BİR SAMURAY BİLİM ADAMI YUKİCHİ

0
175
views
BİR SAMURAY BİLİM ADAMI YUKİCHİ - Büt Dergisi

Yılın son ayında da sizlerle bir biyografi yazısı paylaşmak istiyorum. Biyografileri seviyorum çünkü daha realistler ve hayatta o anlatılanların hepsinin karşılığı var. Doğrudan yaşayan insanlar tarafından aktarılmış olmaları ya da gözlemler sonucunda oluşturulmaları beni çok heyecanlandırıyor. Düşünsenize okurken birinin hayatına konuk oluyorsunuz, başından geçenlere üzülüyor yaptığı hatalara kızıyorsunuz ya da taktir ediyorsunuz. Belki de onun yerinde olmadığınız için de şükrediyorsunuz…

Handan Aşık / handan.ist@hotmail.com

Bu ayki konuğum dogan güneşin ülkesinden, Japonya’dan Yukichi Fukuzawa… Japon bilim adamı, Japonya’nın feodal düzeninin ve dışa kapalı (Batıya) yapısının zorluklarla ve sakıncalarla dolu yanlarını verdiği mücadelerle ortaya koyuyor. Japonya söz konusu olduğunda elbette iyi anlamda, az çok herkesin aklında kaba hatlarla bir Japonya profili oluşuyordur. Teknoloji devi… Arı gibi çalışkan millet…

Onurlarına düşkün, asil ve savaşcı bir millet diye de uzar gider bu fakat Yukichi Fukuzawa yaşamını anlatırken feodal düzenin-klan sisteminin sert yapısından sıkça şikayet ediyor. Gerçekten de ürkütücü bir sistem! Sizin saygınlığınızı, değerinizi ve öneminizi yapacağınız işi, yaşam biçiminizi sizden çok önce belirleyen bir sistem var. İsteseniz de istemeseniz de saygı duymak, saygılı davranmak zorunda olduğunuz insanlar var… İstediğiniz kadar çalışın, istediğiniz kadar eğitimli olun ya da zeki olun bunların hiçbirinin bir anlamı yok… Feodal düzenin ürkütücülüğü Fukuzawa’nın kitabında yaşanmış olaylarla daha iyi ortaya konuyor. İlerleyen satırlarda hepsinden örnekler vereceğim…

YUKİCHİ FUKUZACA’NIN AİLESİ

Yukichi Fukuzawa Osaka’da dünyaya gelmiş beş çocuktan biridir. Annesi ve babası aynı klandan olmakla beraber babası o zamanın devlet memurlarından. Yukichi’ye göre babası tam bir bilim adamıymış, hatta bunu babasının paradan nefret etmesiyle birleştirerek bir bilim adamının tutumundan da örnek vermiş bulunmakta. Doğumundan bir sene sonra babasının ölümü, tüm yükü annelerine devretmiş. Beş çocukla kendi doğduğu yere Nakatsu’ya göç etmiş genç kadın. Çocuklarını yetiştirirken bilhassa oğullarını, babalarına layık yetiştirmeye çabalamış ve onun düşünce sistemine göre hareket etmiş. Kocasının hayatta olmamasına rağmen onun ruhi varlığını her zaman yanında hissettmiş ve çocuklarına da bunu hissettirmiştir. (Bu kitapta en çok sevdiğim karakterlerden biri de Yukichi Fukuzawa’nın annesi oldu. Japon kadınlarına olan hayranlığım bir kez daha arttı diyebilirim.) Annesinin hayatında çok önemli bir yere sahip olduğunu ve onun dünya görüşü ile insani ilişkileriyle paylaştığı anekdotlar insanın içini ısıtan gözlerini dolduran nitelikler taşıyor. Klanlar arasında sert kuralların olması insanların da ilişkilerine şekil veriyormuş ama Fukuzawa kendi annesi için; o klan kurallarını önemsemez, alt klanlardan fakirlere yardım eder, onlara yemek verir hatta zor durumda olanların bitlerini bile ayıklardı diyor. Fukuzawa’nın klanlar arasında ayrım olmasına, insanların değerlerini bu statülerin belirlemesini mantıksızlık olarak değerlendirmiş olması annesinden gördüğü davranışlar neticesinde şekillenmiş olabilir diye düşünüyorum. Eğitimli babanın ve ileri görüşlü bir annenin varlığı erkek çocukların eğitim ve gelişim konusunda daha istekli olmalarını sağlamış ayrıca.

