BİR ACI MIRRA’YA NE DERSİNİZ?

0
864
views
BİR ACI MIRRA’YA NE DERSİNİZ? - Büt Dergisi

Bir kahveden çok bir kültür ürünüdür Mırra. Güneydoğu bölgemizde özellikle Şanlıurfa ve  Mardin gibi şehirlerimizde çokça tüketilmektedir. Misafirliğe gittiğiniz herhangi bir evde mırra ikramı “bir fincan kahvenin kırk yıllık hatrı vardır” atasözünün hakkını sonuna kadar veriyor. Tabi kuralına göre içerseniz mırrayı…

Bu ay, yazımda sizlere “Mırra Kahvesinden” bahsedeceğim. Sakın önyargılı davranıp ‘Kahvenin nesini anlatacaksın’ demeyin. Mırra, bir kahve olmaktan çok daha öte bir şey. Başlı başına bir gelenek olan mırra; hazırlanmasından-sunumuna, içilmesinden-ikramına, içildikten sonrasına kadar,  kendine has kuralları olan bir kahvedir. Kendisine özlü sözler yazdıran, manilerde, türkülerde yer alan mırrayı normal kahve teriminden ayıran ve onu farklı kılan birçok özelliği vardır.

Mırra, Arap coğrafyasına ait olan bir acı kahvedir. İsmi, Arapça acı anlamına gelen “mur”dan türemiştir. Ülkemizde de Arap kültürünün hakim olduğu; Şanlıurfa, Mardin ve Adana gibi yörelerde çok yaygın olan ve çokça tüketilen mırra, buralarda bir kültürel gelenek haline gelmiştir. Özellikle Şanlıurfa yöresinde yaygın durumdadır. -Yazıda Şanlıurfa yöresine ait birkaç örneğe de yer vereceğim-. Mırra kahvesine bu yörelerde ‘acı kahve’de denmektedir.

Mırra kahvesinin kendine has birtakım materyalleri vardır. Kahve çekirdeğinin kavrulduğu kahve tası, kahve çekirdeklerini dövmek için kullanılan dibek ve dövmeye yarayan dibek tokmağı, kahvenin pişirildiği 6-7 adet olan ve büyükten küçüğe doğru kullanılan gümgüm, hazırlanan mırranın dağıtılmak üzere konulduğu kahve ibriği, kahvenin ikram edildiği ‘mekkavi’ denilen kalın ve kulpsuz olup dibi kesik ve huni biçimindeki fincanlar, mırranın ekipmanlarını oluşturmakta.

MIRRA’NIN HAZIRLANMASI ÇOK ZAMAN ALIR

Mırra hazırlanışı zahmetli ve emek isteyen bir kahvedir. Belki de bu yüzden ‘Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır’ atasözünün, Şanlıurfa’ya ait olduğu söylenmektedir. Kim bilir? Biraz mırranın hazırlanışından bahsetmek istiyorum. Mırra için özel bir kahve çekirdeği çeşidi yoktur. İlk olarak yeşil kahve yani çekirdek kahve, kahve tasında yanmayacak ama hamda kalmayacak şekilde kavrulur. Kavrulan kahve bir dibekte dövülür. Ancak normal kahveler gibi un haline getirilmez. Biraz kaba dövülür. Dövülen kahve çeşitli büyüklükte gümgümlerde pişirilir. En büyük gümgüme yarım kilo kahve atılır, üzerine bir kova su ilave edilerek kaynatılır. Kaynadıkça su eksilir, sonrada dinlendirilir. İşlem kahvenin telvesi dibe çökünceye dek sürer. Bundan sonra kahve küçük gümgüme süzülür, kalan telve atılır. Süzülen kahveye bir miktar kahve daha atılır ve tekrar kaynatılır. Bu işlem kahve en küçük gümgüme aktarılıncaya kadar sürer. Kaynatma işlemi sonunda kahve öz haline gelir. İşte bu kahveye Mırra adı verilir.

