Cristiano Ronaldo Dos Santos Aveiro

0
895
views

Portekizli çelimsiz, kıvırcık saçlı çocuğun Madeira Adası’ndan, Madrid’e uzanan büyüleyici öyküsü… O çocukken sokakta “Figo” olarak gol atıyordu, şimdi ise dünyanın her yerinde, sokakta top oynayan çocuklar “Cristiano Ronaldo” ismiyle gol atıyor .

Efe Karasu / efekarasu@gmail.com

Dinis Aveiro ve Dolares dos Santos çiftinin 4. ve son çocuğu olan Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro, 5 Şubat 1985 tarihinde Portekiz’e bağlı Madeira adasının Funchal bölgesinde dünyaya geldi. Halası ona Cristiano ismini uygun görmüştü. Annesi ve babası ise Amerika Birleşik Devletleri 40. Başkanı Ronald Reagan’ın isminden etkilenerek oğullarının ikinci ismini ”Ronaldo” olarak belirlediler. Cristiano’nun annesin mesleği aşçılık, babasının ise bahçıvanlıktı. Dinis Aveiro, bahçıvanlıktan kalan boş zamanlarında Santo Antonio’da amatör bir futbol takımı olan CF Andorinha’da malzemecilik görevi yapıyordu.

Aynı zamanda Cristiano’nun kuzeni Nuno da Andorinha kulübünde futbol oynuyordu. Nuno’nun daveti üzerine Cristiano, babasıyla birlikte Andorinha’nın birkaç maçını izlemeye gitti. Babasının da çabalarıyla Cristiano, henüz 6 yaşındayken Andorinha kulübü ile birlikte antrenmanlara çıkmaya başladı. 9 yaşına geldiğinde ise kulübü ona lisans çıkardı. Genç Portekizli’nin başarılarla dolu futbol kariyeri böylece başlamış oldu. Cristiano’nun Andorinha kulübündeki ilk antrenörü olan Francisco Afonso, “Hızlı, teknik ve iki ayağını da harika kullanabiliyordu. Zayıftı ama yaşıtlarına göre daha uzundu. Her zaman topu kovalardı. Doğuştan yetenekliydi ve sahaya damgasını vurmak isterdi. Oynayamadığı zamanlarda çok üzgün olurdu.” sözleriyle onun futbola başladığı ilk zamanlardaki halini özetliyordu. Andorinha kulübü başkanı Rui Santos’un paylaştığı anı ise oldukça etkileyici, “Andorinha, Camacha ile oynuyordu. O zaman için adadaki en güçlü rakibiydi. İlk yarı bittiğinde Andorinha 2-0 gerideydi. İkinci yarıda Ronaldo oyuna girdi ve 2 gol attı. Maçı 3-2 kazandılar. O sahadayken yıldız olduğunu çok kolay anlardık. Diğer çocuklardan çok daha üst seviyede oynuyordu. Kaybetmekten nefret eder ve bu olduğunda da öfkesinden ağlardı.” Arkadaşları ona kaybetmeye tahammül edemeyip ağladığından dolayı ‘ağlayan bebek’ ve çok çalışkan olduğundan ‘küçük arı’ lakabını takmıştı. Andorinha, güçsüz bir takımdı ve Cristiano, takımı ligin güçlü takımlarıyla oynayacağı maçlarda sahaya çıkmak istemiyordu. Çünkü yenileceklerini biliyordu ve buna tahammül edemiyordu. Oğlunu çok iyi tanıyan Dinis Aveiro, onu sahaya çıkması için ikna edebileceği sözcükleri çok doğru bir şekilde yanyana getirmişti, ” Sadece zayıflar pes eder.”

