat dalı olarak kabul edilmesi rönesans ile gerçekleşmiştir). Bu sebeple dans tüm insanlığın ortak dilidir, tek bir topluma mal edilemez.

Büşra İlarslan / busrailaslan@hotmail.com

Dans insanlığın ortak dilidir, fakat yorumlanışı ve sergileniş şekilleri açısından kendi içerisinde farklılıklar da göstermektedir.Bu farklılıklar dansı çeşitli gruplara ayırmıştır. Söz konusu ayrımın temel nedenlerinden en etkilisi tabi ki kültürel farklılıklardır. En başta her toplum dansını kültürü çerçevesinde icra etmiş ve bir şekilde sonraki nesillere aktarmıştır.

Bu aktarımlarda; bazı dans türleri (Horon, Zeybek, Kore Geleneksel Dansı vb.) temel öğelerine başka ögeler katmamaya çalışarak danslarını orjineline en yakın şekilde yaşatırken, bazı dans türleri ise (salsa gibi) dünyanın küreselleşmesiyle başka kültürlere ait dans ve müziklerden etkilenmiş hatta etkilenmekten de öte geçip diğer bir kültüre ait olan melodi ve figürler ile kendi ögelerini birleştirekek yepyeni bir görüntü kazanmıştır.

Yukarıda bahsettiğim homojenleşmiş danslardan en bilineni olan “Salsa”yı ele alalım.

Kelime anlamı İspanyolca’da ‘SOS’ ya da ‘SALÇA’ anlamına gelen salsa, tadını kelime anlamında da olduğu gibi içinde barındırdığı çeşitli baharatlardan alır. Salsa’da esas olan farklı lezzetlerdeki figür ve ritimlerin birleşiminden yeni fakat eski tadını da anımsatan bir lezzet yaratmaktır.

Salsa’ya homojen dedim, çünkü salsa birçok dans ve müziğin mükemmel karışımı sonucunda günümüzde varlığını sürdürmektedir. Farklı kültürlere ait ritim ve figürler öylesine karışmıştır ki Salsa’nın hangi ülkede doğduğu kesin olarak söylenemez.

Salsa dansının 1930 ya da 1940’larda Küba’da başladığı söyleniyor. Aslında tartışma sayfalarına baktığınızda, Portoriko’lular ve Kübalılar arasında, Salsa’nın kendilerine ait olduğuna dair derin tartışmalar var. Hatta Afrikalılar da Salsa’yı sahiplenme konusunda bir hayli iddialılar.
Derinlere indikçe, sonradan “Danzon” adını alan ve Haiti’den kaçan Fransızlar tarafından adaya getirilen, İngiliz/Fransız Country Müzik’i, Rumba ve Afrika kökenli birçok dansla (Guaguanco, Colombia, Yambu) harmanlanmaya başladı. Ve bugün bilinen Salsa ile neredeyse aynı özelliklere sahip olan, Küba’nın simgesel müziği ve dansı “Son” bu karışıma eklendi. Akabinde, oluşan bu yeni dans başka ülkelerde de sergilenmeye başlandı. Porto Rico, Dominik Cumhuriyeti, Colombia bu ülkelerden bazılarıdır. Bu dans para kazanmak amacı güdülerek orkestralar aracılığıyla Mexico City ve New York’a taşındı. Bu şehirlerdeki yatırım ve tanıtım olanaklarının bolluğu bu dansa ticari bir görünüm kazandırdı. Böylelikle ‘Salsa’ terimi New York’ta doğmuş oldu…

Ve günümüzde salsa dünyada olduğu gibi ülkemizde de popülerliğini arttırarak gelişimini sürdüren bir dans halini almıştır…

Günden güne artan dans okullarında yetişen Türk dansçılar imkanlarında arttırılmasıyla gerek ülkemizde TDSF( Türkiye Dans Sporları Federasyonu )’nin katkılarıyla hazırlanan yarışmalarda, gerekse Avrupa ve Dünya çapındaki yarışmalarda kendilerini göstermekte, başarılarıyla göğsümüzü kabartmaktadır…
Yalnızca Salsa’da da değil; oryantal, bale, hip hop , tango ve Anadolu kültürümüzün bir parçası olan folklör gibi dans alanlarında önemli adımlar atılmakta ve başarılar elde edilmektedir.
Gurur duyduğumuz dansçılarımızdan bir kaçını şöyle sıralayabilirim.

Tan Sağtürk, Aytunç Bentürk, Zadiel Şaşmaz ( Türk kökenli dansör. Zenneliğin en başarılı temsilcilerinden biri. Osmanlı’nın günümüze kalan geleneksel figürlerini dünyaya tanıtan dansçı. ), Burju Perez ( Türk salsa dansçısı ), Oğulcan Borova ( 2003 New York Uluslararası Bale Yarışması’nda dünya şampiyonu oldu.), Kadir Okurer ( Balet. Katıldığı yarışmaların neredeyse tümünden ödül kazandı.), Yağız Bankoğlu-Melisa Sahra Katılmış(2012 IDO World Dance Olympiad World Cup Salsa Couples Şampiyonu oldular. Aytunç Bentürk ve Duygu Ural’ın 2004 yılındaki şampiyonluklarından sonra şampiyonluk kupasını ülkemize kazandırıp bayrağımızı birincilik kürsüsünde dalgalandırdılar.) ve elbette gururumuz ANADOLU ATEŞİ Dans Topluluğu…

Bu isimler dünya çapında ün kazanmış dansçılarımızdan yalnızca ilk akla gelenler. Daha nice birincimiz, nice danslarıyla dünyada gönüllere taht kurmuş dansçımız var…

Tek bilmemiz gereken dans da bir spordur, duygudur, hislerimizin dışa vurumudur… Bizimle doğar, içimizde yaşar… Ta ki biz ölene kadar.

Önceki İçerikTÜRK SİNEMASINDA BİLİNMEYEN ADAM: MUHSİN ERTUĞRUL
Sonraki İçerikGÜNLERDEN TİYATRO
Büt Dergisi Aylık Onlin Kültür-Sanat Dergisi. Spor, Tarih, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Genel Kültür ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir dergi... haber ve önerilerinizi info@butdergisi.com adresine yollayabilirsiniz.
TEILEN