Eğer ilk defa mırra içecekseniz ve nasıl içildiğine dair bir bilginiz yoksa, aşağıda yazacaklarımı dikkatlice okumanızı tavsiye ederim. Zira bilmeden de olsa yapacağınız yanlışlık sonucu geleneğin dışına çıkabilir, hatta kahveciye hakaret etmiş bile olabilirsiniz.

BU KAHVE BİR YUDUMDA İÇİLMEZ

Şanlıurfa, Mardin ve Adana gibi yörelerde çok yaygın

Kahvenin servis edilmesi ve içimi konusunda kalıplaşmış birtakım kural denebilecek yerleşik özellikler bulunmakta. Pişirilen mırra soğumaya bırakıldıktan sonra servis yapılması için imbiğe konur. Kahve dağıtan kişiye ‘Gehavci’ denilir. Gehavcinin sol elinde iç içe konmuş kulpsuz fincanlar, sağ elinde imbik ve belinde de bir bez bulunmaktadır. Kahveci geldiğini belli etmek için elindeki fincanları oynatarak şak şak diye ses çıkartır. Bir kahvecinin geldiği belli olsun diye.

Fincanlar neredeyse fincanın yarısı, yarısından daha az bir miktarda, dibi kapanacak kadar doldurulur. Eğer ortamda yaşça büyük birisi varsa kahve önce ona verilir. Mırra yaşça büyük olan kişiden küçük olan kişiye doğru servis edilir. Her bir kişiye iki defa olmak üzere kahve servis edilir. Fincandaki kahve az olmasına rağmen iki yudumda içilir. Kesinlikle tek seferde içilmez. Kahvesini içen kişi fincanı kahveciye verir ve kahveci belindeki bez ile fincanı silerek bir diğer kişiye mırra ikram eder.

MIRRA İÇİLEN FİNCAN ‘KESİNLİKLE YERE YA DA MASAYA

Kahve fincanı, içen kişi tarafından yere ya da masaya bırakılmaz. Elde bekletilir ve dağıtana verilir. Fincanın yere konulması saygısızlık, küçümseme olarak tanımlanır ve kahveciye hakaret olarak algılanır. Eskilerde bunun cezası; kahveyi dağıtanın bekar ise evlendirilmesi ya da fincanın altınla doldurularak geri verilmesiymiş. Günümüzde ise bu durum bazı yerlerde hala geçerlidir. Hala kahvehanelerde veya mırranın ikram edildiği diğer yerlerde ise bu hataya düşüldüğünde kahveciye bahşiş vermek durumundasınız.

Birde bilinmesi gereken bir başka durum ise, diyelim mırra verildi ve ilkini içtiniz. İkinciyi içmek istemiyorsunuz. Bu durumda da yapılması gereken özel bir şey var. Fincanın üzerine işaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağı kapatılarak fincan, kahve ikram eden kişiye geri verilir. Bardağı kapatmayı bilmiyorsak herhalde sürekli kahve ikram edilmeye devam edilebilir.

Mırra kahvesi, taziyelerde, düğünlerde, dini nikah törenlerinde, bayramlarda, misafirliklerde ikram edilir. Hatta taziyelerde ikram edilmesinin sebebi olarak ‘acıyı, acıyla paylaşmak’ denir. Birde mırranın kararında içildiği taktirde sağlığa da faydalı olduğu söylenmektedir. Harran Üniversitesi (HRÜ) Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hayoğlu, konuya ilişkin şunları söylemiş: “Mırra sağlık üzerinde olumlu etkilere sahip. Uyarıcı etkiye sahip olduğu için dikkat toplamada ve konsantrasyon artırmada önemli bir görev üstleniyor. Aşırıya kaçmadan tüketilen mırra, baş ağrısına, selülite ve karaciğer hastalıklarına iyi geliyor. Mırranın, ayrıca uyarıcı, canlandırıcı ve yorgunluk giderici etkisinin yanında içiminin de verdiği farklı bir haz var.”

ŞANLIURFA’DA MIRRA GELENEĞİ

Mırra servisi yapılırken. Mırra kahvesini dağıtan kişiye ‘Gehavci’ denilir.