Madeira’dan ayrılık vakti…

Cristano’nun hayatı yavaş yavaş futbol olmaya başlamıştı. Andorinha adına yaptığı antrenmanlar ve maçların yanı sıra sokakta da futbol oynuyordu. Aveiro ailesinin Madeira’daki evi dik bir yokuşun üzerindeydi ve o bütün gün o yokuşta tüm gücünü futbol için harcıyordu. Cristiano’nun yetenekleri artık dile gelmeye başlamıştı. 1995 yılında Madeira’nın yerel kulüplerinden Maritimo ve Nacional Madeira onunla ilgilenmeye başladı. Andorinha kulübü Cristiano için ilk transfer görüşmesini Maritimo ile gerçekleştirdi. Küçük ayrıntılar yüzünden bu transfer suya düştü. Daha sonra o dönemde Portekiz 2. Ligi’nde mücadele eden Nacional da Madeira kulübü yapılan görüşmeler sonucunda Cristiano’yu transfer etti. Ağlayan bebek, 10 yaşında siyah beyazlı formayı sırtına geçirdi ve takımıyla birlikte 12 yaş altı bölgesel gençler şampiyonasını kazandı. Bu Nacional da Madeira kulübünün tarihinde bir ilkti ve bu başarının mimarlarından biri de Cristiano idi. 1997 yılında Dedesi Fernao Sousa, onu Portekiz’in büyük kulüplerinden Sporting’in denemelerine katılması için Lizbon’a götürdü. Cristiano, o zamana kadar hayatında hiç uçağa binmemişti hatta hayatını sürdürdüğü Madeira adasının dışına dahi hiç çıkmamıştı. Denemelere katılmadan önceki gün oldukça heyecanlıydı ve gözüne uyku girmedi. Cristiano, deneme günü sahaya çıktığında Sporting takımının antrenörlerinden Cardoso ve Osvaldo Silva, onu fiziksel olarak yetersiz buldular. Ta ki topu ayağına alıncaya kadar… Çelimsiz, kıvırcık saçlı çocuğun etkileyici meziyetlerini gören antrenörler, onun özel bir yetenek olduğunu anladı ve adının yanına şu notu düştüler: “Olağanüstü bir yeteneğe ve tekniğe sahip. Özellikle hızlanma ve topa falso vermekte çok başarılı. Topun hareket halinde ya da durgun olması farketmiyor. Birçok pozisyonda oynayabiliyor. Mental olarak da çok güçlü.” Sporting Futbol Akademisi’nin başındaki, Luis Figo’yu keşfeden Aurelio Pereira da Cristiano’daki potansiyeli gördü ve onu ertesi gün yapılacak olan idmana davet etti. Portekizli yetenek avcısı ikinci idman sonrası Cristiano’nun yeteneklerine ikna oldu ve onun yeşil beyazlı formayı sırtına geçirebilmesi, Nacional da Madeira ile Sporting Lizbon ekiplerinin anlaşmalarına bağlı kaldı. Bu transferin, kulüpler arasında mali aşamasının yanı sıra bir başka sorun daha vardı. Öyle ki 12 yaşındaki bir çocuğun Madeira’daki ailesinin yanından ayrılıp Lizbon’a taşınması oldukça zor bir olaydı. Madeira daha mütevazi bir kent iken, oradan Lizbon’a gidip baş döndüren bu şehre adapte olmak yetişkin bir insan için bile oldukça zordu. Ama Cristiano farklı bir çocuktu ve onun özgüveni inanılmazdı. Sporting onu, o dönemde Nacional’e gönderdikleri Franco’nun yetiştirme bedeli olan 25 bin Euro karşılığında transfer etti. 12 yaşındaki bir çocuğun transferi için Sporting’e 25 bin Euro ödeten Aurelio Pereira için deli diyenler çoğunluktaydı ama bu çoğunluğun Cristiano’yu çıplak gözle hiç izlemediği belliydi.

