AKDENİZ’DE TEK NOKTADAN HAKİMİYET: MARE NOSTRUM

0
740
views
AKDENİZ’DE TEK NOKTADAN HAKİMİYET: MARE NOSTRUM - büt Dergisi

Fenikeliler ve Yunanlılar gibi denizci milletler oluşturdukları koloniler ve ticaret ağlarıyla Akdeniz’e yayılmışlardı. Yalnız tam bir hâkimiyetle beraber düzen ortamı oluşturamamışlardır. Çok sesliliğin getirdiği çatışma ortamı ticari ağları baltalıyordu. Akdeniz’de bu çok sesliliğe son verecek olan güç Tiber Nehri kıyılarından yükselen Roma olacaktır. Peki, Roma nasıl doğdu ve Eski Dünya’nın kalbini nasıl kontrol altına aldı?

Vedat Taşkın / vdttskn@gmail.com

BÜYÜK GÜCÜN DOĞUŞUNA İŞARETLER

Romalılar kendilerini Vergilius’un yazdığı efsanevi Troyalı Aineias’ı anlatan Aeneis Destanı ile Troya’ya dayandırmaktadırlar. Aineias’a geleceği konusunda sık sık işaretler verilmiştir. Bu işaretlerde ise Roma’nın belirtilmek istendiğini görmekteyiz. Bunların bazılarını ele alırsak;

Homeros İlyada’da Aineias ile Akhilleus savaş alanında karşı karşıya iken; Tanrı Poseidon’un ağzından “güçlü Aineias kral olacak Troyalılara, kral olacak çocuklarının çocukları.” ( XX. Bölüm 305-308 )

Aineias önderliğinde Troyalılar kendilerine yeni yurt bulmak için Delos Adası’ndaki Apollo Kâhinine danışmışlardır. Kahin onlara “kadim ananı ara, orada yaşayacak Aineias soyu, bütün diğer milletleri dize getirecek.”Bu söz üzerine Aineias’ın babası Ankhises atalarının Girit’ten geldiğini anımsatmasıyla Girit’e yöneldiler. Yalnız Aineias’a rüyasında Troya soyunun asıl kurucusu Dardanos’un ilk göç yerinin Hesperia ( İtalya ) olduğu söylenmiştir.

Yolculukları esnasında yakalandıkları fırtına sonucu Aineiasve yoldaşları Kartaca’ya sürüklenmiştir. Burada Aineias ve Kartaca Kraliçesi Dido arasındaki duygusal yakınlık aylarca hoş vakit geçirmelerini sağlamıştır. Bunun Aineias’ın yazgısına ters düştüğünü gören Jüpiter, ona Mercurius’la bir mesaj göndererek; yüce alın yazısını hatırlayıp yolculuğa devam etmesini buyurdu. Aineias’ın yolculuğa çıkması ise Dido’yu çok üzmüştür. Kraliçe dayanamayıp kendini yakmıştır. Bu ise Kartaca’da Roma için çıkan ilk yangın olmuştur.

Aineias, Troya istilasından kaçanlara önder olup yeni yurt aramaya başlamıştır. Bu doğrultuda Thracia, Delos, Girit, Kartaca gibi yerleri içine alan serüvenler yaşamıştır. Tüm bunların sonunda Tiber Nehri kıyısında Alba Longa’yı kurmayı başararak Roma’nın kaderinde kendi üzerine düşeni yerine getirmiştir.

KURULUŞ

Kuruluşu MÖ 753 yılı olarak kabul görülen Roma’nın ilk adımlarında olduğu gibi kuruluşunda da ilahi temellendirmeye dayanan bir oluşumu vardır.

Rhea Silvia uyurken Savaş Tanrısı Mars’ın tecavüzüne uğrar. Rüyasında ise Silvia kendisini Troya’da görür. Saç tokasını düşürdüğü yerden tıpa tıp aynı iki ağaç biter. Ağaçlardan biri tüm dünyaya gölge vermeye yetecek yüksekliğe ve kalınlığa erişir. Silvia uyandığında ise Romulus ve Remus’a gebe olduğunun farkına varır.