Fukuzawa’nın içinde bulunduğu Japonya, Batı karşıtı bir Japonya’dır(1835). Batı’ya açılan tek kapı Yedo şehrinde bir limandır sadece. Burada da dış ilişkiler sadece Hollandalılarla kurulmakta. Günümüzün teknoloji devi Japonya’nın o günkü durumu gerçekten de içler acısı. Her alanda geri kalmışlık ve ilkellik göze çarpıyor. O günün popüler eğitimi aslında silah ve top yapımını öğrenmek. Fukuzawa’da bu eğitimi almak için Nagasaki’ye gider burada Flemenkçe’yi öğrenmeye başlar. Çalışma azmi ve zekası kısa sürede onun parlamasını sağlar fakat bu durum aynı klandan daha üst konumda olan bir arkadaşının canını sıkmaya başlar ve resmi bir mektupla Yukichi okuldan ayrılmak zorunda kalır, eve gönderilir. Bu durumla da mücadele ederek eve gitmek yerine eğitimine başka bir şehirde devam edebilmenin yollarını arar. Ama bu mücadele oldukça zorludur. Klan yöneticileri onun evine dönmesini istedikleri için yapabileceği başka bir şey yoktur. Emirler kesindir. Fakat o eğitimine devam etmek, Yedo şehrine gitmek için yola çıkar ama sandığı kadar yolunda gitmez işler. Ağabeyinin yanına uğradığı zaman ağabeyinden izin alamaz. Bir dizi aksilik yaşarlar ve bunun sonucunda da Ösaka’ya yerleşmek zorunda kalır. Ağabeyi de devlet memurudur.

OAGAT’NIN OKULU… ÖSAKA

Ağabeyinin ölümünden sonra evin reisi Yukichi Fukuzawa olmuştu. Onların geleneklerine göre erkek evlat bir ailenin varlığını sürdürmesi için önemliydi. Babalarının ölümünden sonra ağabeyi, ağabeyinin ölümünden sonra da Yukichi ailenin reisi olmuştu. Kadınların ya da kız çocuklarının böyle bir hakkı da görevi de yoktu. Hatta amcası erkek evlada sahip olmadığı için Yukichi ağabeyinin sağlığında amcasının vesayetindeyken bu durum ağabeyinin ölümüyle değişmişti. Evin reisi artık Yukichi’ydi ve bu da artık eğitiminin sonu demekti fakat eğitim aşkıyla yanan bu gencin yine en büyük desteği annesi olmuştu. Baban da hayatta olsa senin okumanı isterdi diyerek oğlunu başka bir şehire eğitim için göndermeye razı oldu kadın. Annesi orta yaşlıydı ve bir kız torunuyla beraber yaşıyordu. Buna rağmen yalnızlığını bahane etmek bir yana çocuğuna eşyalarını satarak maddi destekte bulundu. Gelir kaynaklarının sınırlı oluşu yaşamlarını daha da sefil bir hale sürüklüyordu. Babasının özel Çin klasikleri haricinde bir çok kitabı ve eşyasını satmışlardı. O günün şartlarında çok büyük yoksulluk yaşanmasına rağmen babasının sevdiği bir cilt kitabı satmak istemeyişi, aile büyüklerine duyulan sevgi ve saygının da başka bir kanıtı aslında…

Eline geçen parayla Ösaka’da Ogata’nın (Ogata Sensei) okulunda eğitime başladı. Eğitim dönemi boyunca karşılaştıkları güçlükler, çalışma şekilleri ve yaşam koşulları bugünkü Japonya için dökülen kutsal emeğin portresini çiziyor. Çalışmak için kaynak kitap ihtiyacını birebir yazarak elde eden, uyumayı unutan deli gibi çalışan genç bir grubun varlığı gerçekten çok hayret verici.

ALKOLİK YUKİCHİ

Yukichi Fukuzawa kitapta, yaptığı yanlışlara da değiniyor. Mesela çocuk yaşta annesi uslu durması karşılığında pirinç şarabı içiriyor kendisine ve bu durum on dokuz yaşında tam bir alkolik olmasına neden oluyor. Alkolden uzak durmaya çalışırken sigaraya başlıyor ve ömür boyuncada bu iki alışkanlığıyla mücadele etmek zorunda kalıyor.