Hayal kurdu ve iyi bir futbolcu olacağını biliyordu…

Ailesini, arkadaşlarını, çocukluğunu kısacası her şeyini ona veren Madeira’dan 12 yaşında ayrılmak Cristiano için kolay olmadı. Lizbon’da zor zamanlar geçirdi. Yaşıtlarının sabah kalktığında yatağını toplaması gerekmiyordu ama onun kendine ait sorumlulukları vardı. Madeira’dan daha önce Sporting’in denemelerine gelen 15-16 yaşındaki çocuklar ikinci antrenman sonrası evlerine dönmek isterken o Lizbon’da kalıp savaşmayı seçti ve Sporting’in genç oyuncularının eğitim gördüğü Alcochete futbol okuluna katıldı. Madiera özerk bir bölge olduğu için Cristiano’nun aksanı diğerlerinden hemen ayırt ediliyordu ve bazı çocuklar bu yüzden onunla dalga geçiyorlardı. Kendisiyle alay ettiği için okulda bir öğretmenine sandalye bile fırlattığı oldu. Ailesi Cristiano’nun iyi bir çocuk olduğunu biliyordu. Buna rağmen kulaklarına gelen bazı haberler onları endişelendirdi. Fırsat buldukça oğullarının yanına gidip ona destek oldular. 15 yaşına geldiğinde doktorlar Cristiano’ya kalp çarpıntısı tanısı koydu. Kalbindeki bu problem onu çok sevdiği futboldan sonsuza dek ayırabilirdi. Annesinin onayıyla hastaneye yatırıldı ve ameliyatla kalbinde soruna yol açan bölge lazer operasyonuyla yakıldı. Taburcu edildikten birkaç gün sonra antrenmanlarına kaldığı yerden devam etti. 16 yaşına geldiğinde Sporting ile profesyonel sözleşme imzaladı. Bu onun okulunu bırakıp kendisini futbola adaması anlamına geliyordu. Sözleşmeye imza attıktan sonra Portekiz 17 Yaş Altı Futbol Takımı’na çağırıldı. Burada ülkesi adına 9 maçta 6 gol kaydetti. Cristiano kendisiyle dalga geçen çocukların gözlerinin önünde yükselmeye devam ediyordu. O günlere dair bir anısını anlatırken şöyle diyordu, “Sporting’deyken antrenmanda yaptığım bir şey yüzünden cezalandırıldım. Akşamında çöpü aldım. Ve bütün çocukların olduğu yerden salona kadar yürümek zorunda kaldın. Sonra çöp kutusuna ‘Ferrari’ ismini verdim. Ne zaman ceza alsam oradan geçmek zorunda kalırdım ve çocuklar benimle dalga geçip araba sesleri çıkartarak Ferrari geçiyor diye dalga geçerlerdi. Bundan hoşlanmazdım. Benimle dalga geçenlerin bazılarıyla zaten iyi anlaşamıyordum. Bir gün onlara döndüm ve onlara gülmeye devam edin, bir gün gerçekten Ferrari’m olacak dedim.” Kendinden bu kadar emin olan bir çocuğun Sporting adına yaptığı şeyler hiçte şaşırtıcı değildi. 2002 yılında yeşil beyazlı forma ile Moreirense’ye karşı çıktığı maçta 2 gol birden atan Cristiano, aynı zamanda Sporting tarihinin en genç golcüsü unvanını da almış oluyordu. Teknik direktör Laszlo Boloni’nin, lig maçında şans verdiği genç futbolcusunun attığı gollerden sonraki mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Genç yaşta şans bulmak Cristiano’nun yükselişini hızlandırdı. Attığı iki gol sonrasında Portekiz gazetelerinde manşetleri süsledi. Cristiano’nun annesi bu durumdan oldukça hoşnuttu. Çünkü oğlu, kendisinin tuttuğu takım olan Sporting formasıyla yükseliyordu ve hayranı olduğu Luis Figo’nun izinden emin adımlarla gidiyordu. Babası ise, oğlunun bu önemli maçın sadece özetini izleyebilmişti. Bu maç sırasında Andorinha’nın da maçı olduğu için, oğlunu radyodan takip eden baba Ronaldo, “Oğlum Andorinha’ya kiralık olarak gelirse, onu daha rahat takip edebilirim” sözleriyle oğlunun o dönemki yükselişini özetleyecekti. Cristiano, 1 sezon içinde Sporting U-16, U-17, U-18, B-takımı, ve A takımında oynayan ilk ve tek oyuncu oldu. 2002-2003 yılları arasında da Portekiz 20 Yaş Altı Futbol Takımı adına mücadele etti. Burada ise 5 maça çıkıp 3 gol kaydetti.

