AŞK’IN ŞEHRİ PARİS’TE AŞK’A AŞIK KÜÇÜK SERÇE: EDİTH PİAF

0
429
views
AŞK’IN ŞEHRİ PARİS’TE AŞK’A AŞIK KÜÇÜK SERÇE: EDİTH PİAF - Büt Dergisi

1895 Fransa’sında dünyaya gelen yarı İtalyan ve yarı Tiflisli olan Anetta Giovanna Maillard için hayat oldukça zorlu ve çetindi. Ona sahip çıkabilecek pek kimsesi olmadığı için sokaklarda büyüyen Anette, 19 aralık 1915 günü bir karakol önünde sancılanarak dünyaya getirdiği kızına, o sıralar son hız devam eden  birinci dünya savaşında Fransız askerlere esir kamplarından kaçmaları için  yardım eden İngiliz hemşire Edith Cavell’den esinlenerek Edith ismini verdi. Menekşe mavisi gözleri olan küçük bebeğin kuzguni siyah saçlarından bir tutam kar beyazı alnına dökülüyordu. Zayıf ve çelimsiz parmakları ile sokak ortasında doğumuna yardımcı olan  polis memurunun parmağını kavrayan minik kızın bu içgüdüsel hareketi belki de onu bekleyen zor hayat şartlarına karşı ilk baş kaldırışıydı.

Babası Louis Alphonse Gassion ise hayatını sirklerde kazanan bir akrobattı. Anette, Louis o sıralar savaş nedeni ile  askerdeyken ona artık bu hayata dayanamadığını, Edith’i annesinin yanına bırakarak İstanbul’a ünlü olmaya gideceğini anlattığı bir mektup yazdı. Kısa bir süre sonra zor şartlarda yaşayan annesinin yanına bıraktığı kızını ve fakirlikle dolu hayatını geride bırakarak İstanbul’a doğru yola çıkan Anette, ne yazık ki hayal ettiği yaşama kavuşamadı ve bir süre sonra geri dönmek zorunda kaldı. Louis askerden izin alarak Edith’i ananesinin yanından almaya geldi ve onu o dönem bir genelev işleten kendi annesinin yanına bıraktı.

Başlarda oldukça zor kabul görse de minik Edith, o evde sokaklardan daha iyi şartlarda yaşıyordu. Evde çalışan kadınlardan biri onu kendi kızı gibi benimsemişti. Her şeyden çok anne şefkatine ihtiyacı olan küçük kız yuva yerine koyduğu bu yabancı evde henüz anlamlandıramadığı eksikliğini doldurmaya çalışıyordu. 4 yaşına geldiğinde bir gün gözlerini açamayan Edith ağlamaya başladı. Sesini duyup geldiklerinde 2 gözü de irinle kaplı kızı görünce telaşa kapılan kadınlar, babaannesini çağırdılar. Doktor geldiğinde hastalığın Keratit(Kornea dokusu iltihaplanması) olduğu anlaşıldı. Uzun süren bir ilaç tedavisi ve edilen dualar sonucu minik Edith eski sağlığına kavuştu. O dönemden itibaren dua etmek onun hayatının vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

Fransız kaldırımları sallanıyor

Babası gelip onu aldığında minik Edith, kısa yaşamında en zor zamanlarından birini geçirdi. Babasıyla sokaklarda gösteri yapmaya başladılar. Bir gün babasının yanında bildiği en güzel şarkıyı “Fransız marşını” söyleyen minik kız sonrasında şarkı söyleyerek hayatını devam ettirmeye başladı. 17 yaşına kadar babasının baskısıyla sokaklar da şarkı söyleyen Edith üvey kız kardeşi Simone ile Fransız kaldırımlarında salınıyordu. Büyüleyici bir sese sahip genç kız yine aynı yaşta batakhanelerden birinde tanıştığı Louis’le beraber olarak Marcelle adını verdiği bir kız çocuğu doğurdu. Ancak kızı 2 yaşında trajik bir şekilde aniden hastalandı. Menenjit(beyin zarının iltihaplanması ile oluşan sinir sistemi hastalığı) olan minik Marcelle kurtarılamadı. Bu onun hayatında pek kimseye anlatmadığı ancak yüreğini derinden sarsan bir olay olarak kaldı. Genç, tecrübesiz ve beş parasız olan Edith iyi bir anne örneği değildi ve bunu kendiside biliyordu. Zaten  hayatı boyunca bir daha anne olamadı..

Kaldırım serçesi: Küçük Piaf…

20 yaşına geldiğinde hayatında büyük bir değişiklik yoktu. Kaldırımlarda şarkı söyleyerek para kazanıyor ve aşık olduğu kadın satıcısı Albert’ a para yediriyordu. 1935 yılında genç kadın dönemin popüler şarkılarını sokakta kendine özgü bir yorumla söylerken, kader onun karşısına yine o yılların en büyük gece kulübü işletmecilerinden biri olan Louis Leplee’yi çıkardı. Hayatına giren 3.Louis onun için üçüncü bir dönüm noktasıydı. Edith’i dinleyen Louis ona kartını verdi ve onu aramasını söyledi .Onun kim olduğunu bilmeyen Edith biraz araştırınca bu esrarengiz yabancının kimliğini öğrendi ve o gece  Louis’in kendini Fransız argosunda kaldırım serçesi anlamına gelen “küçük Piaf”  takma ismi ile  takdim etmesi ile ilk kez sahneye çıktı. Onu dinleyenler yine o dönemin en zengin işadamları ve onlara gösterişli mücevherler, ipek elbiseler içinde eşlik eden hanımefendilerdi. Sahnede ise 1.47 boyunda, narin ve işletmecinin kaldırım serçesi olarak tanıttığı hayat tarafından hırpalanmış genç bir kadın vardı. Ancak kadının öyle bir sesi vardı ki, dünyada belki belli sayıda durumda vuku bulan bir şey oldu. O gece orada kesinlikle bir sınıf farkı yoktu. Onu dinleyen Hanımefendi ve Beyefendiler ayakta alkışladılar.

Her şey güzel giderken 1936 yılında Louis Leplee vahşice bir cinayete kurban gitti. Gözaltına alınan Piaf için oldukça zor ve stresli bir dönem başlamış oldu. Tüm bu kötü dönemde Leplee henüz hayattayken bir partide tanıştırıldığı Raymond Asso isimli şarkı sözü yazarı ve yazar olan dostunun desteği ile ayakta kalmayı başarmıştı. Raymond, ona şarkı söylerken ellerini kullanmayı öğretmişti. Ayrıca telaffuzundaki eksikleri de gidermesi için baskı yapan Asso ile turnelere çıkmaya başlayan küçük Piaf, Edith Piaf ismini aldı. Uluslararası üne kavuşan Piaf artık sadece Fransızlar tarafından değil Avrupa ve Amerika’daki insanlar tarafından da sevilen bir sanatçı olmaya başlamıştı. Ancak ilerde de bahsedeceğim bazı konuları dikkate alırsak Piaf ömrü boyunca hiçbir erkekle uzun seneler geçiremeyecekti. Hayatına hangi sıfatla girerse girsin hiç bir erkek bir kaç yıldan fazla onunla kalamıyordu. Raymond Asso ile de yolları 2. Dünya Savaşı sırasında ayrıldı. Müzikallerde rol almaya başlayan Piaf bu alanda da oldukça başarılıydı. New York’ta gösterilere çıkan kaldırım serçesi herkesi şaşırtıyordu. O dönemler sahneye çıkan güzel kadınlara pekte benzemeyen Piaf son derece sade ve kapalı siyah elbise, dağınık ve özensiz saçlar ile sahne alıyordu. Çünkü ona göre onu dinleyenler için önemli olan şarkıyı nasıl söylediği idi. Gerçek şu ki bunda en azından kendi için haklıydı, onu dinleyenler kalça genişliği ya da bacak boyundan daha fazlasına önem veriyorlardı. Kaldırım serçesi sahnede devleşiyordu.

