BİR RÜYANIN ARDINDAN GİDEN ADAM JAMES FRANCİS CAMERON

0
99
views
BİR RÜYANIN ARDINDAN GİDEN ADAM JAMES FRANCİS CAMERON - Büt Dergisi

Takvimler bundan 59 yıl önce, 16 Ağustos 1954 yılını işaret ettiğinde Kanada’nın Ontorio şehrine bağlı Kapuskasing’de elektrik mühendisi Philip ve ressam Shirley çiftinin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını ve ergenliğinin ilk kısmını kardeşi Mike ile şirin ve küçük bir kasaba olan Chippawa’da geçiren James, 1971 yılında ailesi ile birlikte California’ya taşındığında henüz 17’sindeydi. Aile burada yeni bir yaşam kurdu.

California State University’de Fizik üzerine eğitim alan Cameron, okuldan ayrılıp kamyon şoförlüğü yapmaya başladı. 1977 yılında Star-Wars’u izledikten sonra bu hayattaki görevinin film yapmak olduğunu düşündü. İlk işi ise babasının eski kamerasını elden geçirerek çekimler yapmaya başlamak oldu. Özellikle özel efekt konusunda araştırma yapan James, bu konuda kendini geliştirmek için zamanının büyük bir bölümünü kütüphanelerde bu konuyu araştırarak geçiriyordu. O dönemleri hatırladığında o zamanlar evli olduğu ilk eşi Sharon Williams’ın kendisinin aklını kaçırdığını düşündüğünü belirten yönetmenin bu konuda ilk deneyimi Battle Beyond The Stars ve Escape From New York’ta Roger Corman’la çalışarak oldu. Ancak kendi film çekme arzusu o kadar güçlüydü ki 1978 yılında bilimkurgu türündeki ilk filmi Xenogenesis’i (kısa metraj)çekti. Bir yandan da senaristlik yapan Cameron’un ilk uzun metrajlı filmi Joe Dante tarafından birincisi çekilen Piranha part two:The Spawning’di. Bu film ona ilk ödülü olan International Fantasy Film Award‘ı kazandırdı. Ancak bu filmin ona getirdiği tek şans bu değildi. James film çekimleri Roma’da sürerken bir gece insan görünümlü bir makine tarafından öldürülmeye çalışıldığına dair bir kabus gördü. Rüyanın etkisinde kalan yönetmen bunu senaryolaştırmaya karar verdi. Böylece Cameron’un en ünlü serilerinden biri olan Terminatör için büyük bir ilham kaynağı doğmuş oldu. Cameron, senaryo için oluşturduğu hikaye ile önüne gelen yapım şirketinin kapısını aşındırmaya başladı. Ancak hiçbir firma bu genç ve deneyimsiz yönetmenle böyle bir iş için riske girmeyi göze alamadı. Fakat yılmak nedir bilmeyen James sonunda Hemdale Pictures isimli bir şirketle anlaştı. Ardından daha sonra ikinci eşi olacak Gale Anne Hurd’la tanıştı ve birlikte yönetmenin en büyük başarılarından biri olan The Terminator’un senaryosunu yazmaya başladılar. 80’li yıllara damgasını vuran “The Terminator, Rambo:First blood 2” gibi filmler ve bir savaş belgeseli olan “The time it’s war”ı çektikten sonra bugün korku ve bilimkurgu filmleri arasında nadide bir yere sahip “Aliens” için kamera arkasına geçen Cameron, bundan kısa bir süre sonra Abyss için kolları sıvadı. Bu film ona aynı zamanda görsel efekt dalında Oscar kazandırdı. İş hayatındaki yükseliş ve başarılar özel hayatında onu yalnız bırakıyordu. Yapımcı eşi Gale Anne‘den de ayrılan Cameron 3. evliliğini meslektaşı Kathryn Bigelow’la yaptı. Çok geçmeden 1997 yılında aynı zamanda The Terminator filminin yıldızı Linda Hamilton’la evlenen Cameron’un bu evlilikten bir kızı bulunuyor. 