Ferguson’un elinde bir yıldız büyüyor…

2003 yılının ara transfer döneminde teknik direktör Laszlo Baloni, Lyon’un ünlü Fransız forvet oyuncusu Tony Vairelles’i transfer etmek istedi. Ancak Lizbon ekibinin bu transfer için yeterli bütçesi yoktu. Lizbon, Lyon kulübüne Tony Vairelles’in bonservisi karşılığında yetenekli genç oyuncularından Cristiano’nun bonservisini teklif etti. Bu teklif Lyon tarafından reddedilince Cristiano’nun Fransa serüveni henüz başlamadan bitti. 2003 yazında Estádio José de Alvalade’nin açılışında Sporting, Manchester United ile bir hazırlık maçı yapacaktı. Aurelio Pereira, bu karşılaşmadan önce Ricardo Quaresma’yı ve Cristiano’yu Manchester ekibine önerdi. O dönemde ikisi de yıldız adayıydı fakat Cristiano, Quaresma’nın yedeğiydi ve yetenek avcılarının gözü Quaresma’nın üzerindeydi. 6 ağustos 2003’te oynanan karşılaşmayı 3-1 Sporting kazandı. Maçtan sonra konuşulan tek şey Cristiano idi. Roy Keane başta olmak üzere tüm Manchesterlı oyuncular, Alex Ferguson’a ‘Ronaldo’yu mutlaka almalıyız’ diye baskı yaptılar. Sir, o gün kendisini etkileyen 28 numaralı formayı giyen çocuğu transfer etmeyi kafasına koymuştu. Cristiano, bu karşılaşmadan 6 gün sonra 17.500.000 Euro karşılığında Manchester United’a transfer oldu. Bu transferle beraber Manchester United ekibinde forma giyen ilk Portekizli futbolcu oldu. Manchester United’da, Sporting’de de giydiği 28 numarayı giymek istedi. Ama Alex Ferguson, onun 7 numarayı giymesini istiyordu. Bu Ferguson’un Cristiano’ya verdiği önemi gösteriyordu. Öyle ki 7 numaralı formayı ondan önce George Best, Eric Cantona, David Beckham gibi efsane futbolcular terletmişti. Bu ona ekstra motivasyon kaynağı oldu. Cristiano kırmızı formayı ilk kez 2003 yılında ligin ilk maçında  Bolton Wanderers’ı 4-0 yendikleri maçta giydi. Kırmızı şeytanlar adına ilk golünü Portsmouth’u 3-0 yendikleri maçta frikikten kaydetti. 2003 yılında Portekiz A milli takımı adına ilk defa Kazakistan’ı 1-0 yendikleri maçta oynadı. 2003-2004 sezonunda Manchester United, ligi 3. sırada bitirmesine karşın Ronaldo’nun da gol attığı karşılaşmada Millwall’ı farklı geçip Federasyon Kupası’nı aldı. 2004 Avrupa Şampiyonası  A Grubu ilk maçında, Yunanistan’a 2-1 yenildikleri karşılaşmada 1 gol kaydetti. Çeyrek final maçında Hollanda karşısında 1 gol 1 asistle oynayarak ülkesini finale taşıdı.  Cristiano, Portekiz’in finalde Yunanistan’a kaybetmesini engelleyemedi. Engel olamadığı tek şey finalde kaçan şampiyonluk değildi, ağlayan bebek gözyaşlarını da engelleyemedi. Maç sonunda yeşil sahada hüngür hüngür ağlıyordu ve onu teknik direktörü Scolari teselli ediyordu.  2004-2005 yılları arasında yapılan Dünya Kupası Elemeleri’nde 7 gol atarak en golcü ikinci futbolcu oldu.2005-2006 sezonunda taraftarların oylamasıyla, ilk ödülü olan FIFPro Special Young Player of the Year ödülünü kazandı. 6 Eylül 2005  tarihinde ise çok sevdiği babasını kaybetti. 