Ogata’nın okulunda çok eğlenceli ve mutlu günler geçiriyor Yukichi. Arkadaşlarıyla tartışmalarında da eğlence anlayışlarında da saygılı ve seviyeli davranışlar sergiliyorlar. Japonların bu kadar saygılı davranışlar sergilemesinde genlerine işleyen ast-üst ilişkisindeki tutumları neden olmuş olabilir. Çünkü üst klandan birinden bahsederken bile kendisi orada olmamasına rağmen ‘Saga’ demeleri gerekiyor.

İNANÇ ANLAYIŞININ SORGULANMASI

Yukichi, çocukluğunda üst klandan birinin adının yazılı olduğu kartona bastığında ağabeyi tarafından şiddetli bir şekilde azarlanıyor fakat saygı gereği düşündüklerini ağabeyiyle paylaşamıyor, özür dileyerek konuyu kapatıyor. Fakat bir isme basmak neden Tanrı tarafından cezalandırılmasına neden oluyordu, bunu anlayamıyordu. O yüzden kendince test yapmaya başladı. Evde bulduğu bir muskayı tuvalette açarak üstünde zıpladı daha sonra Tanrı’nın ne kadar sinirleceğini öğrenmek için muskayı tuvalete fırlattı. Bundan daha öncede evlerinin yakınındaki tapınaktan taş çalıp kendi bulduğu taşla değiştirdi. Hatta ibadete gidenlerle de için için dalga geçti benim koyduğum taşa tapıyorlar diye. Tanrı’nın sandığı kadar korkunç olmadığını ve en ufak bir şeyde insanları cezalandırmadığını da kendince test etmiş oldu.

YUKİCHİ’NİN YALANCILIĞI, HIRSIZLIĞA BAKIŞI

Japon satrancı “Go”nun nasıl oynandığını bilmemesine rağmen arkadaşları oynarken nasıl oynandığını öğrenmiş. Arkadaşları oynarken de hemen yanlarına geçip go ustası gibi ahkam kesmeye başlaması, oynayanları aşağılaması ve rastgele kazanan kişiyi savunması bir süreliğine bu oyunu iyi biliyor algısı oluşturmuş arkadaşlarında. Arkadaşlarını küçümsemiş, hatta onlarla dalga geçmiş ama bu durum uzun sürmemiş. Yalan söylediği ortaya çıkmış bu durumdan da sonradan utanmış ama çokta eğlenmiş bir süreliğine. Bu tür davranışlarına sık sık rastlanır aslında Yukichi’nin. Arkadaşlarını kırmadan iğnelemeyi ve onların zevkleriyle dalga geçmeyi sevip, onların da kendisiyle alay etmesine aldırış etmeyen bir yapısı var.

Arkadaşlarıyla eğlenmeye gittikleri zamanlarda girdikleri restorasyonlarda (ucuz yerler olması şart tabi ki) buldukları kaseleri lazım olur gerekçesiyle ya da anı olsun diye çalabiliyorlar. Bu durumun kendilerini rahatsız eden hiç bir tarafı da yok.

FLEMENKCE ÖĞRENİMİNDEN SONRA

Ogata’nın okulunda iyi derecede Flemenkçe öğrendikten sonra özgüven dolu olarak batıyla daha yakın ilişkiler kurabileceğine inanırken, hayallerinin suya düştüğünü gördü. Çünkü batıya açılan kapı Flemenkçeden değil İngilizceden geçiyordu. Bu durumun yarattığı şok bir süre devam etsede ne yapması gerektiğine kısa sürede karar verdi, İngilizce öğrenecekti ama bu hiçte kolay olmadı onun için. İngilizce bilen herkesle iletişim kurmaya çalıştı. Başlarda hiç yol alamasada sonra yavaş yavaş İngilizcenin de Flemenkçeye benzer yanlarının olduğunu, aynı dil ailesine ait olduğunu gördükten sonra çok daha kolay bir şekilde bu dili de öğrenmeye başladı. Yabancı dil biliyor olması devlet için tercümanlık yapmasını sağladı. Bu sayede Amerika’ya giden gemide yer alıyor ve bu Japon tarihinde bir ilk (1853). Arkasından da Avrupa’ya yolculuğunda yer alıyor (1860). Japonya’nın siyasi karışıklıklar yaşadığı bir döneme denk geliyor bu yaşananlar. Batı karşıtlığı, geri kalmışlık, ekonomik bunalım ülkenin başlıca sorunlarını oluşturuyordu. Eğitimli ve milliyetçi bir birey olarak batıda buldunduğu süre boyunca tüm gelişmelerini dikkatle izlemiş bunları da döndüğü zaman yazıya dökmüştür.

