117 YILLIK ÇINAR PANDO KAYMAK KAHVALTI DÜKKANI

0
153
views
Beşiktaş Pando Kaymak Kahvaltı Dükkanı - Büt Dergisi

Adeta ulu bir çınar, Pando Kaymak Kahvaltı Dükkanı. Az değil tam 117 yıldır özünü yitirmeden Beşiktaş çarşıda insanlara hizmet etmeye devam ediyor. Her sabah taptaze kaymaklar çıkarılıyor tezgaha. İlk kurulduğunda ismi Hayat Süthanesiymiş. Daha sonraları ise ismi Pando Kaymak olarak değiştirilmiş. Adından da anlaşılacağı üzere burası yıllardır var olan bir kaymakçı. Ama sadece kaymak değil, bunun yanında size farklı lezzetlerde sunuyor.

İstanbul’da olup Beşiktaş’a yolu düşünler kim bilir kaç kez Pando Kaymağın önünden geçmiştir ama fark etmemiştir. Çünkü burası yeni nesil kahvaltı mekanları gibi gösterişli, şatafatlı değil. Kendi halinde küçük, sevimli, samimi ve salaş bir mekan. Aslında görünüşüyle de dikkat çekmesine hiç gerek yok. Çünkü onu farklı kılan sunduğu tatlar.

Kapıdan içeriye girdiğiniz zaman önce yüzünüze süt kokusu vuruyor. Kapının hemen sol tarafında ise yumurtaların, balların ve servis edilmek üzere bekleyen kaymakların yer aldığı üç kısmı çatlamış mermer tezgah bulunuyor. Tezgahın alt kısmında ise ahşaptan yapılmış eski dolap ve çekmeceler yer almakta. İçerisi öyle çok büyük bir yer değil. İçeride ikisi sağ tarafta ikisi sol tarafta olmak üzere dört adet masa yer almakta. Bunlardan iki tanesi eski masa; ahşap bacaklı mermer masalar. Diğer ikisi ise daha sonradan yenilenmiş yeni tahta masalar. Dükkanın vitrin çerçeveleri çok eskidiği, kırıldığı için değiştirilmiş. Değişmeden önce ahşap çerçeveymiş. Şimdi ise alüminyum çerçeve. Ancak bu çerçeveyi ve içerideki iki masayı değiştirdiği için müşterileri Pando Amca’ya kızmışlar. İşte bu yüzden kırık mermer tezgahı değiştirmiyormuş. Çünkü insanlar burayı kendi özüyle, doğal haliyle seviyorlarmış.

Dükkanın duvarlarında çerçeveletilmiş birçok gazete ve dergi kupürü bulunmakta. Bunlar sadece bizim kendi basınımızda çıkmış yazılar değil. İngiliz dergisi Wallpaper, bir Alman gazetesi ve İsrailli bir profesörün yazıları da bulunmakta.

Sabahları taze bal-kaymak ikilisi yemek isteyenlerin uğrak yeri burası. İster içeri geçer kahvaltınızı edersiniz; isterseniz de geçerken kapıdan uğrar yarım ekmek arası bal-kaymak alır yolunuza devam edersiniz. Kahvaltı seçeneği sadece kaymak değil tabi ki. İsterseniz balın, kaymağın yanına; tereyağı ile yapılmış peynirli, sucuklu ya da sade sahanda yumurta; yanına domates, salatalık, peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı tabağı; veya mis gibi bir melemen alabilirsiniz. Bunların yanına da ılık bir süt ya da sıcak bir çay alabilirsiniz.

Başta da dediğim gibi dükkanın ilk ismi Hayat Süthanesiymiş. Daha sonradan mecburi değişiklik yapılmış ve şuan ki adı olan Pando Kaymak Kahvaltı Dükkanı olmuş. Dükkanı şuan üçüncü kuşak olan 87 yaşındaki Pando Sestakov işletiyor. Dükkanı eşi, iki çocuğu ve iki yardımcısı ile birlikte çekip çeviriyorlar.