2006 Dünya Kupası’nda Portekiz Milli Takımı adına 1 gol kaydederken Portekiz çeyrek finalde İngiltere’ye elendi. Cristiano, 2006 yılının Kasım ve Aralık ayında artarda Barclays Ayın Futbolcusu şerefine erişti. Dennis Bergkamp ve Robbie Fowler’dan sonra Premier Lig tarihinde bu şerefe ulaşan 3.futbolcu oldu. 2006-2007 sezonunun sonunda takımı ile İngiltere Kupası’nı kazanırken “FIFPro Special Young Player of the Year” ödülünü de tekrar kazandı. 2006-2007 sezonunda yaptığı gibi 2007-2008 sezonunda da İngiltere’de hem yılın futbolcusu hem de yılın genç futbolcusu seçildi. Böylece 1977’de Andy Gray’den sonra bu ödüllerin ikisini de aynı sene içinde almayı başaran ilk sporcu oldu. İngiltere’de Taraftarların Oyuncusu ödülünü de kazanarak o sezonda ödülleri üçlemiş oldu. 2007 Ballon d’Or’ı Kaká’nın ardından ikinci, FIFA Dünyada Yılın Futbolcusu ödülünde Kaká ve Lionel Messi’nin ardından 3. oldu. Aynı yıl Portekiz Milli Takımı kaptanılığına getirildi. Real Madrid’in kendisiyle ilgilendiği haberlerinden sonra kendisini Manchester United tarihinde en fazla kazanan futbolcu yapan haftalık 120000 sterlinlik ve 5 senelik kontrata imza attı. Sezon sonun takımıyla beraber Premier Lig şampiyonluğunu ve FA Community Shield kupasını kazandı. 2008’de, Bolton’u 2-0 yendikleri maçta takımının iki golünü de attı ve ilk defa Manchester United’ın kaptanlığını yaptı. Attığı ikinci gol, Ronaldo’nun o sezon attığı 33. goldü. Böylece 1967–68 sezonunda attığı 32 golle George Best’e ait olan 40 senelik rekoru kırmış oldu. O sezon toplamda 41 gol atarak bu rekoru geliştirdi ve Premier Lig’de 31 gol ile gol kralı oldu. Bu süper gol serisi Cristiano’ya 2007–08 sezonu Avrupa Altın Ayakkabı Ödülü’nü kazandırırken bu performans Manchester United’ın yeniden Premier Lig şampiyonluğuna ulaşmasını da sağlıyordu. UEFA Şampiyonlar Ligi Finali’nde Chelsea’ye karşı Manchester United penaltıları 6-5 kazandığı maçta 1 gol atıp 1 penaltı kaçırarak maçın adamı seçildi. Johan Cruyff, yaptığı bir röportajında: “Ronaldo, Manchester United tarihindeki iki harika futbolcu George Best ve Denis Law’dan daha iyi bir futbolcudur.” demişti.  Stoke City’yi 5-0 yendikleri maçta Cristiano, Manchester United forması altında oynadığı tüm müsabakalardaki 100. ve 101. golünü attı. Böylece Premier Lig’teki mücadele eden tüm takımlara gol atmış oldu. 2008 yılında Ballon d’Or ödülünü kazanarak 40 sezon sonra bu ödülü kazanan ilk Manchester United’lı futbolcu oldu. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Portekiz adına mücadele etti ve takımı çeyrek finalde Almanya’ya elendi. 2008-2009 sezonunda FIFPro Dünya’da Yılın Oyuncusu Ödülü ve FIFA Dünya’da Yılın Oyuncusu Ödülü’ne layık görüldü. Bu sezonda Manchester United, İngiltere Lig Kupası ve Premier Lig şampiyonluklarını kazanırken aynı zamanda bu başarılar Cristiano’nun İngiltere’deki son zaferleriydi. Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United, Barcelona’ya 2-0 kaybederken bu Cristiano’nun kırmızı şeytanlar adına çıktığı son karşılaşma oldu. Real Madrid kendisini 94 milyon Euro karşılığında transfer ederek eflatun beyazlı formayı giydirdi. Sir Alex Ferguson istemeden de olsa prensini İspanya’ya yolladı. Bu gidişi engelleyemezdi. Öyle ki dünyanın en pahalı transferi gerçekleşti.

