Çare Kütüphanelerde!

0
318
views

Her gün çalışırken, evde TV izlerken, biriyle sohbet ederken kaç farklı işi bir arada yapmak zorunda kalıyorsunuz?

Çalışırken aynı anda hem telefonlara cevap veriyor hem soru soran birinin sorusunu yanıtlıyor hem de e-posta kutunuzu kontrol ediyorsunuz. Sohbetin sıkıcı bir yerinde açıp hem Facebook hesabınızda gezinip hem de arkadaşınızın derdini ya da hayatıyla ilgili bir olayı dinlemek durumunda kalıyorsunuz; TV izlerken aynı anda hem ojenizi sürüyor, ya da yarım kalan bir işinizi tamamlıyorsunuz. Yani hiçbir işi tamamen yapmaya vaktiniz kalmıyor veyahut gönül razı olmuyor bir tek bir işle uğraşmaya.

Şimdilerde böyle telaşlarımız yok. Sosyal medyadan paylaşınca mesaj yerine ulaşıyor nasılsa. Ezberlemek de neymiş orada elimizin altında duruyor işte.

Aslında yarın için hiçbir şey yapmıyorsunuz!
İnsanın hayatını değerli ve anlamlı kılan, yaradılış gayesine paralel olan gelişim ve değişimdir. Nasıl ki her gün motomot aynı aktiviteleri yapan bir kişinin hayatı sıkıcı olarak ifade edilirse, insanı oluşturan ruh beden zihin üçlüsünün bütünündeki bir durağanlık da özde bir tıkanıklık meydana getirir. Örneğin beden imajını değiştiren bir kişi, bu değişimi sadece bedeninde gerçekleştiriyorsa yani gerçek bir değişimi içselleştirememişse, bu imaj değişimi ona sadece görüntü farklılığı sağlamaktan öteye gidemez. İşte bu yüzden değişim zihinde başlamalıdır ki bu da kitaplar aracılığıyla yapılır. Zihinsel değişim gerçekleştiği zaman ise bedeni yöneten beyin gerekeni yapar ve böylece beden de bu değişime ayak uydurur. Yani orada yapmacık olan, sonradan konulduğu belli olan hiçbir şey göremezsiniz, içselleştirilmiş bilgiden başka.
İnsanın bedeniyle zihni arasındaki bu süreçte edebiyat ve “kitap okumak” dediğimiz şeyler hayati bir öneme sahiptir. Kitaplar yüz yıllar boyunca birçok insanın hayatında terapist rolü üstlenmiştir. Okunan karakterler birçok kişi tarafından model alınmış ve yıllar boyu toplumları şekillendirmiştir. Anna Karenina’yı tercihlerinden ve yaşam tarzından dolayı sevmeyen, Raskolnikov’u katil sayıp kızan insanlara rastlamadım hiç. Daha çok anlamaya çalışan insanları gördüm. Bu karakterlerin, tercih ettikleri yollara neden girdiklerini sorguladıklarını ve hiç kızmadıklarını gördüm. Yani şimdilerde toplum olarak ihtiyaç duyduğumuz her şeyi kitap okuyan insanlara bakınca görebiliyoruz. Ama sayıları çoğaltmaya ihtiyacımız var; okumayı ve okumanın verdiği o duruşu bütün topluma yaymaya ve okuyan çocuklar yetiştirmeye. Edebiyatı, şiiri seven çocuklar. Sanal alemde kaybolmak yerine bir romanın karakterlerine karışan çocuklar…

Teknoloji gelişmemiz için bir araçtır, tamam. Ama hayatımızı kontrol eden bu makineler bizi farkında olmadan makineleştiriyor.

