27 Yıldır Süregelen Acı: Hocalı Katliamı

0
48
views

Bugün 26 Şubat 2019, Hocalı Katliamı’nın 27. Yılı…

Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından uluslararası bir krizin başlangıç noktası oldu. 1830 yılında Dağlık Karabağ nüfusunun %65’ini Azeriler, %35’ini Ermeniler oluşturuyordu. Kafkasya’da Hristiyanlardan oluşan bir tampon bölge oluşturmak isteyen Rusya’nın teşvikleri sonucu bölgedeki Ermeni nüfusu 1880’de %53’e ulaştı. Bu oran SSCB dağılmadan hemen önce, 1989 yılında %77’ye yükseldi.

Sovyetler Birliği’nin son dönem başkanı Mihail Gorbaçov, Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesini sıklaştırması üzerine Bakü’de 20 Ocak 1990 tarihinden itibaren olağanüstü hal oluşturulmasına karar verdi. Gorbaçov’un 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanunla Azerbaycan’da bütün bölgelerinde av silahları dahil olmak üzere, tüm silahlar; hançerler dahi toplatıldı. Karabağ Ermenilerinin lideri Ter-Petrosyan ise Moskova’nın “anlayış göstermesini umarak” bu hükme uymamıştır. Bölgedeki Azeriler silahsızlandırılırken Ermenilerin elindeki silahlar olduğu gibi korunmuştur.

Nüfus çoğunluğunu sağlayan Ermeniler, hukuken Azerbaycan’a ait olan bölgede hak iddia etti. Gorbaçov’un çıkardığı kanunla Azerilerin eli de zayıflamıştı. Karabağ Savaşı başladı.

Savaş sırasında 366. Rus Motorize Alayı tarafından desteklenen Ermeni birlikleri, 26 Şubat 1992 günü abluka altında tuttukları Hocalı kasabasına girerek resmî rakamlara göre 106’sı kadın, 63’ü çocuk, 70’i yaşlı toplam 613 kişi katletmiş; 76’sı çocuk 487 kişiyi ağır yaralamış, işkenceye maruz bıraktığı 1.275 kişiyi esir almıştır. Esir alınanlardan 150 Azerbaycan Türkü hâlen kayıptır. Gayriresmî rakamlara göre ise katledilen Azeri sayısı 1.300, yaralı sayısı ise 1.000’in üzerindedir. Katliam nedeniyle 25 çocuk hem öksüz hem yetim, 130 çocuk da öksüz veya yetim kalmıştır. Hocalı Katliamı’nın 27. yıl dönümüne girilirken hukuken Azerbaycan’a ait olan Dağlık Karabağ -Azerbaycan topraklarının beşte biri- hâlen Ermenistan işgali altında. Hocalı Katliamı’nın sorumluları bugüne kadar herhangi bir cezai sürece tabi tutulmuş değil ve işgal edilen topraklardan kaçan 1 milyon Azeri, “göçgün” statüsünde yaşam mücadelesi veriyor.

Acısı asla unutulmayacak olan Hocalı Katliamı’nın tanıklarının anlattıkları ise vahşeti tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor:

“Canlı canlı çocuğun derisini soydular. Başının, yüzünün, karnının, kollarının, bacaklarının dersini soydu. Dersini soyduktan 7 dakika sonra o çocuk öldü. Mescide gittim. Mescit ölülerle doluydu ve sınırdan biz o ölüleri taşıyıp kefenlenip kabirlerinin kazılması için mescitlere yığıyorduk. O cesetleri görünce dehşete kapıldım. Onların başlarının derisi soyulmuştu. Beyinleri parça parça edilmişti. Gözleri çıkarılmıştı. Kızların göğüsleri kesilmişti. Hamile kadınların karınları süngülerle delik deşik edilmişti.” (Mubariz Allahverdi-Hocalı Katliamı Tanığı)

“Sovyet askerlerine inanır, güvenir ve onları severdik. Ama Hocalı çocukları, bir gün Rus askerlerinin onlara ateş edeceğini nerden bilebilirlerdi ki. Hocalı çocuklarına vatanperver duygular aşıladım, onları hayata hazırladım. O çocukların bir çoğu o gece öldü. İnsanlar akıllarını yitirdi. O kadar sarsıldılar ki birbirlerini tanımıyorlardı bile. Ben o gece annemi ve akrabalarımı kaybettim. Mescitteki cesetlerin arasında bir çocuk vardı. Ona iki kere ateş açılmıştı.” (Seriyye Müslümkızı-Hocalı Katliamı Tanığı)

“Ermeniler her taraftan bizi ateşe tuttular. Annemi vurdular. Annem başından vuruldu ve yere uzandı. Eğildim, annemi kucakladım. Biz kalsaydık, bizi de öldüreceklerdi. Annemi bırakıp gitmek istemedim. Bizi esir aldılar. İnsanlara büyük işkenceler yaptılar. Babamı, kardeşlerim ve benden ayrı bir yere götürdüler. Babamı, bizi gözlerinin önünde diri diri yakmakla tehtit ediyorlardı. Daha sonra hiç babamı görmedim.” (Hazangül Emirova-Hocalı Katliamı Tanığı)

“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlardan tipi altında Ağdam’a ulaşabildiklerinde çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları kangrenden dolayı kesildi. Hocalı ile Ağdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.” (Katliama tanık olan bir gazeteci)

“Pek çok savaş öyküsü dinledim, faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı’daki gibi bir vahşete hiçbir yerde rastlamadım.” (Fransız gazeteci Jean-Yves Junet)

“Gördüklerimiz karşısında Reuters muhabiri Elif Kaban ve eşim Hicran, donup kaldılar. Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekmesini sağlamak için onu objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. (Amerikalı gazeteci Thomas Goltz)

“Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, 2 Mart günü Hocalı’nın 1 kilometre batısına 100 Azeri cesedini getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşlarında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Yaralarına, soğuğa ve açlığa rağmen hâlâ yaşıyordu. Çok zor nefes alıyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir Ermeni asker onu tuttuğu gibi oradaki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. O sırada sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim. Yapabileceğim bir şey yoktu. (Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, For the Sake of Cross)

“…Helikopterden bakıldığında bazı Azeri mültecilerin kaçmak istedikleri, ancak tüm çabalarına rağmen sonunda yakalanarak öldürüldükleri açıkça görülebiliyordu. (The Economist)

“Biz Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişti. Türk çocuğu çok ses çıkarmasın diye, Haçatur çocuğun anasının kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Daha sonra 13 yaşındaki bu Türk’e onların atalarının bizim çocuklara ettiğini ettim. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybederek dünyasını değiştirdi… Haçatur daha sonra ölen Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türk ile aynı soydan olan köpeklere attı.” (Zori Balayan, Ruhumuzun Canlanması)

“Karın eridiği dağ yamacının gölgesinde, sararmış otların üzerinde insan cesetleri vardı. Büyük bir alan kadın, yaşlı ve çocuk cesetleriyle doluydu. Ölü bedenler arasındaki ninesine sarılmış küçük kız cesedi, insanı yakan bir manzaraydı. Beyaz saçlı, başı açık ninenin yanına küçük kız uzanmıştı. Nedense onların ayaklarını dikenli tellerle bağlamışlardı. Ninenin elleri de bağlıydı. Her ikisinin kafasında kurşun yarası vardı. Yaklaşık dört yaşlarındaki kız çocuğu hayatının son anında ellerini ölmüş ninesine uzatmıştı. Bu sahneden o kadar etkilendim ki, kamerayı bile unuttum…” (Yuri Romanov, Ben Savaşı Çekiyorum)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here