Zirveye tırmandı, bulutlar geride kaldı…

Cristiano, senede 13 milyon Euro kazanacağı, kendisini 6 yıl boyunca Real Madrid’in futbolcusu yapan sözleşmeye imza attı. Cristiano’yu karşılama töreni ise sadece özel futbolculara nasip olacak cinstendi. 80 bin kişi Cristiano’yu karşılama töreni için Bernabéu Stadyumu’na akın etti. Cristiano oldukça heyecanlıydı. Daha önce böyle kalabalıklar önünde futbol oynamıştı ama daha önce bir stadyum dolusu insan sırf onu görmeye gelmemişti. Binlerce insan Cristiano Ronaldo diye haykırıyordu. İspanyol ekibinin başkanı Florentino Pérez, Cristiano Ronaldo’yu anons etti. Cristiano, Bernabéu’nun çimlerinin üzerine çıktı, adına haykıran 80 bin kişinin önünde bacakları titriyordu. Maçtan önce hazırladığı konuşması aklından uçuvermişti. Seyirciler arasında Madeira ve Portekiz bayrakları açanlar vardı. Cristiano hepsinin farkındaydı. Mikrofona eğilip üçe kadar saydı ve bütün statla beraber ‘Hala Madrid’ diye bağırdı. Cristiano için İspanya’da rüya gibi bir başlangıç olmuştu. Real Madrid’de ilk sezonunda 7 numara Raul’de olduğu için 9 numaralı formayı giydi. La Liga’da oynadığı ilk maç Deportivo La Coruña’ya karşıydı. Real Madrid’in 3-2 üstünlüğüyle biten bu karşılaşmada Ronaldo takımının 2. golünü penaltıdan kaydetti. La Liga’da takip eden 3 maçtada gol bulmayı başaran Cristiano, Real Madrid kulübü tarihinde çıktığı ilk 4 lig maçında da gol atmayı başaran ilk futbolcu olarak tarihe geçti. 2010 yılında evlilik dışı bir oğlu oldu. Çocuğunun adını “Cristiano Ronaldo Jr” koydu. Başarısız geçen sezonun ardından 2010 mayıs ayında teknik direktör Manuel Pellegrini’nin görevine son verildi. Hemen ardından bu göreve İnter ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazanan Portekizli teknik direktör Jose Mourinho getirildi. Ronaldo, vatandaşı için: “Mourinho’nun kazandığı başarılar, nasıl bir teknik direktör olduğunu gösteriyor. Kazanma mantalitesine sahip teknik direktörleri severim. Onunla yeni başarılar kazanmak isterim. Ben de Real Madrid’e yeni başarılar yaşamak için gelmiştim. Mourinho’yla beraber Real Madrid’de önemli işler yapacağımıza eminim.” diye konuşmuştu. 2010-11 sezonunun başında Raúl, Schalke 04′ e gittiğinde Ronaldo 7 numaralı formayı aldı ve müthiş bir sezon geçirdi. Bu sezonda 54 resmi maça çıkan C. Ronaldo 53 gol atmayı başardı ve Real Madrid tarihindeki bir sezonda en fazla gol atma rekorunu kırdı. Önceki rekor 49 golle efsanevi futbolcu Ferenc Puskás’a aitti. Ligde ise 34 maçta 40 gol atarak, 82 yıllık lig tarihinin bir sezonda en çok gol atan futbolcusu olmayı başardı. Attığı 40 gol ile La Liga gol kralı oldu ve 2007–08 yılında kazandığı Avrupa Altın Ayakkabı Ödülü’nü tekrar kazanmayı başardı. Cristino, 2010 Dünya Kupası’nda Portekiz adına mücadele etti. Portekiz, bu turnuvada grubunda Brezilya’nın ardından 2. sırada son 16’ya kaldı ve çeyrek finale kalma mücadelesinde kupanın şampiyonu İspanya’ya 1-0 kaybederek elendi. Cristiano bu turnuvada ülkesi adına sadece 1 gol kaydedebildi. 2011 yılında Real Madrid, İspanya Kral Kupası finalinde Barcelona’ya karşı uzatmalarda Cristiano’nun attığı golle 1-0 kazandı ve kupanın sahibi oldu. Cristiano’nun kafayla attığı bu gol taraftarlarca yılın en güzel golüydü. Attığı gol ile gelen kupa, Cristiano Ronaldo’nun Barcelona karşısındaki ilk zaferiydi. 2011-2012 sezonunda Real Madrid, sezonu 100 puanla tamamlayıp en yakın takipçisi Barcelona’ya 9 puan fark atarak La Liga şampiyonluğuna ulaştı. Cristiano, attığı 46 golle gol krallığı yarışını ikinci sırada tamamladı. Ayrıca bu sezonda Real Madrid Süper Kupa’nın da sahibi oldu. Barcelona ile yapılan iki müsabakanın toplam sonucu 4-4 bitmesine rağmen deplasman golü kuralıyla Real Madrid kupaya uzandı. Cristiano Ronaldo, 2 maçta toplam 2 gol atarak kupanın kazanılmasında büyük rol oynadı. 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda attığı 3 golle ülkesinin toplam gollerinin yarısını kaydeden Cristiano, ülkesini yarı finale kadar taşıdı. Portekiz, yarı finalde İspanya ile 0-0 berabere kaldı. Uzatmalarda da eşitlik bozulmayınca penaltı atışlarına gidildi. Cristiano, 5. penaltıcıydı ama sıra ona gelmeden İspanya final biletini almıştı bile. 2012-2013 sezonu oynanırken Cristiano Ronaldo, Real Madrid’de 3 sezonda da 30 golü geçen ilk futbolcu oldu. Atletic Bilbao karşısında attığı iki gol ile ligin bitmesine 7 hafta kala gol sayısını 31’e çıkardı. Şampiyonlar Ligi’nde en son Galatasaray’ı eleyip yarı finale çıktı. Cristiano Ronaldo, Madrid’de 1 gol ve İstanbul’da 2 gol atarak Galatasaray’ı yıkan isim oldu. Portekizli yıldız, Şampiyonlar Ligi’nde 11 gol ile 1. sırada yer alıyor. Cristiano, 2011 ve 2012 yıllarında FIFA Ballon d’Or ödüllerinde Lionel Messi’nin ardından 2. sırada yer alırken, 2005 yılından 2011 yılına kadar aralıksız aldığı Yılın Portekizli Oyuncusu ödülünü 2012 yılında da alarak istikrarını bozmadı.