Hele ki bu günlerde yani her şeyin hızlandığı, çabaların, emeğin ıskalanıp sonuç odaklı gerekliliklerin arttığı son yıllarda iyi hissetmeye, iyi olmaya her şeyden daha fazla ihtiyaç duruyoruz. Ama tabi ki bunun için her zamankinden daha az vaktimiz var. Bu yüzden her şeyi tek bir kitaptan öğrenmek, kendimizi tek bir kitapta bulmak, sorularımızı tek bir kitap üzerinden cevaplamak istiyoruz. Eskiden olduğu gibi mum ışığında saatlerce kitap okunan gecelerinin çocukları değiliz bizler. Daha çok sosyal medya ortamlarında alınan, etkisi ve kalıcılığı kısa süren “hap bilgiler” peşinde koşuyoruz. Oysa iyi hissetmek için morfin etkisi yaratan Facebook’tan kafalarımızı kaldırabildiğimiz an fark edeceğiz; çare uzaklarda değil, kütüphanelerde.

Nazım Hikmet’in şiirleriyle uykuya dalan, şimdilerin yaşlı teyzelerini biliyorum, bir metini aklında tutabilmek için yüzlerce kez tekrarlayan yaşlı amcaları… Şimdilerde böyle telaşlarımız yok. Sosyal medyadan paylaşınca mesaj yerine ulaşıyor nasılsa. Ezberlemek de neymiş orada elimizin altında duruyor işte. Böylece her şeyi zihnimizde bir ömür saklıyoruz gibi hissediyoruz; sanki artık bizim oluyormuş gibi… İstediğimiz an ulaşılabilir olduğu düşüncesiyle bir daha dönüp bakmıyoruz ona sonra. Sanal alemde kalıplaşmış cümlelerle selamlaşıyor hâl hatır soruyor dert yanıyoruz.

T eknoloji gelişmemiz için bir araçtır, tamam. Ama hayatımızı kontrol eden bu makineler bizi farkında olmadan makineleştiriyor. Artık kaç kişi özlemini hasretini mutluluğunu mektuplara döküyor, kaç kişi sosyal ağları sadece araştırma yapmak için kullanıyor, kaç kişi sevdiği bir şairin yazarın kitabını alıp okuyor? İşte makineleşmemizin en etkin özellikleri bunlar sonrada düşünmeyen sorgulamayan okumayan bir nesil ortaya çıkıyor.

Oysa ayrılıklar, coşkular, haksızlıklar, zalimlikler ve acılar… Edebiyat bunları dert edinir tıpkı insanın da dert edindiği gibi… Ve bunlar bir kenarda bir gün okumayı bekletilecek kadar önemsiz değildir aksine yoğunlaşmamız gereken en önemli şeyler bunlardır. Bu yüzden “o eski aşklar kalmadı” lafını düşürmüyoruz dilimizden bugünlerde, bu yüzden edilen sohbetlerden gına geliyor artık katlanamıyoruz, bu yüzden birbirimizi anlamıyoruz. Nazım okumadığımız için, Dostoyevski ile tanışmadığımız için, Turgut Uyar’ı anlamaya uğraşmadığımız için…
Adam Phillips bir kitabında, “karşılaştığımız herkes biz beğenelim beğenmeyelim, bizi icat eder” der. Okuduğumuz her eser de böyledir, bizi icat eder, değiştirir, dönüştürür ve en önemlisi iyileştirir. Kitapla iyileşen birçok insan kitabın insan üzerindeki terapi etkisini bilir, iyi olmak için başka bir şeye ihtiyacımız olmadığını da.

Bu kadar değinmişken sizlerle edebi bir iki satır paylaşmazsam olmaz,
İyi okumalar,

Balıklar için deniz lazım,
Sevişmek için işsiz olmak
Ve geceleri yatakta
Duymamak için tabanların sızısını
Zengin olmak lazım.
Halbuki ıslık çalmak için
Bir şey lazım değil.
Melih Cevdet Anday

Önceki İçerikNe hayal ettiğine çok dikkat et gerçek olabilir!
Sonraki İçerikÖdüllü kısa film: For the Birds
dilaneser3@gmail.com'
1990'da doğdu. Sosyoloji mezunu ve Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bilişim Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimini alıyor. Yazıları ve röportajları farklı yerlerde yayınlandı. Büt Dergisi'nde edebiyat bölümünün yazarı
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here