Çocuklar dünyaya geldiğinde ise Numitor’u darbe ile tahttan indiren Amulius, onları bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden Rhea Silvia’yı hapse atıp, çocukları da Tiber Nehri kıyısına bırakır. Burada bir dişi kurt çocukları emzirir. Bir süre sonra çocukları fark eden çoban Faustulus onları alıp büyütmüştür. Büyüyen kardeşler ise darbeci kral Amulius’un yerine eski kral Numitor’un tahta geçmesini sağladılar. Bunun karşılığında büyüdükleri tepelerde Roma şehrini kurmayı başarmışlardır.

MİLETOS FAUSTİNA HAMAMLARI HEYKEL GRUBU
MİLETOS FAUSTİNA HAMAMLARI HEYKEL GRUBU

TEK GÜÇ OLMA SERÜVENİ

Zamanla etkileşimlerle gelişip güçlenmiş olan şehir; ilk olarak Krallık ile yönetilmiştir. Daha sonra Cumhuriyet yönetimine ( MÖ 509-508 ) geçilmiştir.

Roma güç kazandıkça savaşarak yayılmış ve yayıldıkça önüne geçilmez bir güç haline gelmiştir. Zamanla İtalya’da üstünlüğünü kurmuştur. Onların bu güçlenişi, bölgede etkin güç olan Kartaca ile karşı karşıya gelmelerine neden olacaktır. Sicilya’yı kontrol altına almak isteyen Kartaca ile Roma arasında ilk savaş burası için patlak vermiştir. Roma karada, Kartaca ise denizde daha güçlüydü. Birinci Kartaca Savaşı olarak adlandırılan bu savaşı Roma kazanmayı başarmıştır. Böylece Sicilya, Roma’nın İtalya dışında elde ettiği ilk toprak parçasıydı ve burası bir Praetor ( vali ) idaresinde eyalet yapıldı.

İkinci Pön Savaşı’nda ise Kartaca’nın faal olduğu İspanya’da yeniden güçlenmeye başlaması ve Roma’nın bu duruma çıkarları gereği engel olmak istemesi iki tarafı tekrar tutuşturmuştur. Kartacalı ünlü komutan Hannibal ordusunu Alplerden geçirerek Kuzey İtalya’ya girmiştir. Burada karşısına çıkan roma ordularını yenmeyi başarmıştır. Daha sonra Hannibal ülkesine geri dönmüştür.

Roma onur kırıcı duruma cevap vermek için saldırıya geçmiştir. Cornelius Scipo komutasındaki Roma ordusu, önce Kartacalıları İspanya’dan atmış daha sonra Afrika’ya ayak basarak Kartaca’nın kalbine doğru ilerlemiştir. Kartaca yakınlarında Hannibal’i yenilgiye uğratan Roma, zaferi kazanmıştır. Savaşlar sonunda Roma, Batı ve Orta Akdeniz egemenliğini eline geçirmişti. Bir süre sonra Kartaca ile üçüncü savaş patlak verdi. Bu savaşla Kartaca devleti tarihe karışmıştır.

Doğu Akdeniz’de ise Hellenistik Krallıkların varlığını görmekteyiz. Büyük İskender, Pers İmparatorluğu’na son verdikten sonra, ele geçirdiği yerlerde siyasi örgütlenmeyi yapmadan ve olgun bir varis bırakmadan ölmüştür. Ölümünden sonra imparatorluğu parçalandı; bunun sonucunda eski küçük idari birimler geri gelmedi; İskender’in generallerinin yönettiği büyük krallıklar ortaya çıktı. Antik Çağ tarihinin “Hellenistik Çağ” olarak adlandırılan ve İskender’in ölümünden sonra üç yüz yıl devam eden bundan sonraki bölümü, ihtiraslı ve hayatları boyunca büyük orduları yönetecek tecrübe kazanmış bu kişilerin, imparatorluğu bölerek birbirleriyle-  daha sonra ardıllarının kendi arasında- ellerindeki toprakları tutmak ya da genişletmek için yaptıkları amansız savaşların hikâyesidir. Rekabetleri Roma’nın bütün topraklarını tek tek fethetmesine kadar sürmüştür.