1997 aynı zamanda iş hayatı anlamında  da James için altın yıllardan biri oldu. Yönetmen sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük yapımlarından biri olan ‘’TITANIC’’i seyirciyle buluşturdu ve bu buluşmanın sonucunda 115 milyon dolar ve 11 Oscar kazanarak tarihe geçti. Cameron, 2000 yılında son eşi Suzy Amis’le evlendi. Titanic’in başarısının ardından bir süre televizyon yapımlarında görev alan Cameron, birkaç dizide de yönetmenlik yaparak kendini sıradaki büyük projesi için hazırlamaya başladı. Ardından 2003’te Ghosts of Abyss ve yine 2005 yılında da Aliens of Deep isimli belgeselleri çeken Cameron, bu son belgeseli için dünyanın en derin yeri olan 11 bin metre derinliğe sahip “Mariana çukuruna” 12 tondan imal edilen özel deniz altısı ile indi. Denizaltı sadece onun sığabileceği boyutta olduğundan bu farklı ve aynı zamanda da tehlikeli maceraya tek başına atılarak orada videolar çekti. Orada geçirdiği süreyi ise “Orası dünyanın tabanı ve yüzeyi aya benziyor. Orada garip canlılar göreceğimi sandım sanki bir günde başka bir gezegene gitmişim gibi” diyerek özetleyen yönetmen üç dakika nefesini tutabilerek 2.5 metre derinliğe dalabiliyor. Tam bir su altı dünyası aşığı olan Cameron’un idolü ise deniz araştırmacısı “Jaques Yves Cousteau.” Cameron, kendine her bakımdan farklılık yaşatan bu deneyimin ardından  tam 4 sene odasına kapanarak Avatar için çalışmaya başladı. Genelde bir proje üzerinde çalışırken ketumluğu ile bilinen James, aynı zamanda çalışırken de oyunculara oldukça disiplinli davranan titiz bir yönetmen olarak tanınıyor. Başarılarını perçinlediği “Avatar”ı seyirciyle bir araya getirmek için oldukça uzun ve zahmetli bir süreç yaşayan Cameron yine istediğini elde ederek kendini bir kez daha tüm akademi ve sinema dünyasına kanıtlamış oldu. Günümüzde Terminator 5 ve 6 için senaryo ve yapım çalışmalarına başlayan yönetmen yine dünyayı sallamaya hazırlanıyor. 3D Fusian kamera sisteminin de mucidi olan Cameron, yaptığı işin her alanında birbiri ardına aldığı başarılarla çıtasını hep yüksek tuttu. Ufak çapta bir denizaltı filosu bulunan yönetmen aynı zamanda tam bir motosiklet tutkunu. Hali hazırda 3 Harley Davidson ve bir Ducati sahibi Cameron, arabalar konusunda o kadar seçici değil. Dolar milyoneri bir yönetmen olmasına rağmen mütevazi bir tarzı olan James günümüzde eşi Suzy ve 3 çocuğu ile birlikte Milabu adlı bir malikanede yaşıyor. Sinema dünyasının “mavi gözlü dev”inin yeri her ne kadar sağlam görünse de kendisinin de korkuları yok değil. Cameron insan nüfusunun hızla artması ve bunun doğal sonucu olarak petrolün yok olması ve kaçınılmaz olarak dünyanın sonunun gelmesinden korkuyor. 59 yaşını 87 gün sonra dolduracak olan Cameron kendini tanımlarken “Ben serüven arayan 8 yaşındaki bir erkek çocuğunun kalbini taşıyorum” diyerek aslında zamana direnemeyen tek şeyin biyolojik saatimiz olduğunu bir kez daha bize hatırlatmış oluyor. James Cameron içindeki istek ve gördüğü bir rüya sonucunda hayallerinin peşinden giden ve bundan vazgeçmeyen; pek çok kimsenin eline yüzüne bulaştıracağını düşündüğü işlerin içinden, onlara ve belki de yaşamındaki tüm olumsuzluklara rağmen başarıyla çıkmış bir insan. Belki de bir insanın önce kendisine inanması ve sonrada kendini umut etmek denilen o olağanüstü olguya bırakması gerektiğinin en güzel örneklerinden… Hayat denen döngüde çoğumuz aksine önüne gelen fırsatları istediği yere tırmanmak için bir merdiven gibi kullanabilen ender bir zeka örneği. O büyürken hala bir çocuk kadar cesur olarak hayal kurabilen, büyümek telaşı ile bunu benliğinde yitirmeyen biri. Kendine sırt dönmeyen, yapabileceklerinin gücüne inanan ve bu yönüyle zamanın onu sıradanlaştırmasına izin vermeyen biri. Pek çoğumuzun olmadığı ama olabileceği gibi…

Önceki İçerikBüt Dergisi’nin 4.sayısı çıktı
Sonraki İçerikHABERİN MERKEZİ’NDEN MERYEM ÖZKURT
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN