AYNADAKİ FISILTI KANLI MARY

0
494
views
AYNADAKİ FISILTI KANLI MARY - Büt Dergisi

Her gün saçlarınızı taramak için, makyajınızı yapmak için, güzelliğinizi kontrol için her ne sebeple olursa olsun ayna karşısına geçiyorsunuz. Hatta aynaya bakmadan bir gününüz geçmiyor. Peki düşünün; ayna karşısında saçınızı yaparken bir el sizi içeri çekerse ne olur? Ne kadar korkarsınız? Size aynalar içinde saklı birilerinin olduğunu söylersek bize inanır mısınız?

İnsanoğlunun “Ayna” denen sihirli arkadaşı ile tanışıklığı bundan yaklaşık 4 bin yıl öncesine dayanmaktadır. İtalya’nın kuzey bölgeleri ile şimdiler de Orta Doğu’nun bulunduğu coğrafyadaki topraklarda hüküm süren insanlar yanardağ lavlarının parlak artıklarını cilalama suretiyle ilk aynaları yaptılar. Gelişen teknoloji ile türlere ayrılarak çeşitlilik gösteren aynalar günümüz de cıva ile hayat bulurken, çok daha net ve derin anlamlar taşıyorlar.  Peki bu eski arkadaşlar hayatımızın neresinde, ne kadar var olmakta?

Aynalar parlaklıkları ve estetik çerçeveleri ile hayatımızın her döneminde vazgeçilmezlerinden biri olmayı başarmış eşyalar. Ancak bazen evimizin bu sevimli dekoratif parçaları masum birer nesne olmaktan çıkarak bilmediğimiz alemlere açılan bir anahtar görevi üstlenebiliyor. Öyle ki sihrin efendileri cinleri hapsetmek için kullanılan aynalar, kimi zamanda geleceği görmek için medyumların başvurdukları bir yol oluveriyor. Kendilerine ‘’gören ayna’’ denilen özel aynalar yapan kişiler bu aynaların yardımı ile uzak yerleri izleyebiliyor hatta geleceği bile gördüklerini iddia edebiliyorlar.

Pamuk Prenses’ten küçük çocuk Kai’ye           

Ancak şüphesiz onları bu denli gizemli yapan sadece kırıldıklarında 7 yıl uğursuzluk getirdiklerine karşı duyulan kör inanç değil, aynaların kötü ün edinmelerinde bir diğer önemli kıstas da şüphesiz masallar alemi. Pamuk Prenses’in kötü kalpli üvey annesi, ona sırf “Pamuk Prenses senden güzel” diyen bir ayna yüzünden  üvey kızının hunharca ölmesini istemiştir. İçi nefret ile dolan kraliçenin bu gücü aynasını güçlendirmiştir aslında. Burada aynaların insanların kötü  enerjileri ile beslendiklerine de tanıklık etmiş oluruz.  Ve Şüphesiz aynaların yer edindiği bir diğer ürkütücü masal Karlar Kraliçesi’dir. Bütün dünyayı kendi yüreği gibi buz kaplamasını isteyen pek de dost canlısı olmayan Karlar Kraliçesi kuzeyde sarsılması zor bir iktidar kurmuştur. Bir gün en değer verdiği şey olan şeytani aynası yanlışlıkla kırılır. Aynanın içindeki kötülüğün sindiği bütün parçalar rüzgarın da yardımı ile dünyaya dağılır. Bu parçalardan biride küçük bir çocuk olan Kai’nin gözüne saplanır. Kai ayna parçasının etkisi ile her şeyi olduğundan çirkin görmek de, yaşadığı yerden hoşlanmamaktadır. Bu durum en çok yan evde yaşayan, bir zamanlar en yakın arkadaşı Gerda’yı üzmektedir. Bir gün Kai’yi almaya gelen kraliçe onu buzdan sarayına götürür. Onu kurtarabilecek tek kişi ise küçük Gerda’dır. Saraya kadar gelen küçük kız arkadaşını kurtarır ve masal mutlu sona bağlanır. Christian  Andersen’in hayal dünyasında yarattığı bu masal da bahsettiği gibi kırılan bir ayna varsa  eğer o aynanın parçaları birer kıymık biçiminde gözlerden girerek yürekleri buz kesebiliyorsa, kim bilir belki de hala günümüz de bile hiçbir şeyde güzelliği fark edemeyen buzdan kalplerin iyileşebileceğine inanmak için bize umut verebilir.