Yarım düzine ya da daha fazla rakibin katıldığı ve yirmi yıl süren savaşlar sonucunda, sürekliliğini koruyan sülaleler kurmayı başaran üç kişi kaldı: Yaşlı, “tek gözlü” Antigonos ve zeki oğlu Demetrios, bir süre İskender İmparatorluğunun aslan payını elinde tuttu; fakat onların soyundan gelenler, yani Antigonoslar sonunda sadece Makedonya ve Yunanistan’ın bazı kısımları ile yetinmek zorunda kaldı. Antigonoslar Roma’nın kazanımlarından ve Balkanlarda ilerlemelerinde rahatsız olmuşlardır. Roma, Makedon Krallığına karşı, Yunanistan ve Anadolu’da kendisine müttefikler bulmuştur. Yalnız birinci Makedon savaşını Makedon Krallığı kazanmıştır. Roma, Balkanlardaki bir kısım topraklarından vazgeçmiştir.

Makedon Krallığı yayılmacı bir politika izleyerek Trakya, Ege Adaları ve Anadolu’ya saldırıları, bölgedeki Pergamon ve Rhodos gibi krallıkların, Roma’dan yardım istemesine sebep olmuştur. Bu talebe olumlu yaklaşan Roma, Makedon Krallığına savaş açmıştır. Savaşı Roma orduları kazanarak Makedon krallığını barışa zorlamıştır.

Roma, bu zaferden sonra Yunanistan ve Anadolu’daki kontrol altına almaya başlamıştır. Bu durum Makedon Krallığı ve Roma’yı üçüncü kez karşı karşıya getirmiştir. Bu karşılaşma sonucunda Makedonya, Roma eyaleti yapılmıştır. İskender vassallarından ikinci sırada ömrü itibariyle merkezi Suriye ve Mezopotamya olan Seleukoslar sülalesini görebiliriz.

Roma’nın etkisi doğuya doğru yayılır iken, Hellenistik Krallıklardan Seleukos Krallığı Anadolu’nun batısına doğru yayılmayı hedeflemiştir. Bu durum Seleukos Krallığı ile Roma’yı karşı karşıya getirmiştir. Seleukos Kralı III. Antiokhos Yunanistan’a davet üzerine çıkartma yapmış; Roma ise bu duruma kayıtsız kalmayarak savaş açmıştır. Yapılan savaşta Romalılar üstün gelmiştir. Sonrasında Anadolu’ya çekilen III. Antiokhos’u takip eden Roma ordusu; Manisa yakınlarında, düşmanını bir kez daha yenmiştir. Bu mağlubiyetler sonucunda Suriye’ye sıkışan Seleukoslar MÖ 63 yılında tarih sahnesinden Romalılarca silinmişlerdir.

Seleukoslarında devre dışı kalmasının ardından Büyük İskender’in generallerinin sülalelerince yönetilen krallıklardan sadece Mısır’da hüküm süren Ptolemaioslar kalmıştı. “Boğa Enseli”, çenesi çıkıntılı Ptolemaios, İskender’in fethettiği en zengin ülke olan Mısır’ı gözüne kestirdi, ele geçirdi ve ailesini tahta başarıyla varis yaptı. Ptolemaios’un sülalesi büyük Hellenistik sülalelerin en uzun ömürlüsü olmuştur ve MÖ 30’da Roma ordularının Kleopatra’yı kuşatması ve onun da göğsüne engerek yılanı tutarak intihar etmesi sonucunda egemenliğin Roma’ya geçmesine kadar sürmüştür.

Son Ptolemaios hükümdarı Kleopatra, ülkesini eski gücüne ulaştırmak için çeşitli entrikalara başvurmuştur. Bu doğrultuda Julius Caesar ve ardından Marcus Antonius’u kullanmaya kalkıştı. Yalnız bu durum onun ülkesini Roma’nın etkisine ve ilgi odağına çekmiştir. Özellikle Marcus Antonius ve Octavianus arasındaki mücadele de Kleopatra’nın Marcus ile beraber hareket etmesi; Actium Savaşı ve Octavianus’un Mısır’a çıkartma yapmasıyla devam etmiş ve Mısır’ın Roma eyaleti olmasıyla son bulmuştur. ( MÖ 30 )

ROTALAR ROMA’YA ÇIKAR

Mısır’ın da Roma sınırlarına dâhil olmasıyla Akdeniz bir iç deniz durumuna gelmiştir. İlk defa bir devlet Akdeniz’de tek hâkim olmayı başarıyordu.

Akdeniz’de siyasi hâkimiyeti sağlayan Roma’nın, çıkarları gereği buradaki ticarete müdahale etmesine neden olacaktır. Bunu: Augustus zamanında Roma kenti ve çevresindeki yöre anlaşıldığı kadarıyla en az bir milyonluk ve belki daha yüksek bir nüfusu barındırıyordu. Yerel kaynaklar bu kadar çok insanın geçimini sağlamaya yeterli değildi. Önemli bir fazlalığın olduğu her yerden muazzam miktarda tahıl, yağ ve şarap ithaline gerek vardı ve böyle yerlerin çoğu Güney Akdeniz’deydi. Birinci Pön Savaşı tarih boyunca Akdeniz’in geleneksel tahıl depolarından biri olan Sicilya’nın MÖ 241’de Roma denetimine girmesini sağladı. İkinci Pön Savaşı’yla buna MÖ 200’de İspanya’nın güney ve doğu kesimleri, asayişin sağlanması halinde özellikle zeytinyağında büyük tarımsal fazla verebilecek bir bölge katıldı. Üçüncü Pön Savaşı MÖ 146’da Kartaca devletinin asıl yurdu olan Afrika’yı kazandırdı; agronomi üzerine sonradan Latinceye çevrilen eksiksiz bir teknik literatüre sahip olan Kartacalıların geniş çapta tarım yaptığı bu bölgenin zengin bir tahıl ve yağ potansiyeli vardır. Daha sonra MÖ 30’da Kleopatra’nın ölümü üzerine, Eski Ahit döneminde bile tahıl bolluğuyla özdeşleştirilen Mısır, Roma imparatorlarının soydan gelme mirasının neredeyse bir parçası haline geldi.

Roma, İskenderiye, Kuzey Afrika ve İspanya’dan gelen ticaret yolları aracılığı başta olmak üzere, denizden gelen ürünlerle beslenmekte ve varlığını sürdürmüştür. Ta ki bu durum kavimler göçünün etkisi ve içteki bozulmalar oluncaya kadar değişmeden devam etmiştir.

AKDENİZ’İN GÜVENLİĞİ

Roma’nın denizlerde rakiplerin varlığına hoşgörüsüzlüğü, MÖ 3. yüzyılda Birinci Pön Savaşı sırasında kurduğuna benzer büyüklükte bir savaş donanmasını MÖ 2. ve 1. yüzyıllarda da sürdürmesi sonucunu doğurmadı. Bunun yerine Güney İtalya’nın Yunan devletler arasındaki denizci bağlaşıkların ve Lucullus ve Pompeius gibi komutanlarca yürütülen Doğu seferlerinde de Ege ve Levant’taki bağlaşıkların, yani Doğu’nun geleneksel denizci devletlerinin gemilerine dayanma yoluna gitti. Bizzat Roma’ya ait deniz filolarının yokluğu ve denizlerde bir tür kolluk görevini yerine getirmiş olan Rodos’un gücünün kırılması gibi keyfi Roma politikaları, korsanlığın gittikçe güçlenmesini getirdi. Güney Anadolu’daki Kilikya’da bulunan ana korsan üslerini dağıtmaya yönelik Roma çabaları gevşek ya da yetersiz olduğundan, korsanlık MÖ 1. yüzyılda bir tehdit kaynağı haline geldi. Tiber Nehri’nin ağzında, Roma’ya yalnızca 20 km uzaklıkta olan Ostia gibi bir İtalyan limanı bile MÖ 87’de korsanların saldırısına uğradı. Roma’nın kaldırabileceği bir durum değildi bu. Akdeniz’i korsanlardan temizlemesi için, Pompeius’a MÖ 67’de kapsamlı özel yetkiler tanındı. Pompeius bu görevi altmış gün içinde yerine getirdi. Korsanlık tamamen ortadan kalkmasa da, izleyen dört yüz yıl boyunca Akdeniz’de bir daha önemli bir boyuta varmadı.

