Büt Dergisi’nin 33.Sayısı Yayında!

0
258
views

Malumunuz okul dönemi bitti, ilk ve orta okullarda okuyan herkes çocuğun “başarısını” gösteren karnesini aldı. Maalesef ve maalesef ki bu sözü kullanacağım; “nerede o eski karneler.” Çünkü eskiden alacağımız karnelerde ne ile karşılaşacağımızı tam olarak bilmiyorduk. Tamam, az çok biliyorduk ama sürprizle karşılaşma ihtimalimiz çok yüksekti. Çok değerli öğretmenlerimiz son anda karar değişikliğine giderek not düşürebilir, düşürdüğü gibi de yükseltebilirdi. Düşük notla karşılaşınca yüzler asılarak suçlu öğretmen ilan edilirdi. E tabi, öğrenci gözünde suçlu her zaman öğretmendir ama yok eğer beklenilenden yüksek bir not gelirse kahraman kendimiz ilan edilir, ufak da olsa öğretmene hakkı verilerek teşekkür edilirdi. Şimdi ki sistemde karneler alınmadan internet ortamında veliye ve öğrencisine gösterilerek, formaliteden verilen kağıttan karnede ne ile karşılaşacakları gösteriliyor. Karne verme işi artık bir formalite oldu. Hiçbir heyecanı kalmadığı gibi hiç de tadı yok. Yani bence öyle. He şunu da söylemeden edemeyeceğim; formalite de olsa verilen karneler çok iyi süsleniyor. Benim asıl değinmek istediğim konu ise bu karne formalitesinden ziyade bir de ilk okullarda başlayan “kep atma” törenleri.

Kep atmak güzeldir, güzeldir de yerinde güzeldir. Kep atma törenleri bana hiç ilgi çekici gelmezdi. Liseyi bitirdiğimde ailemin özellikle ablamların çok istemesine rağmen veliler gelmiyor yalanını atarak onların gelişini engellemiştim. Tabi, okulun bahçesi hazırlanmış, kep atma töreni için her şey hazırdı. Çoğu arkadaşımın ailesi de oradaydı. Bunu öğrenen ablamlara “sizi üniversitedeki kep atma törenine götüreceğim hem orası daha havalı” diyerek gönüllerini aldığım bir gerçek de vardı ortada. Neden bilmiyorum ama ben bu tür törenleri sevmiyorum. Neyse ki üniversitedeki törene en güzel yerden yer ayırttırarak; annem-babam, 3 ablam, 2 kardeşim, amcamın kızı ve 2 yeğenim gibi kalabalık bir otobüs akrabam ile giderek hepsinin gönlünü aldım. Benim de kep atma ile olan hikayem bu. Neyse ben sevmesem de bu tür organizasyonlar yapılıyor ama şu da var ki her şey yerinde güzel.

Son günlerde nedenini bilmediğim bir şekilde bu kep atma törenleri ilk okullara hatta anaokuluna kadar indi. Hala aklım almıyor açıkçası; daha okul hayatının başında, eğitim hayatına daha yeni adım atmak üzere olan ufak çocuklara “bitişi” göstermenin amacı nedir. Anlayan beri gelsin. Mezuniyetin göstergesi kep töreni bence bir bitiş daha doğrusu bir büyük adım öncesi ödüldür. İlkokulda -ki bizim ilkokulumuz 8.sınıftan sonra bitiyordu – kep atma töreni yapılırdı ve ilkokuldan liseye geçişin, lise bittikten sonra da üniversite kapısının aralandığının habercisiydi. Üniversitede ise kepi attın mı artık eğitim hayatından gerçek hayata hoş geldin müjdecisiydi.