SOSYAL YAŞAMI

Yukichi Fukuzawa 28 yaşına geldiğinde; 17 yaşında kendisi Alt Samuray Grubu’nda olmasına rağmen Üst Samuray Grubu’ndan bir kızla evlenmiş ve dokuz çocuğu olmuştur. Sanılmasınki tüm ömrü boyunca eğitim aşkıyla yanmış tutuşmuş. O da Geyşalarla beraber olmaktan, içki alemlerinde baş göstermekten geri durmamış, ayıplanmış olmasına aldırış etmeden her istediğini yapmış ve istediği gibi yaşamıştır. Evlendiği ailenin kızında da kalıtımsal bir hastalığın olmadığını vurgulamış. Bu da ilginç bir nokta aslında. Bugün hangimiz evleneceğimiz insanın ailesinde ne tür kalıtımsal hastalıklar olduğunu araştırıyoruz ki? Dokuz çocuğun yetişmesinde de özgürlükçü bir anlayış benimsemiş ve saygının en üst değer olduğunu bunu öğretmediklerini fakat onların bunu algılayabildiklerini övünerek anlatmıştır. Çocuklarına asla şiddet uygulamamış korkuyu onlara aşılamamıştır. “Küçük kız torunun annemden korkuyorum fakat dedemden korkmuyorum” sözü anlattıklarını pekiştirmesi açısından hoş bir örnek olmuş.

Yukichi Fukuzawa “KEİKO Üniversitesi”nin de kurucusudur. Yaşamı boyunca birçok kitap kaleme almış, anılarını yazmış, tercümanlık yapmıştır.

Ayrıntılarla dolu bir kitaptan belli başlı noktalara değindim sizler için. Yinede dikkatimi çeken noktalar olmadı değil aslında. Bu kadar iyi bir hafızaya sahip bir bilim adamının bazı noktalarda bilgileri eksik paylaşması ve tarihi gerçekleri kendi bakış açısıyla vermesi kitabın tercümanın bile dikkatinden kaçmamış. Hiçbir siyasi eylemde bulunmamış ve savaşlara katılmamış. Öğrencilerini bile savaşlardan uzak tuttuğunu söylemiş. Kendi doğrularıma ve geleneksel yetişme tarzımıza göre onaylamadığım çok fazla noktanın olduğunu yakından görmüş olsamda ülkesi için çabalamış batının iyi yanlarını ülkesine getirme çabasında bulunmuş, özünde çok iyi bir adam Yukichi Fukuzawa…

Daha yakından tanımak isteyenler Yukichi Fukuzawa’nın özyaşam öyküsünü, Bogaziçi Üniversitesi’nden Esra Üstündağ’ın çevirisiyle okuyabilirler.

ARALIK AYI İÇİNDE ÇIKAN KİTAPLAR

Ustam ve Ben
Yazar: Elif Şafak
Yayın: Doğan Kitap
Sayfa sayısı: 480
Özet: Elif Şafak, yeni romanında üç dinden (Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi) insan aynı gök kubbenin altında buluşuyor. Topkapı Sarayı’nın bahçesinde ikamet eden Çota isimli filin, uzun hayatı boyunca üç sultanın iktidarına, saray ve sanat entrikalarına; mimarlık, fikir ve bilim alanında ilerlemelere ve her alanda peş peşe nice yıkıma tanık olmasını ve Hindistan’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Roma’ya uzanan bir serüveni anlatıyor.
Şarkısı Beyaz
Yazar: Yılmaz Odabaşı
Yayın: İletişim Yayınları
Sayfa sayısı: 253
Özet: “Adı Nevin,
Şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin…”
Kahramanlarından biri, Yılmaz Odabaşı’nın “Yenik Serçe” şiirinden çıkıp geliyor bu romanın. Adını da Cemal Süreya’nın şiirinden alıyor. Şiirden el alan bir roman…
Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı
Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı
Yazar: Ethem Baran
Yayın: Doğan Kitap
Sayfa sayısı: 188
Özet: Ethem Baran, uzağı olmayan şehirlerden hikâyeler anlatıyor… Sessiz ve güzel şeyler, hatıralar, unutulanlar… Sahici ve romantik…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here