AŞKIN PLATONİK HALİ SEZAİ KARAKOÇ

0
633
views
AŞKIN PLATONİK HALİ SEZAİ KARAKOÇ - Sezai Karakoç Kimdir? - Büt Dergisi

Türk Edebiyatı’nın en büyük çınarlarından birisidir, Sezai Karakoç. Şiirleri ve özellikle de şiirlerinin efsanevi hikayeleri ile milyonlarca şiir severi kendine hayran bırakan Sezai Karakoç’tan bahsedeceğim  size bu ay ki sayımızda.

Serap Kamacı / serab.5091@gmail.com

Sezai Karakoç, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde hayata gözlerini açarken takvim yaprakları 22 Ocak 1933 yılını gösteriyordu. Sezai Karakoç’un asıl ismi Ahmet Sezai olan şair, ortaokul eğitimine kadar yaşamını Diyarbakır’da sürdürür. Başarılı bir öğrencilik hayatı geçiren Karakoç, 1944 yılında ise ortaokula başlayacaktır. Ortaokul yıllarında Sezai Karakoç için  Diyarbakır’dan ayrılma vakti gelmiştir. Ergani’den ayrılan Karakoç, ortaokul eğitimini tamamlamak için Maraş’a gelir. Burada parasız yatılıda okuyan Karakoç’u ise lise çağında başka bir il beklemektedir. Karakoç yine parasız yatılı liseyi ise Gaziantep’te tamamlar.

ÜNİVERSİTE ZAMANI…

Sezai Karakoç için artık üniversite zamanı gelmiştir. Şairin en büyük isteği Felsefe bölümünü okumaktır. Ancak Sezai Karakoç’un babası onun çok daha farklı bir bölümde okumasını, İlahiyat okumasını ister. Bu durum karşısında Sezai Karakoç İstanbul’a gelir. Sezai Karakoç’un tek amacı hayalini gerçekleştirmektir. Ancak o, bunu tek başına yapamayacağının farkındadır. Bu yüzden çözüm aramaya başlar ve sonunda Siyasal Bilgiler Bölümü’nün parasız yatılı bölümüne başvurur. Ancak her ihtimale karşı yine felsefe bölümüne kayıt yaptırmıştır. Karakoç sınavda başarılı olur ve Ankara Siyasal Fakültelesi’ni kazanır. Şairin en sevilen şiirleri de bu dönemlerde kaleme alınmaya başlanacaktır.

Sezai Karakoç, 4 yaşlarında başlamıştır aslında okumaya. Babasının yardımıyla çok küçük yaşta okumayı söken Karakoç, bu okuma sevdasını yıllar geçtikçe arttırmaya başlar. Lise çağına geldiğinde ise artık şair gerçekten okuma anlamında üst seviyelere ulaşmak üzeredir. Öyle ki hasta yatağında bile sürekli okumaya devam eder. Lise çağında neredeyse Batı Edebiyatı’nın en önemli eserlerini okumuş bir fikri kendisinde oluşturmuştur. Bu dönemden sonra artık yazmaya da başlamıştır şair.

Türk Edebiyatı’nın en büyük çınarlarından birisi, Sezai Karakoç

Her şairin, yazarın, sanatçının insanlar üzerinde bir etkisi vardır elbette ki. Sezai Karakoç da duygularını kağıda döküşüyle etkilemiştir çoğu okuyanını. Herkes kendinden, kendi hayatından, kendi aşkından bir parçacık da olsa his bulmuştur eminim. Şairin artık efsaneleşen hikayesi ile bilinen Mona Roza şiiri de bence bunun en önemli örneği.

1950’li yılların başında yaşadığı platonik bir aşkın şiiri olan Mona Roza, hiç kuşkusuz Türk Edebiyatı’nın  baş yapıt şiirlerinden birisidir. Şiirin içinde ki ahenk, duygu, hüzün aşk hatta duyabilene nağmesi,  derinlere götürüyor insanı. Şiiri anlamak, okumak, dinlemek güzel ama duyabilmek gerçekten duyabilmek sanki şairin anılarına götürüyor insanı.  Karşılıksız bile sevebilmenin kağıda dökülmüş hali olan bu şiiri bence yeni-eski nesil herkesin kesinlikle okuması dinlemesi gerekir.  Neden Mona Roza şiiri üzerinde bu kadar duruyorum veya neden Sezai Karakoç deyince aklıma Mona Roza geliyor bilmiyorum ama eminim çoğu insan için böyledir.