İlkokulda yapılan kep atma törenlerinin veliler ya da okul yönetimleri farkında değiller mi ki çocuklara ne kadar kötülük yaptıklarının, onlara iyilik yaptırdıklarını sanarak bu gösterişli törenleri hazırlarken onları metalaştırdıklarının ve hatta hatta mutluluklarını para ile ölçmeye çalıştıklarının. Onların bu gösterişli törenlerden ziyade sevgi aşılamaları, kardeşliği aşılamaları ve hatta yardımlaşmayı aşılamaları gerek. Bu gösterişler çocuklar arasında bir uçuruma neden oluyor. Elbette ki ailelerin de bu konudaki birbiriyle yarışları çocuklar üzerinde çok daha olumsuz etkiler ortaya çıkarıyor. Anadolu Ajansı’nda okuduğum bir haberde bu konuyla ilgili Pedagoji Derneği Başkanı Uzman Pedagog Mehmet Teber görüşleri alınmış. Teber’in söylediği önemli hususlardan birisi önceki yıllarda çocuklara yönelik kutlamalar ile doğum günü partilerinin, mütevazı şekilde yapıldığını ama şimdi kutlamalar için özel salonlar tutulduğu, hatta organizasyon şirketleri ile bile çalışan veliler olduğudur. Şurası da önemli bir nokta ki veliler arasında yaygınlaşan “Benim çocuğum daha değerli, daha iyisine layık” yarışının sonucunda çocuğun gittikçe metalaştırılarak, onun sadelik ve basitlikten çok uzaklaştığının altını çizmesi. Teber bu kutlamalarında tarihimizden hala ders almadan Batı’nın acemice taklidine bağlıyor. Teber, “Burada kritik olan ‘Çocuğun buna ihtiyacı var mı?’ sorusu. Çocukların içten ve derin ilgiye ihtiyacı var. Şaşaalı veya şatafatlı törenlere değil. Aileler bu davranışları ile çocukları için yeni bir kültür inşa ediyorlar. Ancak bu kültür genelde kopyalanmış bir kültür. Batı’nın acemice taklidinden başka bir şey değil. Bence üniversite döneminde yaşanması gereken duyguları anaokulu seviyesine indirmeye, o hazzı daha anaokulu çağında yaşatıp sıradanlaştırmaya hakkımız yok. Aslında kendi tatmin duygularımıza çocuklarımızı araç yapıyoruz. Çocuğumuzun gösterilerinde ‘İşte bak ne kadar ilgili anne-babayım’ veya ‘Ben çocuğum için sizden daha çok şeyler yaparım” mesajını vermek istiyoruz.” diyor.

Son olarak ilgili haberde Eğitimci Sosyolog İsmail Öz’ün de görüşlerine başvurulmuş. Öz ise anne ve babaların çocukları konusunda yaptıklarının farkında olmak zorunda olduğunu söylüyor. Nesiller yetiştirme yolunda atılan özentili adımların bugünün doyumsuz çocuklarını yetiştirmenin yanı sıra yarının doyumsuz büyüklerine de yol açtığını söyleyen Öz, “Her istediğini elde etme konusunda önü açılmış olan bir çocuk daha sonra talepleri karşılanmadığında ya da herkesin anne-babası gibi ona davranmadığını gördüğünde, şiddete de başvurabilecek bir kişiliğe bürünebilmektedir. Lüks ve şiddet arasındaki bağ biraz da bu şekilde oluşmaktadır.” değerlendirmesini de yapıyor.

Özellikle dikkat etmemiz gereken noktalardan birisi de mezuniyet törenlerinde kuşaklar arasında imkan ve imkansızlık zeminindeki ilişkilerin, kıskançlıkları ve en sonunda da şiddeti tetiklediği gerçeği. Öz, çocuklara verilen ödüllerin aileleri birleştirme amaçlı düşünülmesi gerektiğinin altını çizerek, şaşalı törenlerin imkanı olmayan çocuklarla ebeveynlerin arasını açabildiğini de sözlerine ekliyor.

Yani demem o ki bırakın her şey yerinde güzel. Siz mutlu olduğunu sandığınız için yaptığınız şeyin aslında kötülük olduğunun farkına varın. Hayat zaten onlara yeri geldiğinde gösterişli törenlerle karşılayacak. Bari daha çocukken bu şekilde sıkıcı işlerle onları kasmayın.

Vesselam.

TELEFONUNUZDAN DERGİYİ ONLİNE OKUMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLAYIN

Önceki İçerikAşka Dair
Sonraki İçerikÇalgı Çengi 2 geliyor
1991'de doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bilişim Bölümü'nde yüksek lisans eğitimini alıyor. Dergiye yazılarıyla ve Foto-Haber kategorisinde fotoğraf çekimleriyle katkı da bulunuyor. Ve Büt Dergisi'nde editörlük ve sayfa tasarımlarını yapıyor...
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here