Korsanlarında etkisiz hale getirilmesi siyasi hâkimiyeti pekiştirmiştir. Böylece deniz güvenliği sağlamlaştırılmış ve gemilerin rahatça seyir alacağı ortam oluşturulmuştur. Bu durum ticarette atılıma da sebep olacaktır. Bunların yanında Romalıların Akdeniz için Mare Nostrum ( Bizim Deniz ) diyecekleri durum ortaya çıkmıştır. Bu terimin kullanılması Roma’nın Akdeniz’deki hâkimiyetinin açıkça göstermiştir. Rhea Silvia’nın rüyasında ya da kehanetlerde belirtildiği gibi Roma büyük bir güç olmuş; Eski Dünya’nın kalbi Akdeniz havzasını bayrağının gölgesinde bırakmayı başarmıştır.

Roma İmparatorluğu’nun azametini ve edebiliğini yücelten Livius’un yazdığı tarih ( Romulus ve Remus kardeşlerin Roma’yı kurmasından Caesarlara kadar ) ve Vergilius’un yazdığı Aeneis Destanı gibi eserler, Romalıların efsanelere pragmatik bakışını ortaya koyar. Bu eserler Roma Devleti’ni ayakta tutmak, coğrafi ve kültürel yayılımını meşrulaştırmak için kullanılmıştır. Böylece Roma, geniş coğrafyalara yayılmış siyasi egemenliğinde halkları kontrol ederken, birçok krallık ve imparatorluk gibi kendini ilahi seçilmiş olarak kabul ettirme yoluna gitmiştir. Bu da yönetiminin uzun vadeli ve kabullenici olmasına katkı sağlamıştır.

KAYNAKÇA

AĞAR, Belkan, Antikçağ’da Deniz Gücü ve Önemli Deniz Savaşları, YayınlanmamışYüksek Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2007.

Bulfinch, Thomas, Bulfinch Mitolojisi, Pinhan Yayınları, İstanbul, ?.

CASSON, Lionel, Antik Çağ’da Denizcilik ve Gemiler, Gürkan Ergin, Homer Kitabevi, İstanbul, 2002.

Geoffrey Rickman, ”Mare Nostrum’un Yaratılması”,Tarih Boyunca Akdeniz Uygarlıkları, David Abulafıa, Oğlak Güzel Kitaplar, İstanbul, 2005.

Mario, Torelli, “Deniz yolları için savaş”, Tarih Boyunca Akdeniz Uygarlıkları, David Abulafıa, Oğlak Güzel Kitaplar, İstanbul, 2005.

Marlene, Suano, “İlk Ticari İmparatorluklar”, Tarih Boyunca Akdeniz Uygarlıkları, David Abulafıa, Oğlak Güzel Kitaplar, İstanbul, 2005.

TEKİN, Oğuz, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yayınları, İstanbul, 2008.

Önceki İçerikAŞKIN PLATONİK HALİ SEZAİ KARAKOÇ
Sonraki İçerikSIRADIŞI 10 KÜTÜPHANE
vdttskn@gmail.com'
3 Kasım 1990 tarihinde Küçükçekmece/İstanbul’da doğdu. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tarih Bölümünü bitirdi. Daha çok Eski Çağ tarihine ilgi duymaktadır. Kitap okumak, spor yapmak gibi çeşitli hobileri vardır.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here