Anadolu’da Aynalar

Anadolu kültüründe de oldukça yer kaplayan aynalar ve onlara hapsolan suretler meraklılarına eşsiz bir çeşitlilik sunuyor. Pek çok büyü ve ritüelin parçası haline gelen sırlı camlar ile anlatılan hikayeler hala günümüzde pek çok insanın ilgisini çekmekte. Boyutlar arası geçişlerde adeta birer kapı görevi gören ve sadece sureti yansıtmayan aynalar ve bu aynaların gizemleri hala tam aydınlatılamamış sır olma özelliklerini korumaktadır.

Aynalar ve Bloody Mary Efsanesi

Masal dünyası kadar beyaz perde de aynalar ve onların gizemli yanları ile ilgilenmiştir. Genelde şeytani bir biçimde ele alınan bu eski dostlar hemen hemen herkesin en derin korkularını içine hapsetmiş gibidir. Bir aynaya baktığınızda kendi suretinizi görürsünüz. Peki bu bir suretten fazlaysa? Aynalar içinizde görmekten korkup saklandığınız karanlık yüzünüze ışık tutan bir tılsımsa? Gördükleriniz için sizi kim yargılayabilir veya görmek istedikleriniz için? İşte insanlar tüm bu karmaşık duygular içinde çoğu kez meraktan dolayı çeşitli hikayeler  ve efsaneler uydurmuşlardır. Aynaların bir parçası olduğu en ünlü şehir efsanesi ise şüphesiz “Bloody Mary”dir.

Bundan 150-200 yıl önce küçük bir kasabada ailesi ile yaşayan Mary Worth kalbinden rahatsız olan genç bir kızdır. Efsaneye göre o zamanlardaki tıp yeterince gelişemediğinden bir kriz sonrası nabzı ağırlaşan genç kız öldü sanılarak gömülür. Ancak bundan emin olamayan ve kaygılanan babası, kızını tabuta yerleştirirken bileğine bir ip bağlar. İpin bir ucunu dışarıda astığı bir zilin ucuna bağlayan bay Worth beklemeye başlar. Bir süre bekleyen acılı baba herhangi bir hareket göremeyince yakınlardaki bir bara içmeye gider. Sabahın ilk ışıkları ile mezarlığa dönen adam gördüğü manzara karşısında dehşete düşer. Zil ipi çekildiği için yere düşmüştür. Adam hemen mezarı kazmaya başlar, tabutun kapağını kaldırdığında Mary’nin korkunç yüz ifadesi ile karşılaşır. Tabutun iç yüzeyinde tırnak izleri vardır. Mary babasının şüphesindeki gibi aslında ölmemiştir. Kendine geldiğinde tabuttan çıkmaya çalışan genç kız tırnakları parçalana dek tabutunu kazımış ve ne yazık ki canlı canlı gömüldüğü mezarda havasızlıktan ölmüştür. Bu duyulduğunda başta ailesi olmak üzere kasabadaki pek çok insan bu trajediyi uzun yıllar unutmamıştır. “Bloody Marry” efsanesinin 3 versiyonundan ilki bu hikayedir.

Bir diğerine göre Mary isimli bir kadın bebeği ile korkunç bir araba kazası geçirir. Yüzü paramparça olan genç kadının bebeği kurtulur. Öldüğünden habersiz bir biçimde aynalarda çocuğunu arar zavallı Mary. Trajik ölümlerde ruhun bazen arada kaldığı ve herhangi bir şeye bağlı kaldığı düşünülür. Öyle ki ölüm ne kadar korkunç olursa ruhun bunu kavrayabilmesi de o derece zordur. Biri ölürken yakınında bir ayna varsa ruhunun o aynaya hapsolduğuna inanılırdı. (Yahudilikte şeytan veya kötü ruh çıkarma ayinlerinde bedeni terk eden şeytani varlıklar “Dibbuk” isimli içinde ayna olan kutulara hapsedilirdi. Böylece ruhun veya iblisin başka bir bedene girmesinin önlendiği düşünülüyordu). Mary’nin de aynaya hapsolduğu ve onu çağıranların bebeğini ben aldım demesi üzerine çılgına dönerek bunu diyen kişiye zarar verdiğine inanılıyordu.