Mırra’nın en yaygın olarak görüldüğü yer Şanlıurfa’dır. Şanlıurfa’da mırranın ikram edildiği özel yerler vardır. Ayrıca Şanlıurfa’da mırra bir içecekten ziyade, bir kültür olgusu olmuştur. Onun için özlü sözler, maniler yazılmış, türkülerde kendine yer bulmuştur.

Şanlıurfa’da geleneksel hayat tarzını sürdüren kırsal kesim halkının varlıklı olanları ve ileri gelenleri evlerinin yakınına, misafirler için ‘oda’ denilen birkaç bölümü olan özel yerler yaptırırlar. Bu kişilere ‘oda sahibi’ denir. Her köyde oda olur ama her odada kahve kaynatılma geleneği olmayabilir. Oda sahibi aynı zamanda “kahve sahibi” ise kahve kaynatmaya ara vermez. Bu odalarda misafirler ağırlanır, aşiret toplantıları yapılır, kişiler arasındaki sorunlar çözülür. Bunlar esnasında kişilere mırra ikram edilir.

Mırra, kahve sahiplerinin odalarında bulunan misafirlere gün boyu ikram edilir. Kahve önce en büyük kişiye verilir. İkinci fincandan sonra üçüncü kez içmek isteyen kişi, kahveden anlamayan ve cemaat görmemiş kişi olarak kabul edilir. Verilen kahveyi almamak hoş sayılmaz.

Bazı yerlerde misafir kalkıp gideceği zaman misafire kapıda tek fincan ile “uğurlama kahvesi” verilir. Eğer misafir henüz kalkmıyorsa ev sahibi tarafından samimi bir şekilde gitme vaktinin geldiğini belirtmek üzere “kalk git kahvesi” verilir. Oturanlarda bu durumu gücenmeden, kırılmadan memnuniyetle karşılarlar.

Kahve sahibinin odasına bir sorunu çözmek için gelenler, sorun konuşulup çözülmeden kahve içmezler. Eğer sorun çözülür ise kahve içerler.

ŞANLIURFA’DA HALK EDEBİYATINDA KAHVE VE MIRRA ETKİSİ

Aynı zamanda Urfa halk edebiyatında kahve geleneğine ve mırra geleneğine yer verilmiştir. Mırra, atasözlerine, manilerden, türkülere ilham kaynağı olmuştur. Buna bir örnek olarak Sabri Kürkçüoğlu’nun manilerinde mırra şöyle yer alır:

Oda hayattır cana
Sohbet esas adama
Kahve ocakta ağlar
“Mırra” doldur fincana

Kerpiç oda serince
Keçeleri serince
Keyfim çardağa çıkar
Mırra’lar içilince

İşte sizlere en baştanda söylediğim gibi mırra bir kahveden çok daha öte bir şey. Yıllar yılı bir kültür, gelenek haline gelmiş, yaşam tarzı olmuş. Onun için yazılı olmayan ancak herkesin özen gösterdiği, uyduğu kurallar konulmuş. Edebiyata ilham kaynağı olmuş. Bunların yanında sağlığa faydası olduğu tespit edilmiş.

Evet, geldik yazının sonuna. Benim sizlere aktaracaklarım bu kadar. Anlatması benden, merak edip yerinde içip, görmesi sizden.

Önceki İçerikTEŞEKKÜRLER MADİBA!
Sonraki İçerikHALIYA BASMA LAAAAĞĞNN
emreceylan_91@hotmail.com'
1991 İstanbul doğumlu. Orta öğrenimini Gazeteciler Cemiyeti İlköğretim okulunda tamamladıktan sonra lise eğitimini Sefaköy Lisesi’nde bitirdi. Üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde okudu. Marmara İletişim Haber Ajansı’nda (MİHA) 1 buçuk yıl muhabirlik yaptı. Yazdığı yazılar ve yaptığı haberler birçok değişik haber sitesinde yayınlandı. Büt Dergisi’nde yazı işleri sorumlusu ve dergide “Yaşamın İçinden” bölümünün yazarı.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here