Yeni Ronaldo

Ronaldo’nun 46 gol La Liga gol krallığında 2. sırada olmasını başarısızlık değil de şanssızlık olarak nitelendirebiliriz. Onun Messi’yle olan rekabetini izleme şansını bulan bütün futbol severler ise kendilerini şanslı saymalı. Zira aynı dönemde iki süper yıldız kozlarını paylaşması pek rastlanan bir durum değil. Messi mi Ronaldo mu tartışması yaşanırken buna artık herhangi bir ülkenin herhangi bir şehrinin sokaklarında tanık olabilirsiniz. Bu konu yıllarca tartışılır ve bir sonuca bağlanamaz. El Pais’in ünlü yazarlarından Manuel Vicent şöyle tanımlar Ronaldo’yu: “Cristiano, Euclid’in teorisini ispatlıyor: İki nokta arasındaki en kısa mesafe bir düz çizgidir. Daha da ötesi, sapma hızını ekarte ederek bitişe kadar ulaşmanız gerekir.” Messi’yi ise şu şekilde tarif ediyordu: “Leo ise Einstein’ı tercih ediyor. İki nokta arasındaki mesafe düz değildir, sona ulaşmanın tek yolu zikzaklar çizerek ulaşmalısınız. Ronaldo tutkuyu temsil ediyor, Messi ise hayranlık uyandırıcı.” İşte bu nedenle bu iki futbolcu modern futbolun en büyük iki ismi olarak gösteriliyorlar. Ronaldo’yu keşfeden Aurelio Pereira, onun Messi’den daha iyi olduğunu şöyle ifade ediyordu: “İki ayağını ve kafasını çok iyi kullanıyor. Güçlü, hızlı, atlet ve zeki. Benim şöyle bir düşüncem de var; Cristiano Ronaldo ile Messi’yi yer değiştirelim. Ronaldo Barcelona’da da başarılı olur ama Messi’nin Real Madrid’de başarılı olacağı yönünde şüphelerim var.” Mourinho ise Ronaldo için: “Ne zaman benim gibi bir teknik direktörlerden birisi çıkıp ‘Benim oyuncum dünyanın en iyisi’ derse; ben de, ‘Benim oyuncum Madeira’da doğmadı, o Mars’ta doğdu. O tüm evrenin en iyisi’ derim.” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Bir başka açıklamasında, “Ronaldo futbolda bir başka seviyede. O futbol tarihini yazan isimlerden birisi. Pele, Maradona ve Di Stefano gibi efsaneler arasına girmesi için kupalar kazanmaya devam etmesi gerekiyor.” diyordu. Portekizli teknik direktör, Pele ve Maradona gibi isimlerle Ronaldo’yu aynı cümle içinde kullanarak bile oyuncusunun o seviyelere gelebileceğini ima ediyordu. Zaten Ronaldo genç yaşında, efsanevi Brezilyalı forvet Ronaldo ile kıyaslanıyordu ve  ‘Yeni Ronaldo’ olarak lanse ediliyordu. O dönemde Brezilyalı efsaneyle kendisini karşılaştırmasının imkansız olduğunu belirten Portekizli oyuncu, “Onunla kendimi kıyaslamaya cesaret bile edemem. Ronaldo bir süper star ve dünyanın en iyi oyuncusu. Benim de en sevdiğim futbolcu” diyordu. Bazen kendisinin yakışıklı, ilgi duyulan, iyi bir futbolcu olduğunu da dile getiren Cristiano’nun bu tespitleri yanlış da sayılmaz. Portekiz’de bilinen “Fazla tevazu kibri gösterir.” deyimi ona bunları söyleme hakkını veriyor doğrusu. Arsenal Teknik Direktörü Arsene Wenger: ” Ronaldo her gittiği yerde bir şeyler kazanan ve sezonda ortalama 50 gol atan bir oyuncu. O üst seviyede bir yıldız. Bu tarz oyuncuların egoları da çok yüksek olur. Bu oyuncular ortalama başarılarla mutlu olamaz. Onlar dünyanın en iyisi olmak ister ve bunun da bir bedelinin olduğuna inanır.” diye konuşmuştu. Ronaldo’yu dobralığından ve egolu bulduklarından dolayı sevmeyen futbolseverler de var, fakat bu duruma onun da bir cevabı var: “Tanrı bile herkes tarafından sevilmezken, benim şansım ne ki?”