3. versiyona göre konusu geçen Mary ise IIIV.Henry ile Aragonlu Asil Catherine kızları I.Mary’dir. Babası bir veliaht alamadığı için annesinden boşanarak entrikaları ile ünlü Anne Boleyn ile evlenmiştir. Bu evlilik Mary’e gayri meşru yaftası yapıştırmış ve onu oldukça etkilemiştir.  1553 yılında bir ayaklanma ile tahta geçen Mary, o güne dek Protestanlıkla yönetilen ülkesinde kimsenin görmediği bir katliama imza atmıştır. Kendisi oldukça koyu bir Katolik olan Kraliçe halkından Protestanlığı seçen insanlara  karşı oldukça acımasızdır. Toplu idamları ile ünlenen eli kanlı kraliçe, kendi yarattığı korkular diyarında ancak 5 yıl hüküm sürebilmiştir. Kocasının, babadan bir kız kardeşine duyduğu aşk, ikisi de doğum süresinin 11 ayı geçmesi üzerine karnında kaybettiğini anladığı evlatları, sevgi yoksunluğu derken yaşadıklarını kaldıramayan bünyesi ve de kanser denilen ölümcül düşmanın pençesine düşer. Kısa süre de ve sancılı gelen ölüm onu günahları ile kucaklayıp götürdüğünde kraliçe henüz 42 yaşındadır. Tarihte Kanlı Mary olarak anılan Kraliçe I.Mary  efsanemizde adı geçen Mary’nin 3.versiyonudur.

Sakın 3.Kez Bloody Mary Deme!

Peki Bloody Mary efsanesinin gerçekleşmesi, yani  Mary’i çağırmak için ne yapılmalıdır. Bunun için karanlık bir oda seçerek birkaç mumla ortalığa hafif bir loşluk verilir. Odada yalnız olunmalıdır ve gecenin ilerleyen saatlerinde mümkünse şafak sökmeden hemen önce karşısında durduğunuz aynaya bakarak 3 kez Bloody Mary demeniz yeterli olacaktır. Mary aynadan yanınıza  gelecek ve yüzünüzü paramparça edinceye kadar durmayacaktır.

Özellikle 9-15 yaş arası oldukça yaygın olan bu efsane bazı lise ve kolejlerde kurulan kardeşlik tarikatlarında da birer cesaret oyunu olarak halen günümüzde de oynanmaktadır. “Bloody Mary” efsanesi Legent of Bloody Mary ismi ile beyaz perdeye de uyarlamış. Ayrıca Ghost Whisperer ve Supernaturel dizilerinin birer bölümünde yer almıştır.

Aslında bu efsaneyi farklı kılan hikayesi değildir. İnsanların büyürken cesaretlerini de yitirmeye başladığı halen tartışılan bir gerçektir. Öyle ki büyümekte olan bireye yüklenen vazife ve beklentiler o bireyin en önce kendine yabancılaşmasına sebep olabiliyor. İnanmaktan vazgeçmeye başladığında normal hayat için bir zafer kazandığı gibi içsel dünyası için ise telafisi olmayacak bir çöküşün bedelini ödüyor. Var olmuş en ilginç canlı olan insanoğlu için bilinmezlik en büyük merak konusu iken aynalara hapsolmuş hayaletleri görmek istemek içgüdüsü henüz küçük birer çocukken tavan yapıyor, yaş ilerledikçe bu istek yerini doldurulması güç bir boşluğa bırakıyor. Kim bilir belki de o aynaya bakan herkes kendi geçmişindeki hayaletlerle karşılaşmaktan korkuyor bu yüzden bunu henüz içinde o korkuyu yaşamayan ve inanmaktan henüz vazgeçmeyen çocuklara bırakıyor.

Siz de uzun yıllar önce arkanızda bıraktığınız hayaletleri görmek ve belki de günlük hayatta taktığınız binlerce maskenin altında adeta çürüyen gerçek yüzünüzle yüzleşmek isterseniz yapacağınız şey çok basit. Harekete geçin ve aynadaki kaybolmuş benliğinize bir göz atın derim… Belki de bazılarımızın içindeki o saflığa dönebilmesi için çok da geç değildir.

 

Önceki İçerikBİR DE “MADAM MAO OLMAK” VAR
Sonraki İçerikSOKAKLARIN GAZETECİSİ SAVAŞ AĞABEY
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here