Bilmeyenler için bahsetmek isterim Mona Roza‘nın hikayesinden. Her ne kadar bir kısmının  efsane olduğu ortaya çıksa da, kısmen gerçeğe dayanan bir hikayesi var Mona Roza’nın.

MONA ROZA’NIN HİKAYESİ…

Hikaye göre Sezai  Karakoç 1950‘li yıllarda okulun en popüler ve şımarık kızlarından Muazzez Akkaya’ya aşık olmuştur. Muazzezz’in aksine Sezai içine kapanık, çekingen ve çok fazla özgüveni olmayan bir öğrencidir. Sezai, değil Muazzez ile aşk yaşamak onunla arkadaş olmaya bile cesaret edemez. Aşkına karşılık alamayacağını düşünen Karakoç, içini en iyi şiirleri ile dökebileceğinin  farkındadır. İşte bu yüzden duygularını kağıda dökmeye başlar.

Her şeye rağmen bir gün cesaretini toplayan Sezai Karakoç, duygularını Muazzez Akkaya’ya açar. Ancak Muazzez, Sezai’nin de düşündüğü gibi reddeder Sezai’yi. bu duruma içerleyen Sezai Karakoç bu defa daha büyük bir aşkla sarılır kalemine kağıdına.  Daha sonra sıra okuldan mezun olmaya gelir, Sezai Karakoç’un şiir aşkını bilenler onun törende şiir okuması için ısrar ederler. Arkadaşlarını kırmayan Karakoç sahneye çıkar ve Muazzez’in gözlerine bakarak başlar Mona Roza şiirini okumaya. Şiirin bitmesiyle beraber salonda bir alkış tufanı kopar. Efsaneye göre Muazzez Akkaya, Sezai Karakoç sahneden indikten sonra teklifini kabul ettiğini söyler ancak bu defa reddeden Sezai olur ve Muazzez intihar eder. Ancak daha sonraları bu kısmın sadece bir efsane olduğu ortaya çıkar. Çünkü Muazzez Akkaya, Amerika’da doktor olan kızıyla beraber yaşamaktadır. Sezai Karakoç ise bu aşkın üzerine bir evlilik yapmamıştır.

Sezai Karakoç’un bu büyük aşkı Türk Edebiyat Tarihi’nin en güzel aşk şiirlerinden birinin temelini atmıştır.  Yine söylenenlere göre şairin “Ping Pong Masası” şiiri de Muazzez Akkaya’ya ithafen yazılmıştır. Çünkü Muazzez Akkaya aynı zamanda Ping Pong şampiyonudur. Bu ise yıllar sonra ortaya çıkan Muazzez Akkaya’nın kızı Ayşegül Giray’ın açıklamalarıyla ortaya çıkmıştır.

Mona Roza şiiri

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek…

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller

Önceki İçerikKIZIL KRALİÇE LİLİTH
Sonraki İçerikAKDENİZ’DE TEK NOKTADAN HAKİMİYET: MARE NOSTRUM
serab.5091@gmail.com'
1991 Iğdır'da doğdu. İlköğretimi Zühtü Şenyuva İlköğretim okulunda okuduktan sonra orta ortaöğretimini Mehmet Akif Ersoy Lisesi'nde tamamladı. Eğitim hayatına 3 yıl ara verdikten sonra 2012 yılında Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema bölümünde eğitim görmeye başladı. Okulun yanında 1 yıldır medya şirketinde çalışan Serap, medyada spor alanında çalışmayı planlamakta. Koyu bir Galatasaray taraftarıdır. Büt Dergisi'nde Portre kategorisinde yazdığı yazılarla katkıda bulunmaktadır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here