BÜT DERGİSİ’NİN 9.SAYISI ÇIKTI

1
743
views
Büt Dergisi Sayı 9

Merhaba sayın Büt Dergisi okuyucuları, 9 sayımızla yine karşınızdayız. 9.sayımızda yine dopdolu, yine birbirinden güzel yazılarla sizlerin karşısında.

Editör yazısı….

Geride kaldı çocukluk

Cama bir taş gelir tak tuk. Camdan aşağı bakarsın hadi gel top oynamaya, camdan aşağı bakarsın hadi gel misket oynamaya, camdan aşağı bakarsın hadi gel sporcu kağıdı oynamaya…

Evet, bu benim ya da bir neslin çocukluğunu anlatan birkaç oyundan veya sokak yaşamından sadece bazıları. Bir neslin var oluşunda etken rol oynayan eski bir rüya. Rüya diyorum çünkü yeni nesil bunların çoğundan haberdar olduğu halde onlara eğlenceli gelmiyor. Bu yazımda sizlere yeni nesil ve eski nesil arasındaki çocukluk yıllarına götürmeyi planlıyorum. Belki bu mazi çizgisinde sizleri düz yürütmeye başarabilirim.

Benim çocukluğumda yukarıda değindiğim gibi arkadaşlarım beni sokakta top oynamaya çağırır, bende koşa koşa giderdim. Saatlerce top oynamaktan yorulmaz, kan-ter içinde maç sonunda o yediğimiz genelde yaz aylarında olurdu meybuzun tadına doyamazdık. İçinde gıda boyasının bir hayli fazla olduğu; sarı, yeşil ve kırmızı renkli gıda boylarının soğuğun etkisiyle buza dönüşmesi ve bizim onu afiyetle yememiz, o sokak maçından sonra vazgeçilmez bir gelenekti. Topu dediğim gibi sokaklardan oynardık. Arabaların geçmesi ve oyunun sürekli durması hepimizi sinir eden bir durumdu. Hele birde bir arabanın top oynadığımız yere park etmesi bizim şoföre “arabayı biraz daha ileri al abi top oynuyoruz” isteğimize “alamam” demesi bizimde ona cevaben “arabanın camı kırılırsa biz sorumlu değiliz” tehdine karşı arabanın yerinden bile oynanaması sinirimizi bozan şeydi. (Bu tehdit istekle yapılır fakat arabanın aynası veya farı istenilerek kırılmazdı. O  hep kazaydı.) Tabi kış ayları yağmurun etkisiyle sokakta top oynamak zordu fakat kar yağması top oynamamıza engel değildi. Düşe kalka kar üzerinde top oynamanında ayrı bir zevki vardı. Yaz aylarının gelmesi misket oynunun ve sporcu kağıtlarının oynanması demekti. Okullarında tatil olması bunlar için engellerin ortadan kalkması demekti. Gerçi okul varken de biz bunları oynardık ama geçikme yaşanırdı. Miskette kuyu, baş ve üçgen oyunları oynamak çok zevkliydi. Hele o misketleri sırayla dizip en baştakini vurup bütün misketleri almak mutluluğumuzun nirvanasıydı. Arada mızıkmalar olmuyor değildi. Sevmediğimiz biriyle misket oynuyorsak ve başı vuruyorsa hemen bir kargaşa ile misketleri dağıtıp herkes kapabildiğini kapardı. Tabi bu futbol aşkı ve misket aşkından sonra üşerimizin kirlenmesi hele top oynarken ayakkabılarımızın haddinden fazla yıpranması sonucu evde annemizden işittiğimiz azarında farklı bir yanı vardı. Tabi bu azarlamalar bizi hiçbir zaman yıldırmazdı ve yıldıramazdı da biz tekrar sahalara geri dönerdik. Bunlar benim çocukluğumdan bir kesit ve eminim ki bir çoğunuzun hiç unutmadığı yıllardan kesit…

Şimdiki çocukluğun bizimkiyle yakından uzaktan alakası yok. Var olan benzerliklerimiz cama taş atılıp çağrılmak. Bu taş atma hadisesi de top oynamaya değil internet cafede online oyun oynamaya çağırma olarak cereyan eder çoğu zaman. Günlerinin çoğunu kafede bilgisayar başında geçiriyorlar hatta artık tüm evlere giren bilgisayarların başında geçiriyorlar. Bence bu örnek tüm yeni çağ çocukluğunu anlatmak için yeterli. Daha fazla karşılaştırma yapmak gereksiz. Biz çocukluğumuzu sokakta toprakta geçirdik, şimdiki çocuklar online sokaklarda ve topraklarda geçiriyor…

Bir sonraki editör yazımızda görüşmek üzere, dergimizi içinde birbirinden güzel yazıları okumayı da ihmal etmeyin. İyi okumalar…

 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here