“Ronaldo ile konuştum. Artık cennete gidebilirim”

Medya üzerinde Ronaldo için mahallenin şımarık çocuğu izlenimi yaratılığından seveni kadar sevmeyenin de olduğunu gözlemleyebiliriz. Dolayısıyla Ronaldo’ya karşı bir ön yargı söz konusu. Çalışmayı sevmez, her gece barlarda gezer genel yargısı var. Gerçek aslında bunun tam tersi. Ronaldo, antrenman sahasına görevlilerden bile önce gelir. Aslında onun başarısı çalışmasıyla doğru orantılıdır. Babasını alkol yüzünden kaybeden Ronaldo’nun alkol ve sigara kullanmadığı biliniyor. Aslında medyada yansıtılandan daha sakin bir hayatı var. Ailesine oldukça bağlı ve zaman bulduğunda Portekiz’e onları ziyarete gidiyor. Hatta sırf ailesiyle gezerken onlar rahat etsin diye satın aldığı bir arabası var. Her yıl kan verir ve zaman buldukça hasta çocukları ziyarete giderek onları sevindirir. Ronaldo’nun kanser hastası çocukları ziyaret etmesinin değerinin farkında olan doktorlar ona hep müteşekkir kalıyor. Ronaldo’yu görünce yüzünde güller açan çocukların bu kısa zamanlı mutluluklarının tedavilerinde önemli bir yer edindiğini biliyorlar ve iyileşmelerine yardımcı olduğunu düşünüyorlar. Ronaldo’nun annesi 2007 yılında meme kanseri olmuştu. O, bu yüzden bu tür acıları yakından tanıyor. Onun hakkında son zamanlarda çıkan bir takım yardım haberlerini duymuşsunuzdur. Kesin kaynaklar olmadığı için buraya yazmayayım ama Portekiz Milli Takım Kaleci Antrenörü Dan Gaspar’ın kaleme aldığı şu hikaye Cristiano Ronaldo’nun nasıl bir kalbi olduğunu hakkında sizleri aydınlatacaktır, ”Bir kaç yıl önce, futbol akademisinde çalışan bir arkadaşım olan John Moreira’dan bir telefon aldım. Futbolcu adayı olan oğlu Brandon, dizinden bir problem yaşıyordu. O kemik kanseriydi. Ailenin oldukça zorlu bir karar vermesi gerekiyordu; Brandon’un ya bacağı kesilecekti, ya da kemoterapiye devam edilecek ve sonuç alınması beklenecekti. Brandon ise tam bir futbol aşığıydı. Ve bu genç adam için hayatının geri kalanını tek bacağı olmadan geçirmek tam bir kâbustu. Aile, kemoterapiye devam etmeyi seçti. Kemoterapinin istenen sonuçları vermedi ve kanserin vücudun diğer yerlerine de sıçradı. Birçok futbolcu adayı gencin olduğu gibi Brando’nun da idolü Cristiano Ronaldo’ydu. O, Ronaldo’nun yeryüzündeki en iyi futbolcu olduğunu söylüyordu ve Brando’nun yatak odasının duvarları, Ronaldo fotoğraflarıyla kaplıydı. John bana Ronaldo’yla iletişim kurarak yıldız futbolcunun hayatını yitirmek üzere olan oğlunu arayıp arayamayacağını sordu. Ona Ronaldo ile Portekiz 23 Yaş Altı Milli Takımı’nda yalnızca bir maçta çalışma fırsatı bulduğumu söyledim. Ronaldo’nun beni hatırlayıp hatırlamayacağını bilmiyordum ancak elimden gelenin en iyisini yapmaya kararlıydım. Hemen Portekiz Milli Takım Teknik Direktörü Carlos Queiroz’u aradım ve Brandon’un durumunu anlattım. Carlos o günün akşamında beni aradı ve, “Her şey yolunda” dedi. Brandon’un Manchester United, Benfica ve Porto taraftarı olduğunu biliyordum. Birkaç isimle konuştum ve Brandon’u arayarak ona moral verip veremeyeceklerini sordum. Benfica’dan Jose Moreira, Porto’dan Vitor Baia ve Carlos Queiroz onu arayarak moral ve destek verdiler. Onların hepsi özel insanlardı, ancak Brandon’un gözünde Ronaldo’nun yeri apayrıydı ve o henüz aramamıştı. Daha sonra Hartford Üniversitesi’ne geri döndüm. Okul takımının maçı vardı en geç cuma günü orada olmam gerekiyordu. Cumartesi akşamı benim için çok keyifli geçmişti. Okul takımı maçı kazanmış ve John, Ronaldo’nun Brando’yu aradığını söylemişti. O an içim çok rahatladı ve kendimi çok huzurlu hissettim. Daha da güzeli, Brandon’a kendisini sık sık arayacağını söylemiş. Telefon konuşmasında Ronaldo hafta sonunda Chelsea ile oynayacakları karşılaşmada giyeceği formayı ve kramponu kendisine yollayacağını söylemiş. Brandon ise bu konuşmanın ardından “Şu an dünyanın en mutlu insanı benim. Az önce idolümle konuştum buna inanamıyorum” diyerek duyduğu mutluluğu dile getirmiş. Ronaldo o günün ardından Brandon’a yazmaya ve onu aramaya devam etti. Brandon henüz 17 yaşındayken, 3 Ekim 2008 tarihinde hayatını kaybetti. Bunun ardından Ronaldo, Brandon’un evine imzalı kramponlarını ve formasını yollayarak yanına bir not yazdı. Notta: “Gerçek şampiyon, son nefesini verene dek savaşandır. Benim için Brandon, gerçek bir şampiyondur” yazıyordu. Daha sonra Carlos Queiroz, beni Dünya Kupası hazırlıkları için Portekiz Milli Takım teknik heyetine davet etti. Takımda 2008 FIFA Yılın Oyuncusu seçilen Ronaldo da vardı. Lizbon’daki milli kampta bir öğle yemeğinde Ronaldo ile yan yana yemek yiyorduk. Ona özel bir hikâye anlatacağımı söyledim ve birkaç dakika konuşup konuşamayacağımızı sordum. Kabul etti ve odama geçtik. Ronaldo ile görüşmemiz oldukça duygusal geçti ve onunla Brandon’un özel bir ayrıntısını paylaşmak istedim. Brandon’un günlüğünü masaya koyarak son sayfasını açtım. Sayfada, “Ronaldo ile konuştum. Artık cennete gidebilirim” yazıyordu”

Bu hikayenin sonu mutlu…

Real Madrid’in efsanevi golcüsü Raul Gonzalez, Atletico Madrid’e transfer olacakken onun otobüs parasını karşılamak istemeyen Atletico yöneticileri yüzünden bu transfer suya düşmüştü. Daha sonra Raul, eflatun beyaz 7 numaralı formasıyla adını efsaneler arasında yazdırdı. Benzer bir hikayede Ronaldo’nun Andorinha’dan Maritimo’ya transferi sırasında yaşanmıştı. Bu transfer küçük anlaşmazlıklar nedeniyle gerçekleşmedi. Daha sonra Nacional da Madeira kulübüne transfer oldu oradan Sporting ve Real  Madrid’e uzanan serüvenin sonunda Raul’den devraldığı 7 numaralı formasıyla adını şimdiden Los Galakticos’un efsaneleri arasına yazdırmayı başardı. 7 yaşındayken hayalini kurduğu Michael Jackson’ın sahip olduğu türden bir ev şuan da kendisinin. Lizbon’da kendisiyle dalga geçen çocuklara ‘siz gülmeye devam edin benim bir gün gerçekten Ferrari’m olacak’ diye ettiği sözünü tuttu. Küçükken iyi bir futbolcu olacağından emindi ve kendisine çok güveniyordu. Büyüdü ve o artık Maradona, Pele gibi efsanelerle kıyaslanıyor. Çok sevdiği babası gökyüzünde, Cristiano Ronaldo ise yeşil çimlerin üzerinde babasını onurlandırmaya devam ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here