Sevdiğinin ölüm haberi geldi

Kariyerinin en parlak döneminde ışıltılı bir New York gecesi yolu kendi gibi bir Fransız olan orta siklet boksör Marcel Cerdan’la kesişti. Üç çocuk babası Cerdan evliydi. Ancak bu onu, Piaf tarafından hayatının aşkı olarak tanımlanmasına engel olamadı. Piaf’la tanıştıktan sonra dünya orta siklet boks şampiyonu olan boksör de Edith’e deliler gibi aşıktı. Ancak hayat ne yazık ki kaldırım serçesine pek cömert davranmıyordu. 1949 yılının ekim 26 gecesi Piaf New York’ta bir partiden Marcel’i aradı ve ona “sensizliğe dayanamıyorum, çok özledim ne olur gel dedi.” Çılgınca aşık olduğu kadın onu çağırıyordu, genç adam kayıtsız kalamadı. 27 ekim sabahı  uçakta yer bulamayan Cerdan onu tanıyan bir çifte “Edith Piaf’a aşığım ve o beni çağırıyor, ona gitmeliyim” dedi. Aşıkları kavuşturmak isteyen çift biletlerinden vazgeçerek Marcel’e yerlerini verdiler. Ancak ne yazık ki Cerdan’ın bindiği uçak asla New York’a varamadı. Kaza geçiren uçaktan sağ kurtulan olmadı. Ona kavuşmayı beklediği sabah, ölüm haberini alan Edith, hayatında yaşadığı en büyük ikinci acıyla sarsıldı. Ağrı kesici, alkol ve morfin bağımlısı haline gelen Piaf’ı içinde yaşadığı acıdan hiçbir şey uzaklaştıramıyordu. Daha sonrada hayatına erkekler giren Piaf 20 Eylül 1952’de Fransız aktör ve şarkıcı  Jacques Pilss’le evlendi. Ancak evliliği  bilinmeyen bir nedenden 1956 senesinde son buldu. 1959 yılında rahatsızlanan şarkıcıya 1960 yılında  doktorlar müziği bırak dediler. Ancak bu onun için kabul görülecek türden bir şey değildi. Geçirdiği bir trafik  kazası  sonucu omuriliğini zedeleyen ve yarı kambur olan Piaf, karaciğer kanseri ile mücadele etmeye başladı. Hastalık mı kaybettiklerinin acısı mı bilinmez, kaldırım serçesi yorulmuş ve bitkin bir haldeydi. 1962 yılında kuaförlükten gelen Yunan asıllı genç sarkıcı Theo Sarapo ile evlendiğinde Piaf 46, eşi ise 26 yaşındaydı. Onca yıl yaşadığı tüm acılarından intikam alırcasına vücudunu pervasızca hırpalayan sanatçı 4 trafik kazası, 7 ameliyat , dördü uyuşturucu ikisi sinir olmak üzere 6 kriz geçirmiş ancak hayata karşı tuhaf bir şekilde ayakta kalmış; yaşadığı  hiçbir şeyden pişman olmamıştır. Yüzmeyi ve örgü örmeyi seven Edith, hayatı boyunca mütevazi bir yaşam sürdü. Onun için en eşsiz anlar sahne perdeleri açıldığında dinleyicileri ile buluştuğu anlardı. Dönemin en prestijli mekanları olan Olympia ve Moulin Rouge’da sahne alan sanatçı; geceyi aydınlıksa seven, ölümden yalnızlıktan korktuğu kadar korkmayan, ne olursa olsun aşka inancını kaybetmeyen minik ama güçlü bir kadındı.

Cenazesine binlerce insan katıldı…

10 Ekim 1963’de karaciğer kanserinden en sevdiği renk olan mavi ile hayat bulan gökyüzüne, sevdiklerinin yanına göç ettiğinde 47 yaşında ve sadece 30 kilo ağırlığındaydı minik serçe. Tıpkı onu ölümsüzleştiren lakabı kadar hafif ve narin bir şekilde kanat çırptı sonsuzluğa. Öldüğü duyulduğunda sevenleri gözyaşlarına boğuldu ve kilisenin yapmayı günahkar olduğu gerekçesi ile reddettiği cenaze kortejine katılmak için dünyanın dört bir yerinden Fransa’ya akın ettiler. Piaf’ın cenazesine 100 binden fazla insan  katıldı. Son eşi Theo Sarapo ile dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlığı olan Pere-Lachaise’de yan yana gömülü olan Edith Piaf’ın mezarı yine  bugün en çok ziyaret edilen mezarlardan biri olma niteliğini hala korumaktadır.

Kaldırım serçesi, bu dünyaya biz gelmeden çok önce gelmiş ve gitmiştir. Ancak bugün bile onu dinlerken, bir çoğumuzun anlamadığı sözlerle ruhumuza dokunmaktadır. Sesi ile kulağımızdan girerek yüreklerimizde adeta büyülü bir ahenkle kanat çırpan bu minik kuşun kalp atışlarını hala duyabilirsiniz ve belki de ölümün bile bazı şeyleri tamamen yok edemediğine dair aradığınız kanıtı burada bulabilirsiniz. Size son öğüdü “sev” olan bu kadını dikkate alınız, “Sev”iniz. Ancak bu özel eyleme, kendinizden başlamayı unutmayarak…

Önceki İçerikBüt Dergisi’nin 6. Sayısı Çıktı
Sonraki İçerikTÜRK SİNEMASININ FENOMENİ KEMAL SUNAL VE “MEŞHUR” ÖYKÜSÜ
muugegul@gmail.com'
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğretimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. İletişim sektöründe uzun süre çalıştı. İlkokuldan beri denemeler yazmıştır. Korku sineması ve edebiyatına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Büt Dergisi’nde Sinema ve Mitoloji bölümlerinde yazarlık yapmaktadır.
TEILEN