Pando Amca şakacı bir yapıya sahip. Müşteriler hesap öderken bütün para verenlere ‘bir dahaki geldiğinde üzerinde bozuk para bulundur’ dermiş. Ya da hesap ödenirken çift olanlara, parayı erkek verdiyse para üstünü kadına, kadın verdiyse para üstünü erkeğe verirmiş bilerek. Yani tamamen işe biraz eğlence katmak amaçlı yapılan şeyler. Ama onu ilk defa görenler bazen bu durumu yanlış anlayabiliyor. Bu arada Pando Amca laf arasında ‘Benim asıl mesleğim tornacılık, ben torna ustasıyım. Tam yirmi yıl bu mesleği yaptım. Babam artık bırak o işi gel burada dükkanın başında dur dedi. Bende öyle yaptım’ diyor. Birde Pando Amca altı dil biliyor. Bulgarca, Rumca, Türkçe, Fransızca, Ermenice ve Kürtçe. Bütün dilleri tabi ki dört dörtlük bilmiyor ancak kendine yetecek kadar bir bilgiye sahip. Bazen dükkana yabancılar geldiği zaman bir iki cümle onların dilleriyle konuşabildiğini, yabancılar duyduğunda şaşırdığını söylüyor. Belki de akıllarından şöyle bir şey geçiriyorlardır ‘Bu yaşta biri ve küçük bir kahvaltı dükkanı işleten kişi bunları nereden biliyor’ diye. Ama hayat bu kimin kendini nasıl geliştirdiği bilinmez.

Pando Amca dükkanın kuruluşuyla ilgili birkaç bir şey söylüyor: ‘‘Bu dükkanı 1895’de Beşiktaş’a dedem açtı. O zamanlar bizim Emirgan’da mandıramız vardı. Aşağı yukarıda 150-160 hayvanımız vardı. Mandıradan alınan süt, yoğurt ve kaymak bu dükkanda satılmaya başlanmış. O dönemlerde Çırağan Sarayına, Ihlamur Kasrına’da biz veririrdik yoğurdu, sütü, kaymağı.

Ben bunlardan sadece Dolmabahçe Sarayını hatırlıyorum. Hatta bir keresinde hiç unutmam mutemet, para almak için Dolmabahçe Sarayına giderken bende takıldım peşine. O zaman altı yedi yaşlarındayım. Saraya arkadan girerken arada bir boşluk vardı şöyle eğildim baktım. İleride masada biri oturuyor. El salladı, koştum gittim yanına. Dedi ‘kime geldin’ cevap vermedim, konuşmak yok bende. Eliyle başımı okşadı ben kaçtım. Mutemet ‘nereye gidiyorsun, kimdi o biliyor musun?’ Dedim, nereden bileyim. ‘Atatürk’tü o’ dedi. ‘Sustum baka kaldım sadece.’

İstanbul’un kalabalığı, yorucu bir şehir hayatı var. Her şeyin fabrika üretimi olduğu bir zamandayız. Buna rağmen bizi eskiye götürecek, iki çift laf edebileceğiniz, ev yapımı kaymak, taze yumurta yiyebileceğimiz bir yer var. Belki deniz kıyısındaki mekanlar gibi boğaz manzarası yok ama tarihi, sıcaklığı, samimiyeti ve tazeliği var. Bir sabah yolunuz Beşiktaş’a düşerse buraya mutlaka uğrayın derim. Burada kahvaltı etmeden bu diyardan göçüp gitmeyin.

Önceki İçerikGÜNLERDEN TİYATRO
Sonraki İçerikKRALIN GÜZELLER GÜZELİ EŞİ NEFERTARİ
emreceylan_91@hotmail.com'
1991 İstanbul doğumlu. Orta öğrenimini Gazeteciler Cemiyeti İlköğretim okulunda tamamladıktan sonra lise eğitimini Sefaköy Lisesi’nde bitirdi. Üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde okudu. Marmara İletişim Haber Ajansı’nda (MİHA) 1 buçuk yıl muhabirlik yaptı. Yazdığı yazılar ve yaptığı haberler birçok değişik haber sitesinde yayınlandı. Büt Dergisi’nde yazı işleri sorumlusu ve dergide “Yaşamın İçinden” bölümünün yazarı.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here